,

İstanbul Havalimanı’nda İşinizi Kolaylaştıracak Videolar.

İstanbul’un yeni havalimanı hizmete girdi. Bilinmeyen ya da yeni açılan yerlerde ilk günler zor oluyor. Hem seyahat edecek olanlar hem de çalışanlar konuya pek vakıf olmadığı için bir takım sıkıntılar yaşanabiliyor.

Türk Hava Yolları tarafından İstanbul Havalimanı‘nda işlemlerinizi daha rahat halledebilmeniz adına bir takım bilgilendirme videoları hazırlanmış bulunmakta. Bu videoları sizler için derledik ve Konu başlıklarının yan ksıımlarına ilgili videoları yükledik.

Faydanıza olması umuduyla.

Herkese İyi Yolculuklar.

İç Hat Giden Yolcu Nasıl Bir Yol İzleyecek? Video

İç Hat Gelen Yolcu Nasıl Bir Yol İzleyecek? Video

Dış Hat Giden Yolcu Nasıl Bir Yol İzleyecek? Video

Dış Hat Gelen Yolcu Nasıl Bir Yol İzleyecek? Video

İç Hattan Dış Hatta Transfer İçin Nasıl Bir Yol İzlenecek?  Video

Dış Hattan İç Hatta Transfer İçin Nasıl Bir Yol İzlenecek?  Video

Dış Hatlar Arası Transfer İçin Nasıl Bir Yol İzlenecek? Video

Check/ in Seçenekleri Nelerdir? Video

İç Hat Lounge. Video

Yeşilköy: Sanki Bir Sahil Kasabası.

Bu yazımızda İstanbul’un sakin ve huzurlu banliyö semtlerinden biri olan Yeşilköy ya da eski adı ile Ayastefanos’dayız. Yaz aylarının hafta sonlarında sahilin istilaya uğradığı ve çok kalabalık olduğu halleri ile değil muhakkak; ama hafta içi ve kış, bahar günlerinde tamamı ile huzurlu ve sakin bir semt. Yeşilköy sınırları içinde Atatürk Havalimanı’nın bulunması nedeni ile – uçakların iniş ve kalkışlarında sıkıntı olmaması adına- semtte yüksek yapılara izin verilmiyor; bu durumun etkisi ile de Yeşilköy, İstanbul’un metropol karmaşası yaşanan semtlerinden ziyade Boğaz hattında bulunan semtlerini andırıyor. Semtte birçok tarihi yapı bulunuyor, bunlara yazımın ilerleyen bölümlerinde değineceğim. Yeşilköy, 1924 yılına kadar San Stefano ( Ayastefanos ) adını taşımış olup 1930 yılında semt Yeşilköy adını almıştır.

YEŞİLKÖY NEREDE BULUNUYOR?

Yeşilköy İstanbul’un Bakırköy ilçesine bağlı bir mahalle olup Yeşilyurt ve Florya mahalleleri arasında konumludur.

YEŞİLKÖY TARİHİNİN EN ÖNEMLİ OLAYI; AYASTEFANOS ANTLAŞMASI.

Yeşilköy tarihinin en önemli olayı 93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı- Rus Savaşı sonunda Ayastefanos Antlaşması’nın burada imzalanmış olmasıdır. 93 Harbi ya da 1877-1878 Osmanlı- Rus Savaşı; Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarı II. Alexander döneminde yapılmış olan bir Osmanlı-Rus Savaşı’dır. Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir.

YEŞİLKÖY TARİHİ TAM BİR KÜLTÜRLER MOZAİĞİ.

Tarih boyunca Türkler ile birlikte Rum, Ermeni ve Levanten nüfusun da semtte yoğunluklu bir şekilde yaşamış olması Yeşilköy’ün mimari yapısını gözle görülür şekilde etkilemiştir. Bu tarz mimari yapıların izleri azalmış olsa dahi semtin eski mahallerinde hala ayakta kalan binalarda bu özellikler kolaylıkla gözlemlenebilmektedir.

AYASTEFANOS RUS ABİDESİ:

93 Harbi sırasında semte Ruslar tarafından dikilmiş olan anıttır. 1914 yılında yıkılmıştır.

YEŞİLKÖY’DE NERELERİ GÖRMELİSİNİZ?

Yeşilköy gezip görmenize değecek birçok tarihi yapıya sahip, eski ile yeninin harmanlanmış olduğu bir sahil semtidir.

Yeşilköy’de aşağıda bahsetmiş olduğumuz mekânları gezerek keyifli saatler geçirebilirsiniz; Havacılık Müzesi, İstasyon Caddesi, Yeşilköy Çarşısı, Rum İlkokulu, Abdülmecit Çeşmesi, Surp Stefan Ermeni Kilisesi, Ayios Stefanos Rum Kilisesi, St. Stefano Latin Kilisesi, Mecidiye Camii, Yeşilköy Feneri, Meyhaneler Sokağı, Yat Limanı, Çiroz Plajı,Yeşilköy Sanat Evi ve Kent Müzesi.

Bu keyifli Yeşilköy gezisinin yorgunluğunu ise sahil kısmında buluna bir mekâna kurulup tercihinize göre; çay, kahve, pasta, deniz ürünleri,vs. ile atabilirsiniz.

PEKİ, YEŞİLKÖY’E NASIL GİDİLİR?

  • Taksim-Yeşilköy dolmuşları ile.
  • Bostancı- Kadıköy-Yenikapı- Bakırköy Deniz Otobüsleri ile.
  • Marmaray ile Yeşilköy durağında inerek.
  • 72 T numaralı Taksim-Yeşilköy otobüsleri ile.
  • 81 numaralı Eminönü-Yeşilköy otobüsleri ile.

,

İGA PASS CARD Nasıl Alınır?

İSTANBUL HAVALİMANI’NDA AYRICALIKLI YOLCU NASIL OLUNUR?

İstanbul Havalimanı’nda ayrıcalıklı yolcu olabilmek için İGA’nın size sunmakta olduğu birçok servis bulunuyor. İGA PASS CARD bu ayrıcalıklı servislerden bir yıl boyunca faydalanmanızı sağlıyor. Bunun yanı sıra bu hizmetleri tek tek, her ihtiyaç duyduğunuzda da satın alabilirsiniz.

