Altyapı Velisinin Hayatta Kalma Kılavuzu:)))
Bu yazıya başlamadan önce şunu belirtmek isterim ki aşağıda yazdıklarım benim gözlemlerim, yaşanmışlıklarım yada çevremdeki dostlarımın yaşanmışlıkları ve etraflarında gelişen olaylar sonucu vardığım neticelerdir; bu edindiğim neticeleri biraz gerçekçi biraz da mizahi olarak ele almaya gayret ettim. Herkesin aynı olayları yaşayacağına dair bir iddiam yoktur, yaşanılan olaylar farklı insanlar üzerinde farklı refleksler geliştirir; bazı insanların algıları ne yazık ki çok kapalı, bu nedenle herkesin aynı sonuçlara varması imkansızdır ve zaten gerçeklikle de çelişir; ama siz siz olun algılarınız açık olsun, tavsiye…
Kızımın Fenerbahçe Dereağzı Voleybol Spor okulu ile altı yaşında iken başlayan ve bir yıl sonra Fenerbahçe Altyapısı ile devam eden, mini kategorisinden başlayıp her yaş grubunda formasını terlettiği, gururla kaptanlığını yaptığı Fenerbahçe Altyapısında geçen on yıllık serüveni yada tüm ailenin beraber koştuğu maraton yarışı. Sabahın köründe antrenman koşturmaları, şehirler arası maçlar, buz tutmuş salonlar, galibiyetler, kupalar, mağlubiyetler, sevinç, hüzün; bazen simsiyah bazen bembeyaz günler, bu arada gri günlerimiz de var elbet. Bu emeğin bir çok mutlu anlar, madalyalar, şampiyonluklar vb.ile taçlandığı zamanlar ki işte bunlar hep göz önünde olan ve insanlara referans olan haller ve inanın ki bu upuzun maratonun ancak beş yüz metresi falandır bu sözü geçenler , diğer kısımları hiç de bu kadar keyifli değildir, sonsuz emek ister bu işler. Dışarıdan bakınca şaşaalı, “Ne güzel, valla bizimkinin de oynamasını çok istedik ama” gibi lafları bolca etraftan duyduğunuz bir maraton, eğer başarı da gelir ise ki- çok göreceli- tadından yenmez. Peki ya süreç, ilişkiler filan falan? Çocuklar idmanlarda mücadele verirken, ter akıtırken ya veliler; işte orası apayrı bir savaş alanı belki de hiç bulaşmasanız çok daha iyi olacak olan kısım, esaslı bir tiyatro sahnesi.
Eğer siz de; Cumartesi-pazar sabahları gün ağarmadan uyanmaya, çocuğu okuldan koşa koşa alıp hafta içi akşam yada akşamüzeri yada gece yarısı idmanına yetiştirmeye, eve gelir gelmez (kulübün binlerce malzeme vermediği gerçeğiyle) kirlileri hemen makineye atıp yıkamaya sonra da kurutmaya ( Bir süre sonra hem de çok kısa bir süre sonra hemen hemen her gün antrenman moduna geçildiğinden dolayı), gecenin bir yarısı bitmeyen ödevleri tamamlamaya, salon kapılarında saatlerce beklemeye ve adını bile daha önce duymadığınız semtlerin salonlarında, bir önceki maçlar uzadığı için 2-3 saat gecikme ile başlayan maçları beklemeye, yenilen çocuğunuzun mutsuzluğuna, veli kulislerine hazır değilseniz hiç girmeyin bu işlere, hem sonuca gitmek de çok zor; oyuncu havuzu o kadar geniş ki öyle dışarıdan görüldüğü gibi gül bahçeleriyle dolu bir süreç değil bu, neredeyse her on kız çocuğundan yedisinin voleybolcu olmak istediği bir ülkede yaşıyorsunuz bunu unutmayın; baştan sona tüm süreçte velinin de en az sporcu kadar psikolojisini sağlam enerjisini tam tutması lazım, bu net!
Eğer bu maratonu göze aldıysanız, parlatılmış cila laflara değil, gerçeklere kulak verin. İşte altyapı voleybolunun unutulmaz “tipleri” ve asla bitmeyen entrikaları, tecrübem ile sabittir.

“Aşırı Samimiyet Tezgahı”: Takıma Yeni Geldiğinizde İlk Koşanlardan Arkanıza Bakmadan Kaçın!Biz bu durumu yaşamadık çünkü daha çok ufaktık; yani bu bize rakip olmaz zaten de demiş olabilirler :)) Ayrıca ben de kulübün eski sporcu olduğum için bana pek bulaşan olmadı, benim çevrem nedeni ile etimden sütümden faydalanmayı, beni sağlam müttefik yapmayı tercih ettiler :)))ama ilerleyen yıllarda dedikodu malzemesi biz de olduk tabii ki, sırtımız bıçak darbeleri ile dolu:)))
Altyapı salonuna yeni adım attığınız an, tribünde, kapıda, kafeteryada avını bekleyen bir “karakter” hemen kokunuzu alır. Yanınıza ilk koşan, size kucak açan, kahvesini ikram eden ve daha adınızı soyadınızı yeni öğrenmişken takımın tüm sırlarını, hocanın kiminle küs olduğunu, hangi velinin kimin kuyusunu kazdığını ballandıra ballandıra anlatan o veli var ya! İşte arkanıza bakmadan kaçmanız gereken ilk insan odur. O aşırı samimiyet maskesinin altında, sizi kendi dedikodu çetesine üye yapmaya çalışan, yarın öbür gün o anlattığı “sırları” sizin ağzınızdan çıkmış gibi hocalara ve yönetime taşıyacak profesyonel bir ajan yatar. Yeni velinin acemiliğini ve saf iyi niyetini sömüren bu tuzağın farkına erken varan, yırtar.
Evdeki Hesap: Gizem Örge mi, Melissa Vargas mı? (Spoiler: İkisi de Değil!) Altyapı tribünlerinde oturup da “Benim çocuğum aslında dünya yıldızı ama buradakiler harcıyor” sanrısıyla yaşamak, bu camianın en yaygın akıl hastalığıdır. Her maç sonu tribünde kahve içerken dinlersiniz: ” falanca getir kızı dedi falanca kulüp istedi ama biz kulübümüze sadık kalmak istedik…” Çocuğun antrenörü daha topa düzgün vurabildiğini yeni fark etmişken, velinin gözünde çocuk şimdiden millî takımın vazgeçilmezi, kürsünün baş aktörüdür. Herkesin çocuğu kendince bir Gizem Örge, bir Melissa Vargas! İşin aslına bakarsanız, ortada ne o devasa teklifler vardır ne de kulübün o çocuk için yatıp kalktığı bir durum. Çoğu zaman çocuk sahada topu oyunda tutmaya çalışırken, tribündeki anne-baba zihninde çoktan olimpiyat madalyasını boynuna takmıştır.