YARARLANILABİLECEK PREMIUM SERVİSLER NELERDİR?

  • İGA Lounge (Dış Hatlar) 4.420 m2 Giden Yolcu katında.
  • İGA Fast Track (Hızlı Geçiş).
  • İGA Buggy; Gate’e kadar Buggy ile transfer.
  • İGA Meet & Greet (Karşılama Servisi)
  • İGA Vale & Otopark ( Vale ve Otopark Servisi)

İGA PASS CARD YA DA PREMIUM SERVİS NASIL SATIN ALABİLİRSİNİZ?

IGA PASS CARD sayfasından başvuru yaparak kolayca İGA PASS CARD sahibi olabilirsiniz. Bunun yanı sıra bu sayfadan Premium servislerden ihtiyacınız olanları da online olarak satın alabilirsiniz.

İGA PASS CARD TÜRLERİ VE ÜYELİK FİYATLARI NELERDİR?

İGA PASS PLUS: 299 Euro / Yıl.

  1. Hızlı geçiş + 1 Misafir.
  2. Öncelikli Check/in + 1 Misafir.
  3. İGA Lounge kullanımı + 1 Misafir.
  4. Buggy kullanımı + 1 Misafir.

İGA PASS EXTRA: 399 Euro / Yıl.

  1. Hızlı geçiş + 1 Misafir.
  2. Öncelikli Check/in + 1 Misafir.
  3. İGA Lounge kullanımı + 1 Misafir.
  4. Buggy kullanımı + 1 Misafir.
  5. Vale + Otopark ( 30 Gün Süreyle)

İGA PASS PREMIUM: 799 Euro / Yıl.

  1. Hızlı geçiş + 2 Misafir.
  2. Öncelikli Check/in + 2 Misafir.
  3. İGA Lounge kullanımı + 2 Misafir.
  4. Buggy kullanımı + 2 Misafir.
  5. Vale + Otopark ( 90 Gün Süreyle)
  6. Şehir içi transfer ( 10 Kez )

İGA PASS CARD ve Premium Servisler için daha detaylı bilgiye buradan  ulaşabilirsiniz.

Sabiha Gökçen Havalimanı’na Nasıl Gidilir?

İETT OTOBÜS SEFERLERİ İLE:

E 3 / 4.Levent Metro – Sabiha Gökçen Havalimanı: 3 tam bilet, 115 dakika.

E 9 / Bostancı – Sabiha Gökçen Havalimanı: 2 tam bilet, 50 dakika.

E 10 / Kadıköy – Kurtköy – Sabiha Gökçen Havalimanı: 2 tam bilet, 88 dakika.

E 11 / Sabiha Gökçen Havalimanı – Kadıköy: 2 tam bilet, 60 dakika.

16 S / Sabiha Gökçen Havalimanı – Metrobüs Uzunçayır:  Tek bilet, 75 dakika.

122 H / Sabiha Gökçen Havalimanı – Yenişehir – 4. Levent Metro: 2 bilet, 113 dakika.

132 H / Pendik YHT – Sabiha Gökçen Havalimanı:  Tek bilet, 50 dakika.

HAVATAŞ İLE:

SG1 Kadıköy- Sabiha Gökçen Havalimanı: 60 dakika,  14 TL.

SG2 Taksim – Sabiha Gökçen Havalimanı: 150 dakika, 18 TL.

İstanbul Havalimanı‘na ulaşım bilgileri için ise  bu yazımı okumanızı tavsiye ederim.

İstanbul Havalimanı’na Nasıl Gidilir?

Yeni havalimanı yani  tam adı ile İstanbul Havalimanı 6 Nisan 2019 tarihi itibari ile hizmete girecek. Peki, İstanbul şehir merkezinden İstanbul Havalimanı’na toplu taşıma ile nasıl gidebilirsiniz? Bu yazımızda hem IETT hem de HAVIST otobüsleri ile İstanbul Havalimanı‘na nasıl ulaşabileceğiniz konusunda yardımcı olmaya gayret ettik. Otobüs numaraları, süreleri, ücretleri, uğradıkları duraklar vb. bilgilere aşağıdaki yazımızdan ulaşabilirsiniz.

Ayrıca İstanbul Havalimanı ile alakalı olarak aşağıdaki yazılarımıza da göz atmanızı tavsiye ederiz.

İstanbul Havalimanı Hakkında Kısa Kısa  ve  Yotel İstanbul Airport

 

IETT OTOBÜSLERİ İLE; 

H2 /  MECİDİYEÖY-İSTANBUL HAVALİMANI:

Duraklar: Mecidiyeköy Metrobüs, Çağlayan, Nurtepe, Hasdal, Kemer Yolu,Orman Yolu, Kıyı Emniyeti, İhsaniye Kavşağı, İstanbul Havalimanı.

H3 / HALKALI-İSTANBUL HAVALİMANI:

Duraklar: Gümrük, 4.cadde, Rumeliler, Atatürk Mahallesi, Demirciler Sitesi, İstanbul Havalimanı.

 

HAVAIST OTOBÜSLERİ İLE;

İST 1 /  YENİKAPI-İSTANBUL HAVALİMANI:

Duraklar: Yenikapı İDO, Bakırköy İDO, Kuleli, Başakşehir Metrokent, İstanbul Havalimanı.

Süre: 110 dakika.

Ücret: 18 TL.

İST 2 / TÜYAP-İSTANBUL HAVALİMANI:

Duraklar: Tüyap, Cumhuriyet Mahallesi, Marmara Park, Bahçeşehir Merkez, İstanbul Havalimanı.

Süre: 100 dakika.

Ücret: 21 TL.

İST 7 / KOZYATAĞI METRO-İSTANBUL HAVALİMANI:

Duraklar: Kozyatağı Metro, Ümraniye Tepeüstü, Kavacık Köprüsü, İstanbul Havalimanı.

Süre: 115 dakika.

Ücret: 25 TL.

İST 19 / TAKSİM-BEŞİKTAŞ-İSTANBUL HAVALİMANI:

Duraklar: Taksim, Beşiktaş, Zincirlikuyu, 4.Levent Metro, İstanbul Havalimanı.

Süre: 100 dakika.

Ücret: 18 TL

İST 3 / ESENLER OTOGARI- İSTANBUL HAVALİMANI:

Duraklar:  Esenler Otogar, Alibeyköy Otogar, Hasdal, Göktürk ( Emniyet), İstanbul Havalimanı.

Süre: 90 dakika

Ücret: 16 TL.

Sabiha Gökçen Havalimanı‘na ulaşım için ise bu yazımı okumanızı tavsiye ederim.

,

İstanbul Havalimanı Hakkında Kısa Kısa.

İSTANBUL HAVALİMANI NEREDE KONUMLU?

İstanbul Havalimanı’nın yeri; Çatalca, Göktürk Arnavutköy kavşağında ve Terkos Gölü’ne yakın bir alanda, Tayakadın ve Akpınar Köyleri arasında olup şehrin Karadeniz kıyısına yakın kısmındadır. İstanbul Havalimanı 76,5 km2 bir alana yayılıyor.

İSTANBUL HAVALİMANI HAKKINDA KISA BİLGİLER:

  • 3 adet veri merkezi
  • 102 adet entegre sistem
  • 467 sunucu
  • 780 telekomünikasyon noktası
  • 3257 adet kartlı geçiş noktası
  • 3267 adet uçuş bilgi monitörü
  • 9000 güvenlik kamerası
  • 248 adet kusurlu hareket kamerası
  • 000 m2 yeme, içme alanı
  • 20 milyon GB’lık veri alanı
  • 200 milyon yolcu kapasitesi ( Tüm fazlar tamamlandığında)
  • 300’den fazla noktaya uçuş imkânı ( Tüm fazlar tamamlandığında)
  • 000 kişinin aynı anda internete girebilme imkânı
  • 228 adet pasaport kontrol noktası
  • 2021 ‘ e kadar tamamlanacak olan metro hattı.
  • Giden yolcu katında 39 bin 812 m², gelen yolcu katında ise 13 bin 998 m² duty free mağaza alanı bulunuyor.
  • Katlı otopark 700 bin metrekare ve 18 bin araç kapasiteli.
  • Kargo alanı 200 futbol sahası büyüklüğünde.
  • 3 uçak aynı anda inebilecek
  • 6 adet ana pist bulunuyor.

 

,

Çengelköy’de Kahvaltı.

İstanbul’da mevsim kıştan bahara dönerken, hafta sonu kahvaltısı için Boğaziçi’nin bence en keyifli semti Çengelköy’dür.

Boğazın bu tarihi semti, kıyıda hala boğazı süsleyen birkaç yalı, kıyının arkasında ara sokaklarda kalmış küçük köşkler  ve güler yüzlü esnafları ile özlenen İstanbul hayatından küçük bir kesittir sanki.

Çengelköy’ün tarihini anlatmaktansa hafta sonu keyfini anlatmayı tercih ediyorum. Tarih kısmını tarihçilere bırakmak gerek diye mi yoksa Çengelköy’ün lezzetlerini sevdiğimden mi bilemedim.

Tam bahar havasını bulmuşken biz de kahvaltı için rotayı Çengelköy’e çevirdik.

Hemen semtin girişinde bulunan otopark sayesinde park problemi yaşamadık.

Çengelköy’de kahvaltı alışverişimizi nasıl mı yapıyoruz?

 

Peynirci Mehmet: Peynirci Mehmet’in ana caddenin köşesinde bulunan dükkânından; peynir çeşitleri, nefis taze kaymak, bal, zeytin.

Tarihi İsmail’in Has Fırını: İstanbul’un en güzel simitleri.

Çengelköy Börekçisi: Muhteşem börek çeşitleri.

*Yukarıdaki listeye manavlardan alınan taze Çengelköy salatalık ve domateslerini de ekledik mi kumanya tamam demektir.

 

Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi

Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi ‘nde deniz karşı masanıza kurulur ve Boğazın eşsiz güzelliklerinin tadını çıkarabilirsiniz.Mekana kendi kahvaltılıklarınızı getirebilir, yanına da tavşankanı demlenmiş nefis çay eşliğinde kahvaltınızı yapabilirsiniz. Ben uğraşamam derseniz de Tarihi Çınaraltı Çay Bahçesi’nde; kahvaltı tabağı, menemen, yumurta, tost gözleme, çeşitlerini de  sipariş edebilirsiniz.

 

 

Süt İş Abdullah Ağa Yalısı:

Kahvaltı sonrasında ise Çengelköy’ün kalan son yalılarından Süt İş Abdullah Ağa Yalısı’nda manzaralı masalara kurularak Türk Kahvesi keyfi yapabilirsiniz.

Çengelköy’ün Keyifli Sokakları:

Hediyelik eşya tezgâhları, sahaflar, kitapçılar, ara sokaklarda bulunan antikacılar da keyifli zamanlar geçirebileceğiniz gibi, son yıllarda semtin ara sokaklarında açılan 3. Nesil kahveciler de kısa yürüyüşler sonrasındaki molalar için tercih edilebilir.

BU-BU Dondurma:

Semtin markası haline gelmiş Bu-Bu Dondurma’nın nefis dondurmalarını da denemek gerek.

 Şen Balık Restoran:

Balık tutkunları için de keyifle balık tutabilecekleri bir semttir Çengelköy. İskelenin hemen yanından ya da Kuleli önünden Boğazın taze balıklarını yakalamayı da deneyebilirsiniz.

Balık yakalama konusunda şansı yaver gitmeyenler için ise her daim taze balıkları ve uygun fiyatları ile (alkolsüz mekân )Şen Balık Restoran da Çengelköy’de balık keyfi için ideal mekanlardan biridir. Balık çorbası nefis olan restoranda mevsime ve zevkinize göre balık sofranızı kurabilirsiniz.

 

Çengelköy Kokoreç:

Çengelköy Kokoreç de kokoreç sevenler için denenmesini kesinlikle tavsiye ettiğimiz işletmelerden bir diğeri. Özellikle midye dolma sevenlerin, bir oturuşta 80 -100 midye yerimcilrin, tepsiyi kapattımcıların çok beğeneceği mekanda;  1 saat boyunca sınırsız midye dolma 60 TL’lik fiyat ile efsanecileri ve rekortmenleri bekliyor!