“Her Şey Torpil!” Diye Bağırıp, Asıl Kanal Açma Peşinde Koşanlar Tribünün en popüler karakteri kimdir bilir misiniz? Tabii ki “Torpilcibaşı”. Kendi çocuğu ilk altıya giremediğinde ya da hocanın gözüne giremediğinde derhal başlar: “Aman efendim burası torpilsiz dönmez, biz hak ettiğimiz halde harcanıyoruz!” İşin en acı komedisi nerede biliyor musunuz? Bu “torpilli” yaftasını en çok basanlar, o güne kadar herkesten önce kulüp yöneticilerinin kapısında yatan, hoca favorisi olmak için takla atan, hatta “arkadan kanal açmak” için telefon rehberindeki tüm eş-dost bağlantılarını tüketenlerin ta kendisidir. Kendi beceriksizliklerini ve çocuklarının yetersizliğini örtmek için buldukları en konforlu kalkan, o zehirli “torpil” kelimesidir. Gerisi mi? Bilinmiyor.
Sofra Arkasından Düşmanlığa: Omurgasızlığın Kitabını Yazanlar Evinizde oturup çayınızı içen, sofranızda yer alan, en samimi dertlerinizi dinleyen o insanlar; ne zaman ki işleri istediği gibi gitmez ya da yollarınız ayrılır, bir anda size düşman kesilirler. Aynı salonda, aynı koridorda karşılaşsalar dahi kafalarını çevirip tek bir “merhaba” bile etmezler. Çünkü omurga, bu tribünlerin en lüks ve en az bulunan aksesuarıdır. Menfaatleri varken kapınızda yatanlar, işler değiştiğinde yok olmaya ve yabancı rolünü oynamaya programlanmıştır.
Sahte Savaşlar, Dereağzı Kapıları ve “Ne Yaman Çelişki!” Altyapıda Fenerbahçe, Vakıfbank, Eczacıbaşı gibi büyük kulüplerde oynamak her zaman ayrı bir prestij meselesidir ve bu takımlara karşı oynayıp maç kazanmak da görece daha kendi yağı ile kavrulan takımlar için büyük bir reklam malzemesi. Bu tip takımlarla oynanan bazı maçlar vardır ki, iş spordan çıkıp akıl tutulmasına döner. Reklamını yapma peşindeki kurucu, antrenör, kulüp sahibi ya da her kimse; küçücük çocukların maçına deli gibi taşıma seyirci yığar, hafta boyunca velilere bu maçın ölüm kalım maçı olduğunu ve tam destek sağlamaları gerektiğini empoze eder, salonu adeta bir savaş alanına çevirmek için elinden gelen tüm organizasyonu yapar ve o minik zihinleri nefretle doldurur; servis atılırken yuha çektirmeler, koca koca velilerin kendi çocuğu ile aynı yaştaki diğer takım oyuncusunun servislerini yuhalaması, hakemi baskı altına alma gayreti, bir altyapı maçı için abartılı hareketler; kendi takımını destekle tabii ama diğer takıma müdahale etmeye başladın mı işin şekli değişir. Ne yazık ki bu işi organize eden kulüp yetkilisidir ve tatsız bir sonuç çıkınca hep almaza yatan da yine aynı şahıslardır. Altyapı maçına futbol seyircisini dolduranları gördük bu salonlarda ve devam da ediyorlar bunu yapmaya; kimseden habersiz gelmiyor o taraftarlar oraya, bir sıkıntı çıkar ise hesabını kim verecek, arama tarama da yok altyapı maçları girişlerinde, adamlar ellerini kollarını sallaya sallaya salona giriyorlar, çocuğunun maçını izlemeye gelen velilere küfür ediyorlar ; hadi biri çıksın yok öyle bir şey desin, diyemezler her takım değil ama bunu yapanlar var ve herkes biliyor kim olduklarını, organize edenler belli; birkaç aklı evvel hoca filan falan, bunların içinde o grupları gazlayan veliler de var tabii, neler gördük neler, altyapı maçı yahu bunlar biraz sakin olun! Yandaki salonda oynanan erkek voleybol maçından çıkıp altyapı maçı oynanan salona gelen ve ezeli rakibi takımın altyapı maçında koro halinde küfür edenler ve onlara katılan veliler gördü bu gözler; reziller…Yani bütün veliler bu tezgaha uyuyor demiyorum muhakkak; ama kötüler ne yazık ki iyilere baskın çıkıyor bu işlerde, daha ne berbat olaylar var ama geçiyorum çok uzar o zaman yazdıklarım, her birine değinmek zor. Tribünde birbirlerini yiyen, ‘vur kafasına, yuhhhhh, patates bunlar, ismi büyük sadece, filede top’ diye yırtınan ağzından köpükler saçan tipler, o zavallı zihniyet, işin en komik yüzünü maç bittikten sonra gösterir; o rezillikleri yapan takımın yöneticisine veya o tükürükler saçarak maçı savaş alanına çeviren velilerden birine gidin, “Sizin kızınızı çok beğendik, Fenerbahçe’ye/ ya da vb. alalım” diyerek teklif yapın ; o tükürükler saçan veli, takım otobüsünden önce Dereağzı’nın kapısında biter ve büyük bir riya ile tabiri yerinde olur ise kulübün kapısında yatar sonra da takıma ve gruba kabul görmek için antrenörlere, velilere yaltaklanır, o takımın yönetici de ‘bilmem ne kızımızı falanca kulübe yolladık yolu açık olsun’ diye post atıp reklam kasar, ikiyüzlü zavallılar; Allah aşkına nasıl insanlarsınız siz?!