Hava güzel yedik içtik, bunları nasıl eritiriz? sorusunun cevabı ise Çengelköy’den Kuleli ’ye doğru keyifli bir Boğaz yürüyüşü olabilir…

İstanbul’un içinde keyifli bir hafta sonu için Çengelköy kesinlikle güzel seçim…

 

,

Kadıköy ve Çarşısı.

Kadıköy Çarşısı bizlere bin bir çeşit çeşit lezzetler sunar, tarihi çok eskilere ve birçok kültüre dayanan İstanbul’un en önemli yaşam merkezlerindendir, hatta biz Kadıköylü olanlar için Anadolu yakasının merkezidir. Kadıköy Çarşısı’nda; balık pazarı, şarküteriler, lokantalar, meyhaneler, antikacılar, sahaflar ve her köşe başında bulunan Türk kahvesi dükkânları sizi bin bir çeşit lezzetten oluşan bir maceraya çağırıyor.

Kadıköy Çarşısı’nın girişinden duyarsınız esnafın tezgâhlarına davet eden, Kadıköy Çarşısı’nın kendine has şarkısını. Balık Pazarı mevsiminde eşsiz deniz ürünlerinin en tazelerini bulacağınız balıkçıları ile çarşının ana temasını oluştururlar. Balık tezgâhlarının yanı sıra manavlar rengârenk tezgâhlarında doğanın en taze ürünleri ile balık sofralarınıza eşlik için hazırdır. Çarşının en eskilerden olan Ecevitler ve Gözde Şarküteri dükkânları ne kadar rakip işletmeler olsa da ikisi de kahvaltılık çeşitleri, nefis taze mezeleri ve hemen girişinde kocaman tencere içinde dayanılmaz görünen taptaze mideye dolmaları ile çarşını olmazsa olmazlarındandır. Ayaküstü 3-5 midye dolma çarşı gezisine başlarken hiç de fena olmaz. Turşu severler için Özcan Turşuları, kahve ve kuruyemiş alışverişi için Kurukahveci Mehmet Efendi Kadıköy şubesi, Brezilya Kurukahve çarşının vazgeçilmezleridir her zaman.

Gelelim yeme ve içme faslına;

 

SAKİ MEYHANE KADIKÖY / Balık pazarı ile adeta iç içe geçmiştir çarşının meyhaneleri; herkesin müdavimi olduğu mekânlar vardır, Çarşıya sürekli giden bizlerinde yıllar içinde müdavimi olduğumuz yerler var. Bunlardan ilki Kadıköy Saki Meyhane, Çarşıda tüm meyhanelerin girişinde içki fiyatları kocaman yazdığı için sürpriz fiyatlarla karşılaşma olmaz, esnaflık düzgündür. Saki yıllardır gittiğimiz mekânlardandır, Şef Volkan yılların alışkanlığı ile bizi sipariş ile fazla uğraştırmadan alışılagelmiş başlangıç setimiz ile masayı donatmaya başlar. Saki meyhanede, mezeler her daim taze ve lezizdir, rakı içeceğimiz için tam yağlı rakılık tabir edilen sert Ezine peyniri, tekmili fava, acı sevdiğimiz için özel kuru biberle hazırlanmış atom, deniz börülcesi, torik lakerdası ( yanında kırmızı soğan eşliğinde), ortaya ince kıyım roka salatası ile başlarız. Sonrasında keyfinize göre ara sıcak ya da ana yemeklerle devam edebilirsiniz, biz ara sıcak olarak kalamar, Karides güveç ya da direk balığa geçiş yapabilirsiniz. Yemek sonunda ikram edilen dondurmalı irmik helvası, meyve ve tatlılar da başarılıdır.  Hafta Sonu hele Kadıköy’de Fenerbahçe maçı varsa kesinlikle rezervasyon şart. Kadıköy’de Fenerbahçe maçı varsa çarşının havası bir başka olur. Spor kulübü olan tüm şehirlerin, semtlerin de merkezleri hareketlidir tabi; ama Kadıköy Fenerbahçe maçlarında bir başka olur.Kadıköy Çarşı bir tribün havasına bürünür marşlar, tezahüratlar eşliğinde maç havasını yaşanmaya başlar.

HALİL USTA LAHMACUN / Kadıköy Çarşı tüm mutfaklardan leziz ürünler bulacağınız bir yer. Halil Usta Lahmacun enfes Urfa lahmacunu sunan, yıllardır kalite ve lezzeti değişmeyen, küçük ve başarılı bir işletme. Menüsü lahmacun ve peynirli pideden oluşur, lahmacun yanında sadece maydanoz ve limon ile servis edilir. Çıtır çıtır lahmacun için tavsiye ederiz.

ÇİYA RESTORAN / Ağırlıklı olarak Güney Doğu ve Akdeniz mutfağına ait, sadece kebap değil geleneksel lezzetleri de sunan, Anadolu yemek müzesi tadında iki dükkân karşılıklı olarak Balık pazarının sonunda sizleri karşılar. Güneydoğu Anadolu mutfağının eşsiz kebaplarının sunulduğu Çiya Kebap ve  hemen karşısında geleneksel Anadolu mutfağından mevsimine göre en özel lezzetlerinin sunulduğu restoran.Bizim kadar İstanbul’a gelen turistlerin de çok rağbet ettiği işletmelerdendir her ikiside. Kebaplardan sadece bahar mevsiminde bulabileceğiniz keme kebabı nefis bir lezzettir. Anadolu mutfağının unutulmaya yüz tutmuş tariflerini tek tek araştırıp sundukları tencere yemekleri efsanedir, kabak tatlısı da mutlaka denenmesi gereken lezzetlerindendir.

EKSPRES İNEGÖL KÖFTE / Yıllar önce ilk kez dayım ile gitmiştim, nefis köfteleri ile tanıştığım bu mekâna. Şimdi çocuğum ile gidiyorum ve bu Türkiye’de hele İstanbul’da pek alışılagelen bir süreç değil. İstanbul’da 20-30 yılı devirip, aynı lezzeti koruyan işletme sayısı gerçekten çok az. Mekanın İnegöl köftesi harikadır, yanında özel acı sos ve piyaz ( Geleneksel şekilde yumurta ile) servis edilir. 1,5 porsiyon söylerseniz hepsi bir tabakta gelmez, soğumaması için tabağınız da 1-2 köfte kaldığında garson elinde şişte köftelerinizin devamını getirir. Lezzet  ve servis hızı başarılı bir yer, fiyatları ortalamada.

AHMET USTA ISLAMA KÖFTE / 1 porsiyonun asla yetmediği yerdir benim için burası. Yıllardır lezzetin değişmediği, fiyatların makul olduğu işletmenin başka şubesi bulunmadığı girişte de yazılıdır. Köftelerin yanında sunulan ve mangaldan sıcak sıcak servis edilen -Kemik suyu ile ıslatılan- ekmeklerden ismini alan dükkan ıslama köfte sevenlerin kesinlikle memnun ayrılacağı bir mekandır.

MERCAN KOKOREÇ / Sokak lezzetlerinin en ünlülerinden olan  kokoreç ve midye tava severlerin her daim uğrak noktasıdır Mercan Kokoreç. Kadıköy Çarşısının balık pazarına yakın olan şubesi; sokaktaki masaları, terası ile keyifli bir meyhanedir, aynı zamanda Kadıköy’de akşam iş çıkışı 2 tek atalım tanımı için ideal yerdir.

 

BAYLAN / Hacı Bekir Kadıköy şubesinin tam karşısında yer alan Baylan, özellikle vanilyalı, karamelli dondurma, kremşanti, karamel sos ve bal badem ile servis edilen Kup Griye ile çok ünlüdür. Adisababa ve Rokoko da meşhur lezzetlerindendir. Arkada bulunan bahçesi çay moları verip tatlı atıştırmalıklar için çok keyiflidir.

BEYAZ FIRIN / Türkiye’nin asırlık lezzet markalarından olan Beyaz fırın da Kadıköy Çarşının olmazsa olmaz lezzet duraklarındandır. Çıtır çıtır ekmeklerle hazırladıkları soğuk sandviçleri alıp vapura koşturmak, vapurun demli çayı eşliğinde sabah kahvaltısı yapmak, güne keyifli bir başlangıçtır. Son yılların trend lezzeti olan rengârenk makaronları, süslü pastaları ile görsel bir şölendir.

ŞEKERCİ CAFER EROL / Kadıköy Çarşının Asırlık markalarından bir diğeri de Şekerci Cafer Erol’dur. Anadolu yakasında en leziz Fatih Sarmasını burada bulabilirsiniz. Üst katında bulunan kafe kısmında mekanın sunduğu eşsiz lezzetlerin tadını çıkartabilirsiniz.

ÖZCAN TURŞULARI /Fazla söze gerek yok, vitrin zaten içerisini anlatıyor. Turşu ve turşusuyu severlerin asla uğramadan geçmemesi gereken dükkan.

COFFE MANIFESTO / Kadıköy çarşının her köşe başında bulunan közde Türk kahvesi sunan işletmelerinin arasından sıyrılan makan.Balık pazarının sonuna doğru Çiya’nın yanında bulunan mekan yeni nesil kahvecilerin Kadıköy’de en beğendiğim temsilcisidir. Birçok bölgeden gelen çok özel çekirdekleri doğru şekilde işleyerek sunmaları sebebi ile Kahve tutkunları tarafından da beğenilen  güler yüzlü  bir işletmedir Coffe Manifesto. Soğuk demleme kahveleri ise yeni tatlar arayanlar için denenmesi gereken ürünlerdendir.

, , ,

Tarihe Tanıklık Etmek: Sultanahmet Ve Çevresi.

Türk Hava Yolları ”DISCOVER Dergisi” ”Mart, Nisan, Mayıs” sayısında yayınlanan ”Tarihe Tanıklık Etmek: Sultanahmet Meydanı Ve Çevresi” başlıklı yazımın medya görselleri.

 

 

,

İstanbul’da Bir Boşnak Meyhanesi: Lipa.

İstanbul’da Bir Boşnak Meyhanesi Lipa – Pendik Sapanbağları

Uzun yıllar önce Hekim bir dostumuzun tavsiyesi ile keşfettiğimiz, Pendik Sapan Bağları  Mahallesi’nde, Yenipazar Caddesinde ( Novi Pazar ) bulunan keyif aldığımız rahat ettiğimiz Boşnak Meyhanesi LİPA.

Son yıllarda popülerliği çokça artmış, sosyal medyada çokça yer bulmuş olması sebebi ile de hafta sonları rezervasyon yaptırmakta fayda var.

Pendik sapan bağlarında bir meyhaneye ilk kez gideceğimiz zaman işletmeci ( İbrahim Abi ) ile rezervasyon sırasında aramızda geçen telefon konuşması aslında nasıl bir samimiyet ve esnaflıkla karşılaşacağımızın işaretini vermişti. ”Eşim ve çocuğumla gelirsek rahat eder miyiz?” Sorusuna aldığımız; ”Misafirliğe giderken bu soruyu mu soruyorsunuz?  Buyurun sizler bizim misafirimizsiniz” yanıtı çok hoşumuza gitmişti.

Şimdi ise Boşnak lezzetleri eşliğinde birkaç kadeh bir şeyler içmek, salaş bir meyhane keyfi için ilk tercihlerimiz arasında yer alıyor.

İlk girdiğimizde Türkiye ve dünyadan Profesyonel, amatör spor kulüplerinin tribün ve taraftar atkıları, Flamaları karşılıyor.

Girişte bulunan meze dolabına göz ucuyla bakıp bizim için hazırlanan masamıza yerleşip,  Kendinizi meze seçimi konusunda işletmeye teslim edebilirsiniz. Standart meyhane mezeleri yerine özel Boşnak mezeleri bizim tercihimiz oldu özel bir biber turşusu ve kaymaklı manda yoğurdu ile hazırlanmış “Soka” tuzlu ekşi ve kaymak tatlarının müthiş bir harmanı rakının yanında çok beğendiğimiz bir meze, Karışık kızartma ile sebze kavurma arasında müthiş lezzetli lipakur de deneyebilirsiniz. Bizim gibi kuru et tutkunuysanız kesinlikle kuru et ve peynir tabağı söylemenizi öneriyorum. Hatta çıkışta paket de alıyoruz. Kuru etli bulgur pilavı da başarılı lezzetlerden.