Tribün Siyasetinin Kurbanı Çocuklar: Topa Değil, Üç Kâğıda ve Yalakalığa Çalışan Beyinler Asıl facia nerede biliyor musunuz? Evde o kadar çok dedikodu yapılıyor, masalarda o kadar zehirli kulisler dönüyor ki; o küçücük çocukların akılları voleybola, topa, spora değil, tamamen üçkâğıda ve hocalara yalakalığa çalışmaya başlıyor. Daha 13-14 yaşındaki çocuklar; sahada nasıl pas alacağını değil, hocanın gözüne girmek için nasıl takla atacağını hesaplıyor. Veliler maç çıkışı hocaya kahve ısmarlamak, antrenmanda yalakalıkta yarışmak için birbirini ezerken; evde de çocuğa “Bak hocanın gözüne gir, o ne derse baş üstüne de” talimatı veriliyor. Çocuğun tek derdi oyununu geliştirmek olması gerekirken; aklı elli türlü dalavereye çalışıyor. Sonra da o çocuklardan dürüst, karakterli sporcular olmasını bekliyoruz.
Forma Değişince Karakter Değiştirenler ve Profesyonel Mağdur Edebiyatı Bir sene bir takımda omuz omuza çarpıştığınız insanlar; sene gelir başka bir kulübe geçerler ya da geçmek zorunda kalırlar. O güne kadar formasını terlettiği takımı ve eski arkadaşlarını bir anda “düşman” ilan ederler çünkü gönderilmişlerdir ve bu gönderiliş kesinlikle haksız yeredir! Yeni gittikleri kulübün velilerine şirin görünmek için “Eski kulübümüzde önümüzü kestiler, mağdur edildik” edebiyatı yaparlar, tüm sırları dökerler yalan dolan bile olsa ilgi görür böyle havadisler veliler arasında; o şöyle, bu böyle falan filan, tam ajan kafası… Yıllar boyunca ekmeğini yediğin kulübe bu kadar çabuk sırt dönmek, yeni tribünlere yaranmak için onurunu çöpe atmak. Herkes için geçerli değil bu durum tabii ki; bir kısım için…
Sinsi “B Planı” Mağdurları ve İkiyüzlü Lojistik Sizinle salona girerken “Aman ne kadar iyi arkadaşız” diye sarılanlar, arka planda kendi çocukları için başka kulüplerle gizli görüşmeler yürütürler, sizin ve çocuğunuz hakkında dedikodular yaparlar. Çok iyi ve verici olmayın çünkü çoğunluk kıskanç ve çok kötü, hele bir de siz başarılı olursanız ve onlar yerinde sayarsa ya da yanlışlık ile aynı kulvarda çarpışmaya ve rakip olmaya başlarsanız; mesela aynı pozisyonda oynayan iki oyuncu olmak gibi, hiç aklınıza gelmeyecek olaylar yaşanabilir, hazır olun. Size hem çocuklarının lojistiğini yaptırırlar hem de sizi sırtınızdan vururlar, siz iyi niyetle kuryelik yaparken, milletin çocuklarının da başarısına kendi çocuğunuzun başarısı gibi sevinip, şefkat beslerken onlar arka planda sizi satmaktadırlar.
Kulübe Savaş Açma Çılgınlığı: “Yüzde Doksan Çırak Çıkarsınız!”Tribünde gaza gelip, antrenörün kararlarını veya kulüp politikalarını değiştirebileceğini sanan velilerin hezimetle biten hikâyeleriyle doludur bu camia. Çocuğunun hakkını aramakla, egosuna yenilip kulübe veya hocaya alenen savaş açmak arasında ince bir çizgi vardır. Kendini sistemin üzerinde görüp kulübe kafa tutmaya kalkan veli, günün sonunda şaşmaz bir kural olarak yüzde doksan çırak çıkar! Sizin bir anlık öfkeyle açtığınız o bayrak, ne yazık ki kulübe veya hocaya değil, sahada ter döken çocuğunuzun geleceğine zarar verir. Tecrübe ile sabittir ki; antrenör ile kulüp yönetimi ile ( Spor okulu vb den söz etmiyorum ki oralarda da bu mekanizma hemen hemen aynıdır; ama ticari bir kurum olduğundan dolayı farklı sonuçlara ulaşılabilir, belki…) inatlaşmaya kalkan velinin çocuğu, ilk virajda kendisini rotasyonun dışında bulur. Aklınızın bir köşesinde hep bulunsun: Öfkeyle kalkan zararla oturur; milletin gazına gelmeyin…
WhatsApp Gruplarının “Cesur Yürekleri” ve Süt Dökmüş Kedi SendromuVeli WhatsApp grupları ve salon köşelerindeki fısıltı meclisleri; yönetimin kararları, antrenman saatleri, hocanın oyuncu tercihleri üzerine yazılan hayali kahramanlık destanlarıyla doludur. “Hocayla konuşalım, yönetime baskı yapalım, bu böyle gitmez!” diye ortalığı yangın yerine çeviren, gaza bastıkça basan o “devrimci” tayfa var ya… İşte o tayfa, ne zaman ki hocanın veya yönetimin karşısına çıkılır, bir anda ortadan kaybolur ya da adeta süt dökmüş kediye dönerler! Arkasından demediklerini bırakmadıkları hocanın yüzüne karşı ilk gülümseyen, en önde saygı duruşuna geçen yine onlardır. Siz de ortalığı kasıp kavuran o sahte gazlara gelip kendinizi her konuda öne atmayın. Bir de bakarsınız ki; tribünde sizi öne süren, “arkandayız” diye sırtınızı sıvazlayan o kalabalıktan geriye tek bir kişi bile kalmamış; meydanda bir tek siz ve mağdur edilen çocuğunuz kalmışsınızdır; gaza gelmeyin, getirmeyin, gerekirse ortamdan bir süre uzak durun, daha sağlıklı düşüneceksinizdir, kısır döngü yorar.
Son Söz Niyetine: Tribün Tozu Yutmuş ve Sporun İçinden Gelmiş Bir Veliden Tavsiye ve HakikatŞimdi yanlış anlaşılmasın anlattıklarım; bu camiada şahane insanlar yok mu, harika dostluklar oluşmuyor mu? Olmaz olur mu, kralı oluşuyor! Beraber gidilen şampiyonalar, beraber yaşanan heyecanlar, mutluluklar, hüzünler, o buz gibi salonlarda içimizi ısıtan, dara düştüğümüzde hızır gibi yetişen, ömürlük dostluklar da bu maratonun en büyük kazançlarından biri.
Ancak bu şahane insanların varlığı, yukarıda saydığımız o kalabalık “diğer tiplerin” olmadığı anlamına gelmiyor. O yüzden siz siz olun, o dostların kıymetini bilin; ama çevrenizdeki o entrikacılara karşı da her daim uyanık olun; çünkü sayıları hiç de az değil, bayağı bir çoklar!