Gelelim ana yemek kısmına, Boşnak mutfağının köfteleri, etleri ve tabii Boşnak Mantısı süper lezzetli. Boşnak Mantısı porsiyon olarak sunulmuyor, küçük 4-5 kişilik tepsilerde sipariş verdiğiniz de pişirilip sıcak dumanı üzerinde servis ediliyor.

Boşnak köfteleri ise güveçte zeminde soğanlar eşliğinde servis ediliyor, bizim tercihimiz güveçte Cevapi köfte. Kalabalık giderseniz Köfte çeşitlerinden ortaya söyleyip tüm lezzetleri deneyebilirsiniz. İlk kez gittiğiniz de işletme küçük şakalar ile sizi biraz yerinizden zıplatarak keyifli anılarda bırakıyor.

Popülerliği artmış olmasına rağmen aynı salaşlığı ve uygun fiyatlarını koruması sebebi ile hala çok keyifli ailecek gidip rahat edebileceğiniz bir meyhane.

Gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırın!

Marmaray’da Yeni Dönem: Halkalı-Gebze Hattı.

Banliyö hattı İstanbul’un merkez semtlerini daha ziyade deniz kenarında bulunan yazlık ve daha sakin semtlerine bağlardı. Anadolu yakasında Bostancı’ya kadar denize uzak bir rota izleyen trenler, Küçükyalı itibari ile denize, adalara paralel bir hat izlerdi ve bu hat genel olarak plajlar ile doluydu. Yıllar geçtikçe durum değişti, bu banliyö hattı üzerindeki sayfiye semtleri kalabalıklaşmaya ve eski dinginliklerini kaybetmeye başladılar. Günümüzde anılarımızdaki o dingin hallerinden eser yok.

İşte bu banliyö hattı uzun zamandır, hem Avrupa hem de Anadolu yakasında hizmet dışıydı. Hızlı tren ile entegrasyonu için hattın yeniden düzenlenmesi gerekiyordu. Sanırım 2 yıldan uzun bir süre geçti ve geçtiğimiz günlerde bu hatların Marmaray ve YHT ile entegrasyonu sağlandı ve hatlar tekrar hizmete girdi.

Bu yazımızda: Bu hatlarda ne oluyor? Ne bitiyor? Nereden biniyorsun? Nerede iniyorsun? Ne ödüyorsun?  gibi soruların cevaplarını sizlere vermeye çalışacağız.

Halkalı’dan bindik Gebze’de  indik ve işte detaylar…

HAT NEREDEN BAŞLIYOR NEREDE BİTİYOR? 

Marmaray hattı bu entegrasyon işleminin sonuçlanması neticesinde Halkalı’dan başlayıp Gebze’ye kadar kesintisiz hizmet vermeye başladı.

HALKALI GEBZE HATTI KAÇ İSTASYON?

Halkalı-Gebze Hattı toplam 43 istasyondan oluşuyor.

SEYAHAT SÜRESİ NE KADAR?

Halkalı’dan Gebze ya da Gebze’den Halkalı tam tamına 115 dakika sürüyor. Sinyalin kapalı olduğu durumlar vs. de göz önüne alınırsa bu süre 5-10 dakika kadar oynayabilir. Bizim bindiğimiz sefer tam tamına 2 saat 4 dakika sürdü.

BU HATTIN MARMARAY’DAN FARKI NE?

Bir farkı yok. Bu hat Kazlıçeşme-Ayrılıkçeşmesi hattına; Anadolu yakası tarafında Gebze’ye, Avrupa yakası tarafında ise Halkalı ’ya kadar olmak üzere entegre oldu. Yani Marmaray’da artık ilk durak Kazlıçeşme, son durak Ayrılıkçeşmesi değil; basit tabir ile Marmaray hattı artık Halkalı- Gebze arası çalışan bir hatta dönüştü.

 

MARMARAY SEFERLERİ NE SIKILIKTA YAPILIYOR?

Halkalı-Gebze Hattı’nda seferler 15 dakikada bir, Zeytinburnu-Söğütlüçeşme Hattı’nda ise 8 dakikada bir gerçekleşiyor.

MARMARAY SEFERLERİ HANGİ SAATLER ARASINDA SÜRÜYOR?

Halkalı-Gebze Hattı:

Halkalı; ilk sefer: 06.00, son sefer: 22.00.

Gebze; ilk sefer:06.00, son sefer: 22.15

Zeytinburnu-Söğütlüçeşme Hattı:

Zeytinburnu; ilk sefer: 05.50, son sefer: 23.20.

Söğütlüçeşme; ilk sefer: 05.54, son sefer: 23.54.

YENİ HAT YHT’YE  ( YÜKSEK HIZLI TREN) ENTEGREMİ?

Evet, Marmaray Halkalı- Gebze Hattı YHT ile entegre durumda. Önceleri YHT için Pendik tren istasyonuna gitmek gerekiyordu, artık böyle bir zorunluluk yok. Şu duraklardan YHT’ye binebilirsiniz: Halkalı, Bakırköy, Söğütlüçeşme, Bostancı, Pendik, Gebze. Fakat şöyle bir durum söz konusu; şu aşamada hemen hemen her YHT’ye Anadolu Yakası tarafında bulunan ve yukarıda belirtmiş olduğumuz duraklardan binilebiliyor. Halkalı ve Bakırköy için durum aynı değil, eğer Avrupa yakasından YHT’ye binmek arzusundaysanız sefer sayıları şuan için oldukça az. Söğütlüçeşme’den biniyor olmak sefer ve saat seçiminizde alternatifleri fazlalaştıracaktır.

PEKİ, YA ÜCRETLER?

Mesafeye göre ücretlendirme sistemi uygulanıyor. Trenden çıkışta kartınızı okutuyor ve iade hakkınız var ise onu geri alıyorsunuz. Metrobüs duraklarında uygulanan sistemin aynısı tek fark iade makinaları, Marmaray’da çıkış yaparken kartınızı turnikeye okutup iade alıyorsunuz.

1-7 İstasyon: 2,60 TL Tam, 1,25 Öğrenci.