On yılın sonunda elinizde kalanlar nedir biliyor musunuz? O omurgasızların yüzsüz hatıraları değil; çocuğunuzun dökülen alın teri, kazandığı karakter, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmesi, o kazandığınız birkaç ömürlük dost ve çocuğunuzun parkeye çıktığı her maçtaki gurur.
O yüzden tribündeki fısıltı gazetelerine kulak asmayın. Siz yolunuza, çocuğunuzun emeğine ve o gerçek dostlara odaklanın, kimsenin ahını almayın, dedikoduculara kulak asıp pirim vermeyin; olacaksa olur olmayacaksa zaten çok fazla zorlamanın da manası yok; her çocuk üst düzey sporcu olacak diye bir kural yok.
Herkese iyi şanslar,
Kalın sağlıcakla…
Pepsi MidAmerica Athlete Of The Week; Ada TAMTÜRK
Ada Tamtürk, süregelen başarılı performansı neticesinde; Ekim 2026 ilk hafta, Pepsi Mıd America Athlete Of The Week olmuştur.

Ada Tamtürk’ten Etkileyici Performans
Ada Tamtürk, Murray State forması altında ilk yılında etkileyici bir performans ortaya koymaya devam ediyor. Geçen hafta sonu oynanan Indıana State maçı sırasında 32 kusursuz top karşılama ile Murray State takımında 2008 den bu yana en iyi performansı sergileyen Freshman( 1. sınıf öğrencisi) oldu. Ayrıca Ada Tamtürk,sezon başından beri göstermekte olduğu performans ile MVC’de ( Missouri Valley Conference); genel klasmanda 6. , freshmen klasmanında ise 1.sırada bulunuyor.

Ada Tamtürk % 44 Pozitif Manşet
İzmir’de gerçekleşen Türkiye Yıldız Kızlar Voleybol Şampiyonası sona erdi. Fenerbahçe Yıldız Kız Takımı turnuvayı 2. sırada tamamlarken; libero Ada Tamtürk % 44 Pozitif Manşet ile turnuvanın enleri arasına girmiş oldu.

Cunta’nın Konfetileri: 1978 Arjantin
Tribune Sport Magazine 19.Sayı için hazırlamış olduğum ‘Cunta’nın Konfetileri: 1978 Arjantin’ başlıklı yazımın kısa kesitleri ve görselleri. Devamını Oku
Ada’nın Peri Masalı: Nottingham Forest
Tribune Sport Magazine için hazırlamış olduğum ‘Ada’nın Peri Masalı: Nottingham Forest’ başlıklı yazımın kısa kesitleri ve görselleri.
Dergi içeriklerinin tamamına ve geçmiş sayılara buradan ulaşabilirsiniz. Devamını Oku
Kürek Sporu Röportaj / Fatih Örer
Tribune Sport Magazine 17.Sayı için ‘Milli Kürek Sporcusu Fatih Örer’ ile yapmış olduğum röportajın kısa kesitleri ve görselleri.
Röportajın ve derginin tamamını okumak için burayı tıklayınız. Devamını Oku
Şimşek Santrafor
Profesör Dergisi Kasım 2018 sayısında yayımlanan “Şimşek Santrafor” başlıklı yazım ve görsellerini aşağıda bulabilirsiniz. Devamını Oku
Türk Futbolunda İlk İsyan ” Eskişehirspor”
Tribune Sport Magazine için hazırlamış olduğum ‘Türk Futbolunda İlk İsyan; Eskişehirspor’ başlıklı yazımın kısa kesitleri ve görselleri. Devamını Oku
Lizbon Maratonu ve Lizbon
Almanya’dan Lizbon’a seyahatimiz yaklaşık iki buçuk saat sürdü.
Havaalanları şehirlerin dokuları hakkında genelde doğru bilgi verirler. Lizbon’un kendisi gibi; kalabalık, dükkânlarla dolu, canlı mı canlı bir havaalanı var. Lizbon Havaalanı’nın ismi Portela ve şehir merkezine uzaklığı 7-8 km kadar.
PORTELA HAVALİMANI’NDAN ŞEHİR MERKEZİNE NASIL GİDİLİR? Devamını Oku
Çağdaş Roma İmparatoru Francesco Totti
Tribune Sport Magazine için hazırlamış olduğum ‘Çağdaş Roma İmparatoru; Francesco Totti’ başlıklı yazımın kısa kesitleri ve görselleri. Devamını Oku
Münih Maratonu Hakkında Herşey
Münih maratonu her sene Ekim ayında yapılmakta olan ve oldukça yüksek katılımcı sayısına ulaşan, Dünya üzerindeki önemli maraton yarışlarından biridir. Bu yıl 8 Ekim 2017’de gerçekleşecek olan ve daha önce 2 kez katıldığım Münih maratonu ile alakalı tecrübelerimi bu yazımda sizlerle paylaşmaya gayret edeceğim.
MÜNIH MARATONU’NA NASIL KAYIT OLUNUR?
Maratonun koşulmasından yaklaşık 8 ay kadar önce kayıtlar açılıyor. Münih maratonu resmi sitesi olan www.muenchenmarathon.de adresinden yarışa kaydınız yaptırabilirsiniz.
Online kayıt sayfasına girdikten, size sorulan tüm soruları cevapladıktan ve ödemenizi gerçekleştirdikten sonra vermiş olduğunuz e-mail adresine onay mailiniz geliyor. Artık geriye kalan yarışa hazırlanmak.
YARIŞ EVRAKLARINIZI NASIL TESLİM ALABİLİRSİNİZ?
2017 yılında 6-8 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek olan Maraton fuarında elinizdeki onay mailiniz ile yarış için gerekli olan evraklarınızı yani yarış çantanızı teslim alacaksınız. Yarış çantasının içinde göğüs numaranız, sponsorların vermiş olduğu ufak, tefek hediyeler ve yarış hakkında bazı bilgilerin bulunduğu evraklar olacak. Münih Maratonu Fuarı; Olympic Park ‘ın içinde bulunan spor salonlarından birinde yapılmaktadır. Olympic Park’a girdiğiniz zaman yönlendirme tabelaları vasıtası ile fuar alanına kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Yarış çantaları battal boy çöp poşeti benzeri lakin çöp poşetinden daha kalın bir malzemeden yapılmıştır.
MARATON FUARININ YAPILDIĞI OLYMPIC PARK’A NASIL ULAŞABİLİRSİNİZ ?
U Bahn 3 hattı ile Olympia Zentrum durağında inerek maraton fuarına ulaşabilirsiniz.
U BAHN İLE S BAHN ARASINDA NE FARK VAR?
Çok kısa anlatmak gerekir ise U Bahn dedikleri metrodur ve yer altından, S Bahn dedikleri ise trendir ve yeryüzünden yol alır. Yukarıdaki metro haritasından bu hatlar hakkında daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.
MÜNİH MARATONU HANGİ MESAFELERDEKİ YARIŞLARI İÇERİYOR?
Münih maratonuna; 42 KM Maraton, 21 KM Yarı Maraton ve 10 KM mesafelerinde katılabilirsiniz.
KAYIT ÜCRETLERİ NE KADAR?
Maraton koşmak istiyorsanız; 24 Eylül 2017 tarihine kadar yarışa kayıt yaptırabilirsiniz. Kayıt ücreti yarış zamanı yaklaştıkça artıyor. Ödemeniz gereken ücret 70 Euro ile başlıyor 95 Euro’ya kadar çıkıyor. Son dakika kayıt yaptırmanız da mümkün, bunun ücreti ise 103 Euro olup son dakika kayıtlarını maraton fuarı sırasında yaptırabiliyorsunuz.
Yarı Maraton koşmak istiyorsanız; 24 Eylül 2017 tarihine kadar yarışa kayıt yaptırabilirsiniz. Kayıt ücreti yarış zamanı yaklaştıkça artıyor. Ödemeniz gereken ücret 48 Euro ile başlıyor 62 Euro’ya kadar çıkıyor. Yarı Maraton için de son dakika kayıt yaptırmanız mümkün, bunun ücreti ise 68 Euro olup son dakika kaydınızı maraton fuarında yaptırmanız gerekiyor.
10 K koşmak istiyorsanız; 24 Eylül 2017 tarihine kadar yarışa kayıt yaptırabilirsiniz. Kayıt ücreti yarış zamanı yaklaştıkça artıyor. Ödemeniz gereken ücret 29 Euro ile başlıyor 39 Euro’ya kadar çıkıyor.10 K için de son dakika kayıt yaptırmanız mümkün, bunun ücreti ise 42 Euro olup son dakika kaydınızı maraton fuarında yaptırabilirsiniz.
*Son dakika kayıtları için katılmak istediğiniz mesafenin katılımcı limitinin dolmamış olması gerekmektedir.
YARIŞ START VE FINISH NOKTALARI NERELERİDİR VE NASIL ULAŞIRSINIZ?
Maraton Start; Coubertinplatz ( Olympic Park Area)
Maraton Finish; Munchen Olympic Stadium.
- U3 hattı ile Olympia Zentrum durağında inmeniz gerekiyor.
Yarı Maraton Start; Weltenburg Strasse
Yarı Maraon Finish; Munchen Olympic Stadium.
- U4 hattı ile Richard- Strauss Strasse durağında inmeniz gerekiyor.
10 K Start; Coubertinplatz ( Olympic Park Area)
10 K Finish; Munchen Olympic Stadium.
- U3 hattı ile Olympia Zentrum durağında inmeniz gerekiyor.
YARIŞ ÖNCESİ EŞYALARINIZI TESLİM EDECEĞİNİZ NOKTALAR?
Yarış öncesinde eşyalarınızı teslim edip yarış sonrasında geri alabileceğiniz vestiyer noktaları mevcut. Size maraton fuarında verilmiş olan çantanız ve üzerine yapıştırılmış göğüs numaranızın bulunduğu sticker ile numara aralığınıza denk gelen vestiyere teslim etmeniz gerekiyor.
Maraton ve 10 K yarışmacısı iseniz çantalarınızı yarış öncesi teslim ettiğiniz noktadan geri alıyorsunuz. Yarı maraton için ise durum biraz faklı, başlangıç ve bitiş noktaları aynı olmadığından dolayı; start alanında DHL arabalarına teslim ettiğiniz çantanızı finish noktasında teslim etmiş olduğunuz aynı arabadan geri almanız gerekmektedir.
Çantalarınızı teslim edeceğiniz vestiyer alanları ve arabalar göğüs numaralarına göre kategorize edilmiş durumda, yani kafanıza göre değil numaranıza göre teslimat yapıyorsunuz.
KAYIT SIRASINDA ÖDEMİŞ OLDUĞUNUZ ÜCRETE NELER DAHİL?
- Yarış günü ücretsiz ulaşım imkânı.
- Yarış çantası, göğüs numarası, derecenizi ölçecek olan çip.
- Finish alanında ikramlar.
- Finisher madalyası.
- İnternetten indirebileceğiniz yarış bitirme sertifikası.
- Gerekli olması durumunda medikal destek.
- Finish alanında duş ve masaj.
İŞİNİZE YARAMASI MUHTEMEL EK BİLGİLER.
- Yarışa kayıt olurken 38 Euro karşılığında Münih Maratonu 2017 resmi tişörtünü de satın alabilirsiniz.
- 10 Euro karşılığında yarış bitiminde madalyanıza isminizi, soyadınızı ve derecenizi işletebilirsiniz, bunu yapabilmek için yarışa kayıt sırasında bu hizmeti de satın almanız gerekmektedir.( Medals engraving)
- Yarış sırasında kullandığınız zaman çipinizi finish alanında teslim etmeniz gerekiyor, aksi taktide yarış sırasında vermiş olduğunuz kredi kartınızdan çip ücreti tahsil ediliyor.
- Yarış bitiminden 24 saat sonra marathon-photos.com adresinden yarış sırasında çekilmiş olan fotoğraflarınızı satın alabilirsiniz.
MÜNİH MARATONU BİTTİ ŞİMDİ DE BİRAZ GEZELİM DERSENİZ;
Sadece koşmakla olmaz, maraton bitti ve artık gezme zamanı derseniz; işte size Münih ve çevresinde gezebileceğiniz cazibe noktaları hakkında kısa kısa bilgiler. Öncelikle Münih ile başlayalım.
MÜNİH;
MÜNİH’TE NERELERİ GÖRMELİSİNİZ?
- Marienplatz / Şehrin ana meydanı.
- Altes Rathaus / Eski belediye sarayı.
- Neus Rathaus / Yeni belediye sarayı.