8-14 İstasyon: 3,25 Tam, 1,55 Öğrenci.

15-21 İstasyon: 3,80 Tam, 1,80 Öğrenci.

22-28 İstasyon: 4,40 Tam, 2,10 Öğrenci.

29-35 İstasyon: 5,20 Tam, 2,50 Öğrenci.

36-43 İstasyon: 5,70 Tam, 2,75 Öğrenci.

Aladağlar Hedikli Kar Yürüyüşü.

Bugün Aladağlar hedikli kar yürüyüşüne katılmak için saat 21.35 uçağıyla Ankara’ya gidiyorum, böyle bir tecrübeyi ilk kez yaşayacağım. Organizasyon Ankara’da bulunan Montis Trips and Expeditions tarafından düzenleniyor.

Montis Trips and Expeditions’un programları hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Ankara’ya Varış:Saat 22.30’da uçak Esenboğa Havalimanı’na indi ve buradan Belkoair işletmesi otobüsüne binerek Kızılay meydanına ulaştım, ulaşım ücreti 11 TL. Havaş seçeneği de var; ama HAVAŞ Kızılay meydana gitmiyor, AŞTİ’de inmek zorundasınız.  Kızılay’dan Montis Turizm’e gitmek için taksiye bindim, ofisleri Çankaya’da,  Ata Kule’nin yakınında, tabi hareket saatimiz gece 01.00 olunca ben erken gelmiş oldum. Biraz oyalandıktan sonra acente yetkilileri geldi, hepsi gayet iyi arkadaşlar, yakın ilgi ve alaka gösterdiler.

Grup İle Buluşma Ve Yola Çıkış:Saat 01.00’de Ankara’dan Niğde Çukurbağ köyüne gitmek üzere depar aldık, saat 01.45 gibi Ankara’dan çıkmıştık, yolculuğumuz yaklaşık 5 buçuk saat sürdü, sabaha karşı saat 06:30’da köyde bulunan pansiyon eve geldik.  Pansiyon’un adı Taurus Guest House, evin sahibinin adı Ahmet, Ahmet abi klasik bir Niğdeli, tam bir köy adamı. Biz eve vardığımızda evin ortasında bulunan sobanın üstünde taze çay demlenmiş halde bizi bekliyordu. Kısa bir mola ardından biraz dinlenmek üzere odalara dağıldık.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1.Gün / Rotamız; Aladağlar Emli Boğazı:Kahvaltı sonrası hazırlanarak Saat 10.00’da Aladağlar yürüyüşünün ilk noktası Emli Boğazı için hareket ediyoruz.  Hava güneşli fakat keskin bir soğuk var.  15 dakika sonra milli park girişine geldik.  Malzemelerimizi ve hediklerimizi alarak içeriye doğru yürümeye başladık. İlerledikçe ve kar iyice yoğunlaşınca yürümekte zorlanmaya başladık, bir noktada durup hediklerimizi bağladık. Hedik olayı benim için yeni bir tecrübe, dağ liderimiz eşliğinde kar yürüyüşümüz başladı,  hediklerle yürümek oldukça kolay zaten aksi takdirde yürümek mümkün değil, dize kadar kara batıyorsunuz.

Genel olarak orta seviye zorlukta bir yürüyüş, zaman zaman tırmanışlar olsa da çok zevkli. Bu ilk gün yapmış olduğumuz aktivite toplamda 4saat 58 dakika sürdü ve 12,2 km ile son buldu. Saat 17.30 gibi pansiyona döndük ve birkaç arkadaş ile birlikte gün batımı fotoğraf çekimi için dışarıya çıktık. Saat 19.00 gibi akşam yemeğini yedik ve sonrasında soba başında çay sohbeti ile yavaş yavaş günü bitirdik.

2.Gün / Rotamız; Demirkazık Dağı Cımbar Boğazı:Bu sabah 09.00’da kahvaltı yaptık ve yarım günlük aktivite için hazırlandık.  Saat 10.00’da Demirkazık Dağı Cımbar Boğazı yürüyüşümüze başladık. 1 Kilometre kadar karlı ve taşlık zeminde yürüyüşten sonra hediklerimizi takma zamanı geldi.  Vadiden içeri doğru girdikçe kar yoğunlaştı ve parkur ilk güne göre daha zorlaştı; fakat içeriye doğru yürüdükçe karşıma çıkan muhteşem manzara tüm zorluklara ve yorgunluğa değerdi. Cımbar Boğazı için yürüdüğümüz parkur, bir önceki gün yapmış olduğumuz yürüyüşten daha zevkli ve güzel.

Bu bölge tek kelime ile mükemmel, kayaların tepesinde; dağ keçileri, tepemizde; kaya kartalları ve küçük kuşlar. Dağ liderimiz Oral’dan aldığım bilgiye göre; yürümüş olduğumuz vadi bundan 10 yıl öncesine kadar dağlardan gelen kar sularının erimesiyle oldukça yoğun akan bir nehirmiş, küresel ısınma neticesinde zaman içerisinde su azalmış ve nerdeyse bitme noktasına gelmiş. Bu yürüyüşümüz 3 saat 48 dakika sürdü ve 9,6 km ile son buldu.

Pansiyona dönüp hazırlıkları tamamladık ve yola çıktık, yemek molası için Orhan Ağaçlı Tesisleri’nde mola verdik, çok uzun yıllar oldu buraya gelmeyeli, tesis resmen evrim geçirmiş. Akşam saat 21.00’da Ankara AŞTİ terminaline vardık. Ben grupla vedalaşarak burada indim ve havalimanına gitmek üzere 21.15 Havaş’a bindim.

Artık İstanbul’a geri dönüş vakti.

,

Osmanlı Bankası Müzesi.

İstanbul’da ücretsiz ziyaret edebileceğiniz müzelerden biri de ”Osmanlı Bankası Müzesi.” Bir dönem akçeli işlerin merkezi olan Karaköy Bankalar Caddesi No:11’de SALT Galata binasının içinde bulunuyor. SALT Galata’nın bulunduğu bina zaten 1892 ile 1999 yılları arasında Osmanlı Bankası’nın Genel Müdürlüğü olarak hizmet vermiş.