- Peter’s Church / Münih’te görebileceğiniz en önemli dini yapılardan biri.
- Maximillian Strasse / En şık ve alışveriş için en cazip cadde.
- Olympia Park / 1972 Münih olimpiyatları için yaptırılmış park.
- Münih Olimpiyat Stadı / Olympia Park içinde bulunan ve 1974 Dünya kupası finalinin oynanmış olduğu meşhur stadyum.
- İngiliz Bahçesi /Almanya’nın hatta Avrupa’nın en büyük ve görülesi parklarından biri.
- Hofbrauhaus / Dünyaca ünlü bira evi.
MÜNİH’TE NE YAPMADAN DÖNMEMELİSİNİZ?
- Alman biralarını ve sosislerini tatmadan.
- Terayağlı Breztel yemeden.
- İngiliz Bahçesini gezmeden.
- Schwarzwolder Torte ( Karaorman pastası) yemeden.
- Bayern Münih’in mabedi olan Allianz Arena’da bir maç izlemeden.
MÜNİH’ E YAKIN ŞEHİRLER NERELERİDİR?
Eğer yarıştan sonra birkaç gün daha Münih ve çevresinde kalmayı düşünüyorsanız, Bavyera bölgesinin diğer şehirlerini de seyahat planınızın içine dâhil edebilirsiniz.
Bu seyahatiniz için size rehber olabilecek ”Münih’ten Diğer Bavyera Şehirlerine” isimli yazımı buradan okuyabilirsiniz.
Radyoda Dinlenen Maçlardan Endüstriyel Futbola
Tribune Sport Magazine için hazırlamış olduğum ‘Radyoda Dinlenen Maçlardan Endüstriyel Futbola’ başlıklı yazımın kısa kesitleri ve görselleri. Devamını Oku
Berlin Maratonu ve Yurtdışında Maraton Koşmak
İlkokulda basketbol, ortaokulda kaleci olarak futbol oynadım. Lise yılları itibariyle kürek sporu yapmaya başlayıp kürek sporunda da milli takım seviyesine kadar ulaştım.
Kürek sporu oldukça ağır ve cefalıdır.. Ayrıca bir o kadar da emek ister. İnsanlar sıcacık yataklarında mışıl mışıl uyurken sabahın kör karanlığında başlayan ve saatlerce süren rutin deniz antrenmanları yapılır. Deniz kötü olduğu günlerde ise insanı canından bezdirecek ölümcül koşu ve ağırlık antrenmanları devreye girer. Hep ’’artık bu sporu bırakacağım’’ denir. Lakin idman sonrası tekneyi iskeleden karaya alırken teknenin içine dolmuş suyu kafaya bir kere yemiş ya da Kurbağalıdere’nin kokusuna bir kez alışmış olan adam kolay kolay bırakamaz bu sporu. Ben de sporu bıraktıktan sonra kendi kendime ’’Bir daha kesinlikle sabahın bu kadar kör saatlerinde uyanmayacağım ve asla koşuya çıkmayacağım’’ demiştim.
Evet, bu düşüncelerime uyduğum bir süre -5,6 yıl kadar- oldu. Bol bol yedim, içtim, gezdim, yattım, kalktım lakin bir süre sonra ufaktan da olsa bir kaşıntı başladı. Bodrum çalışma hayatım bitip de İstanbul’a döndüğüm senenin yaz başlangıcında koşu ayakkabılarımı ayağıma takmış ve kendimi Caddebostan sahilde koşuyor halde buldum. Önceleri bu koşular jogging olarak da tabir edilen tarzda iken daha sonra dozajları gitgide artmaya başladı.
Sürekli idman yapmak, her gün aynı yerlerde koşmak insanı bir süre sonra sıkıyor. Bu idmanlarınızın neticesini alabileceğiniz en güzel aktivite herkese açık koşu yarışları. En azından boşuna idman yapmamış, farklı bir atmosfer yaşamış, kendinizi ölçebilmiş, boynunuza anı madalyası da olsa bir madalya takabilmiş olursunuz. Eğer iyi dereceler yapıyorsanız tabii ki kürsüye de çıkabilirsiniz. Yarış öncesi, sırası, finiş, yarış sonrası fotolarınız olur ve bunlar da sizin koşu olayına daha sıkı sarılmanızı, motivasyonunuzu güncel tutmanızı sağlar.
Önce Avrasya Maratonu Ya Sonra?
Benim de yarış maceram Avrasya maratonu ile başladı. Daha sonra kendimi – yeni yarışlara nasıl katılırım? Nerede hangi yarış var? Nasıl giderim? Nasıl dönerim? –sorularının cevaplarını ararken buldum. Bu araştırmalarım sırasında ilk yardımcılarım yarış takvimi sitesi ve bir de elbette “Association of International Marathons and Distance Races” resmi sitesi aimsworldrunning.org olmuştu.
Sonucunda Türkiye ve Avrupa’da birçok kez maraton, yarı maraton, dağ maratonu, 15 km,10 Km yarışları koştum ve bu yarışlar vasıtası ile birçok yeni insan ile tanıştım. Görmediğim şehirleri, ülkeleri, kasabaları gördüm. En önemlisi, insanların bu yarışlara bakış açısı her ne kadar da -Kaç kişi vardı kaçıncı oldun?- sığlığında olsa bile, ben bu yarışları koşarak ve bitirerek yüksek manevi haz elde ettim. Zaten ‘’kaç kişi vardı kaçıncı oldun?’’ sorusunu soranların büyük çoğunluğunun yaptığı en büyük spor “TV ‘de maç izlemek”. Bırakın 42 Km‘yi koşmayı bunun ¼ ‘ünü yürümeyi beceremezler hatta hayal dahi edemezler!
Yurtdışında Maraton Koşmak – Hem Spor Yap Hem Seyahat Et!
Şimdi Berlin Maratonu ve Münih maratonu tecrübelerimi esas alarak, bu yarışlara nasıl kayıt olunur, nasıl gidilir, nasıl dönülür, maraton fuarı nedir, yarış günü, yarış sonrası vb. gibi bilgileri sizlerle paylaşmaya gayret edeceğim.
Yurtdışında Maraton koşmak için Nasıl Kayıt Yapılır, Nasıl Gidilir?
Artık yurtdışında bir yarış koşmayı kafaya koymuşsanız yapmanız gereken ilk işler
- Koşulması planlanan yarış seçilmelidir.
- Yarış seçimi yapılırken daha önce koşulmuş yahut koşulabilmesi muhtemel bir mesafe seçilmelidir. Eğer idman derecenizin yetmeyeceği bir mesafeyi koşma hayaline kapılırsanız, katılmış olduğunuz yarış size tam anlamıyla zulüm olacaktır.
- Aynı yarışa katılacak kişilerle irtibat kurmak mümkünse beraber antrenman yapmak. Tek başına yapılan antrenmanlar bir süre sonra yılgınlık ve bıkkınlık getirebilir.
- Benim için yarış seçimindeki en önemli kriter koşabileceğim mesafede bir yarışa katılmak olmuştur. Aksi halde yukarıda da belirttiğim gibi kendinizi gereksiz yere zorlarsınız ve yarış azaba döner ayrıca da spordan soğursunuz.
Berlin ve Münih Maratonları:
Ben kendime ilk maraton yarışı olarak Berlin Maratonu’nu seçmiş ve Berlin Maratonu’na gitmeden önce Türkiye içinde hatırı sayılır rakamda 10 Km yarışı, 4 tane yarı maraton, İsviçre’de de 1 adet yarı maraton koşmuştum. Artık kesinlikle maraton koşmak istiyordum.
Neden Berlin Maratonu?
- Dünyanın en önemli maratonlarından biri olması.
- Kesinlikle düz bir parkura sahip olması.
- Bir önceki yıl dünya rekoru kırılmış olması.
- Katıldığım yıl Türkiye‘den ciddi sayıda insanın Berlin maratonuna katılıyor olması.
Berlin Maratonu’na Nasıl Ve Ne Zaman Kayıt Olunur?
Bütün yarışların kendine ait bir internet sitesi var. Kayıt, ödeme gibi işlemler bu siteden yapılıyor.
Örnek vermek gerekirse;
Berlin maratonu için ; www.bmw-berlin-marathon.com/
Münih maratonu için ; www.muenchenmarathon.de/
Berlin maratonuna yaklaşık 11 ay öncesinden kayıt yaptırmıştım. Kayıt açıldıktan yaklaşık bir hafta kadar sonra da kontenjan dolmuş ve kayıtlar kapanmıştı. Düşünün yaklaşık 40.000 kişi koşuyor ve kayıtlar 1 haftada doluyor. Klavye başında kayıtların açılmasını beklemiştik resmen. Dünyanın en önemli spor organizasyonlarından bir tanesi olan Berlin Maratonu’nda maraton harici bir yarış (Yarı maraton,10 Km) koşmanız mümkün değil.
Münih maratonu kayıt aşaması ise Berlin‘e göre çok daha rahat. Aynı kategori maratonlar değiller. Son 1 ay kalana kadar kayıt yaptırma şansınız oluyor. Münih’te maraton harici yarı maraton ve 10 K yarışları koşabilme imkânı da mevcut. Sanırım yarışın daha çok katılımcı sayısına ulaşması için farklı mesafe alternatiflerini de kullanıyorlar. Berlin’de tabi ki de böyle bir kaygı yok.
Kayıt işlemleri sırasında form doldurulurken size çeşitli sorular soruluyor.
• Madalyanıza yazı yazdırmak. (Madalyanızın arkasına derecenizi işletiyorsunuz.)
• Anı T-Shirt’ü almak. (Finisher olduğunuzu göstermek hem de yarışın bir anısı olarak saklamak için.)
• Şimdiye kadar koştuğunuz en iyi derece. (Yarış sırasında kendi temponuzda ve hemen hemen sizinle aynı dereceleri yapacak bir topluluk ile koşmanızı sağlar ve ayrıca sizden daha hızlı koşan kişilerin yol bulmasına engel olmamanız adına çok önemlidir.)
Tabi ki madalya arkasına yazı yazdırmak, Finisher T-Shirt‘ü almak ekstra ödemeler gerektirir.
Bütün soruları cevaplayıp, tercihlerinizi tamamladıktan sonra ödeme sayfasına geçiyor ve ödemenizi yapıyorsunuz.
Başarılı bir şekilde ödemeyi yaptıktan sonra vermiş olduğunuz mail adresine onay mailiniz geliyor. Onay mailini aldıktan sonra yapmanız gereken aylarca yarışın hayalini kurarak idman yapmak, daha önce bu yarışı koşmuş kişilerden gerekli bilgiler öğrenmek ve bazılarından da şehir efsaneleri dinlemek.
Yarışa Kabul Edildikten Sonra Ne Yapmalıyım?
- Öncelikle yarışa yönelik bir idman programı edinilmeli.
- Mümkün ise profesyonel bir çalıştırıcı yada bir grup ile idman yapılmalı.
- Hemen en uygun fiyata uçak bileti alınmalı. Gidiş biletini yarıştan 2 gün önceye (Yarış günü yol yorgunluğu olmaması için)ve dönüşü de 2 gün sonraya (Yarış sonrası keyifli bir şekilde şehri gezebilmek için)almanızı öneririm.Ben Berlin Maratonuna giderken 2 gün önce gitmiş 2 gün sonra dönmüştüm. Bu program gayet iyi olmuştu. Münih maratonuna ilk gittiğimde Maratona 1 gün kala gitmiş hemen ertesi günü dönmüştüm. Bu nedenledir ki, yarış sırasında yol yorgunluğunu kesinlikle hissetmiş ayrıca çok iyi dinlenemeden de geri dönmek zorunda kalmıştım.
- Otel rezervasyonu yapılmalı. Otel rezervasyonu yapılırken çıkış ve varış noktalarına yakın, en azından yürüme mesafesinde bir otelde konaklama yapmak faydanıza olacaktır. Berlin‘de çıkış ve varış noktaları aynı, Münih de ise farklı yerlerdeydi. Bu detayların göz önünde bulundurulması konforunuz açısından fayda sağlayacaktır.
Maraton Fuarı Nedir?
Yarış kayıt işlemleriniz bittikten sonra size mail yolu ile ulaşmış olan onay belgeniz vasıtasıyla yarış malzemelerinizi bir çanta içinde alacağınız ayrıca çeşitli koşu malzemelerini satın alabileceğiniz, bir şeyler yiyip içilebileceğiniz, diğer katılımcılar ile bir araya gelebileceğiniz etkinlik alanı. Meşhur makarna partileri de genellikle bu fuar alanlarında yapılmaktadır.
Maraton Öncesi Alacağınız Malzemeler Nelerdir?
- Yarış çantası.( Genelde battal boy çöp torbası gibi oluyor)
- Göğüs numaranız.
- Derecenizi ölçmesi için ayakkabınıza bağlayacak olduğunuz çip. (Çip yok ise derece de yok, yarış sonrası teslim etmeyi unutmamanız lazım, finiş bölgesinde ellerinde kova ile çip toplayanlar oluyor. Teslim etmeyi unuttuğunuz taktirde kayıt sırasında ödeme yaptığınız kredi kartından çip bedelini tahsil ediyorlar.)
- Sponsor firmaların torba içine koyduğu eşantiyon malzemeleri ile farklı maratonlar için tanıtım broşürleri.
- Ayrıca çantanın (Poşetin)içinden göğüs numaranızın yazılı olduğu bir de sticker çıkıyor. Torbanızı yarış vestiyerine teslim ederken göğüs numaranız ile aynı olan bu stickerı torbanıza/çantanıza yapıştırıyorsunuz ki, yarış sonrası teslim almaya gittiğinizde göğüs numaranız ile torba üzerindeki numara birbirini tutsun.

Bir Yurt Dışı Maratonunda Yarış Günü ve Sonrası Nasıl Geçer?
Yarış günü eğer startınız olağan dışı bir saatte -öğlen ya da akşam- değil ise sabah erken saatte uyanmanız gerekli olacak. Yarış günü konakladığınız otel, maratona katılacaklara yönelik erken kahvaltı uygulaması yapacaktır. İşin açıkçası Berlin Maratonu sabahı 06:00 gibi kahvaltı için salona geçerken biraz çekinmiş hatta içimden “Bu saatte kim kahvaltıya inecek?” demiş fakat içeri girdiğimde salonunun çoktan dolmuş olduğunu ve müşterilerin çok büyük kısmının maraton katılımcısı olduğunu görmüştüm. Maraton uzun bir yarış olduğu için sabah mideyi yarış esnasında pek rahatsız etmeyecek bir şeyler atıştırmakta fayda var.
Yarış günü şehir içi ulaşım katılımcılara ücretsiz oluyor. Metro yada otobüslerde sizinle aynı yöne, aynı amaca doğru hareket eden yüzlerce insan ile beraber yol alıyor ve yarışın heyecanını iyiden iyiye hissetmeye başlıyorsunuz.
Yarış alanlarında göğüs numara aralıkları ile birbirinden ayrılmış çanta bırakma noktaları var. Kendi göğüs numaranızın aralığındaki vestiyeri bulup çantanızı yarış sonunda teslim almak üzere bırakıyorsunuz. Berlin’de sabit vestiyer alanları vardı. Münih’de ise çıkış ile varış farklı noktalarda olduğundan DHL kargo arabaları yarış başlar başlamaz çantaları alıp varış noktasına götürüyorlardı. Yarış sonunda teslim ettiğimiz araçtan çantalarımızı hiçbir sıkıntı olmadan geri almıştık.
Sistem o kadar düzenli ve tıkır tıkır işliyor ki inanın endişe etmeye hiç gerek yok. İnsan Avrasya maratonunda yapılan bagaj ve madalya verme organizasyonu ile kıyasladığı zaman ’’Bizde neden bu iş böyle olamıyor?” diyerek’ hayıflanıyor. Avrasya maratonu sırasında start yerinde çay, simit, muz satıcıları bile oluyor. Elini kolunu sallayan start ve finiş alanına girebiliyor.
Start alanında koşmanız muhtemel derece ve tempoya göre ayrılmış bölümler var. Tahmini koşu derecenize uygun start yerinde olmanız faydanıza olacaktır. Ayrıca tüm katılımcılar yarış başlamadan önce vücutlarını sıcak tutması için giymiş oldukları kıyafetlerini start almadan önce yol kenarına bırakıyorlar. Bu kıyafetler organizasyon tarafından toplanıp ihtiyaç sahiplerine gönderiliyor.

Sizden Hızlıların Start Alanında Yarışa Başlamanızın Ne Mahsuru Var?
- Uzun bir süre sürekli olarak sizden daha hızlı yarışçılar geriden gelip sizi geçer.
- Bu geçişler sizin moralinizi bozar.
- Arkadan gelen sizden hızlı koşuculara yol almaları konusunda engel olursunuz.
Yarış katılımcı sayıları yüksek olduğu için yavaş koşucu dahi olsanız yarışın hiçbir kısmında yalnız koşmuyorsunuz. Her pace (tempo) grubundan birçok yarışmacı olduğundan sürekli kalabalık gruplar ile koşuyorsunuz. Az katılımcılı maratonlarda 4,5 – 5 saat civarı derece yapacak bir tempo ile koşuyorsanız yarışın bir yerinden sonra büyük bir yalnızlık ile baş başa kalma ihtimaliniz çok yüksek. Benim tecrübe ettiğim Berlin ve Münih maratonlarında böyle bir durum olmadı çünkü yukarıda da belirttiğim gibi her tempodan çok sayıda koşucu vardı.
Maraton gerçekten çok zorlu bir yarış. Bir kısmını bacaklar koşarken bir yerden sonrasını beyin koşuyor lakin muhteşem yarış atmosferi içinde bir şekilde finişe ulaşılıyor.
Berlin Maratonu biterken son metrelere doğru tarihi Brandenburg kapısı altından geçip birçok yarışmacı ile beraber bitiş çizgisine doğru yol alıyorsunuz. Finiş alanına kurulmuş tribünlerde bulunan insanların coşkulu desteği altında bitiş çizgisini geçerken başarmış olmanın verdiği müthiş hazzı vücudunuzun her bir noktasında hissediyorsunuz. İşte o fantastik dakikalar çekilen bütün acılara değiyor.
Münih maratonu ise tarihi Münih Olimpiyat stadında bitiyor. Stada girdikten sonra pistte 300 m. kadar koşuyor ve bitiş çizgisine varıyorsunuz. Onun da hazzı tarif edilemez.
Bütün bunlardan sonra artık size madalyanızı alıp, finisher resminizi çektirip, çimlerin üzerine yayılmak ve sponsorlar tarafından dağıtılan buz gibi biranızı yudumlayarak başarmış olmanın keyfini sonuna kadar çıkartmak kalıyor. Yurtdışında maraton koşmak ayrı bir keyif!















SON YORUMLAR