OBM ziyaretçilerine Osmanlı Bankası’nın 145 yıllık tarihinden kesitler sunuyor. Pazartesi günleri hariç açık olan müzeyi saat 09.00 ile 19.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz.

Müze hakkında daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

Old Port Hotel…

2018 yılında Sirkeci’de hizmete girmiş olan Old Port Hotel; hem merkezi konumu, hem de tarihi mekânlara olan yakınlığı ile dikkat çekiyor.

Otele; Eminönü limanı 150 Metre, Marmaray ve Sirkeci Garı 50 Metre, Sirkeci Tramvay Durağı ise 30 metre mesafede bulunmaktadır.

Otel; Sultanahmet Meydanı’na yürüyerek 15 dakika mesafededir.

Modern konsepti ve güleryüzlü, yardımsever personeli ile şehrin göbeğinde hem iş hem de tatil için uygun bir konumda misafirlerine hizmet vermektedir.

Otel hakkında daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirisiniz.

,

Peak Coffee Hub.

”Nitelikli Kahve Çekirdekleriyle Hazırlanan Benzersiz Bir Kahve Deneyimi Yaşayın.” mottosu ile yola çıkmış olan ”Peak Coofee Hub” tarihi Sirkeci Garı’nın hemen yanı başında bulunan ve yaklaşık bir yıldır hizmet vermekte olan üçüncü nesil bir kahveci.

”Peak Coffee Hub” Dünya üzerinde süregelen ve ülkemizi de etkisi altına almış kahve zincirleri furyası içinde kendi farklı konsepti ve tatları ile fark yaratma gayretinde olan bir kahve dükkanı. İlk dikkatimi çeken; dışardan bakıldığı zaman mekanın çok renkli görüntüsü.

Fabrikasyon hizmet veren kahve dükkanlarından farklı olarak masaya servis imkanı da mevcut. Free intenet kullanımı olan kafe ayrıca bilgisayar ile iş yapmak isteyenler için  rahat bir ofis ortamı sağlamak adına her türlü imkanı da sunuyor.

Kahve çeşitlerinin yanı sıra bitki çayları ve lezzetli kekleri de tatmanızı tavsiye ederim. Bu bölgede iş için bulunduğunuzda ya da tarihi yarımada dahilinde yapılmış olan  bir gezintiden sonra nefeslenmek ve vakit geçirmek adına ideal bir mekan.

 

,

Karakedi Bozacısı

Eğer boza seviyorsanız ve Eskişehir’e yolunuz düşmüş ise Karakedi Bozacısı’nı pas geçmemelisiniz. Karakedi’de içecek ya da kaşıklayacak olduğunuz boza İstanbul’da içmiş olduğunuz bozadan biraz farklı bir lezzete sahip. Kıvam olarak daha yoğun olan bu boza, içmekten ziyade kaşık kaşık yemeğe daha elverişli. 1925 yılından beri bu farklı, geleneksel lezzeti üreten ve beğeni ile tüketilmesini sağlayan bu mekânı ziyaret ederseniz pişman olmayacağınızı düşünüyoruz.

Önermesi bizden, denemesi sizden…

 

 

 

ECS Suw Hotel / ”Renginiz Keyfinizdir.”

Samsun’a yolumuz düştüğünde, nerede konaklama yapalım diye düşünürken, internette ECS Suw Hotel‘i bulduk. 3 Yıldızlı olan ECS Suw Hotel, denize 200 metre mesafede ve Samsun’un en yaşanası bölgelerinden biri olan Atakum’da konumlu. Hizmet sloganı “Renginiz keyfinizdir “olan ECS Suw Hotel, misafirlerine  farklı renk oda alternatifleri ile hizmet veriyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ECS Suw Hotel; Samsun- Çarşamba Havalimanı’na 40 KM, Samsun Otogarı’na ise 5 KM mesafededir.

Otel hakkında daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

, ,

Bitmeyen Senfoni: Bayram Tatili Travması…

Bayram kapıya dayandı, yaklaşık iki hafta sonra bütün iş hayatını felç edecek olan 11 günlük uzun mu uzun Kurban Bayramı tatili başlayacak. Türk halkının büyük bir bölümü bayramı iple çekiyor lakin bayram bahane, tatil şahane.

Yurtiçi, yurtdışı rezervasyonları çoktan yaptırıldı. Sona kalanlar evdeki çocukların ve eşlerin artan baskıları ile son bir çırpınış gidilecek yer arıyorlar. Bayramda yaşadığı şehirde kalmak insanlar için tam bir prestij kaybı;  sonra konu, komşu ne der? Tatilin niteliği de pek önemli değil, burada tek dert kesinlikle nicelik. Bir yerden bir yere intikal edilsin de nereye edilirse edilsin…

Bu tatile gitmek sanki tüm sorunları çözecek ve tatile giden her bireyi tam bir ruhsal tatmine ulaştıracak. İnsanın içsel bir doymuşluğu, belli bir hayat duruşu, tatil olarak ne istediği hakkında bir fikri yok ise böyle bir tatmine ulaşmasına da inanın imkân yok.

An itibari ile bilmem ne gümrük kapısı fotoları sosyal medyada gırla gidecek. O çılgın gümrük kuyruğunda beklemek insanları  “Oh be biz de bu gruba dâhiliz, eziyet çekiyoruz ama olsun, tatile gidiyoruz be abi” diye gururlandıracak; Yunan, Bulgar sınırlarını geçer geçmez ya da Çeşme, Bodrum, Alaçatı’ya varır varmaz tekrar sosyal medyada yer bildirmeler başlayacak. Bayramda bayramlaşmak adına arayanlara ise ağızda kelimeleri uzata uzata; ‘’ Yokuz canım evde, şuradayızzz, buradayız’’ demenin dayanılmaz hazzı yaşanacak. ‘’ Yokuz İstanbul’da ’’ ya da ‘’ Yurtdışındayız ’’ lafları çok önemli; 90+4’ te gol atmış hazzı verir bir kısım insanlara.

Sosyal medya görüntülerine bakacak olursak herkes deli gibi eğleniyor. Kum, deniz, güneş, güzel yemekler, içkiler, mutluluk pozları, plajda frappe ile resim, akşam bol deniz mahsulleri olan masalar…….

Şu keyfi, bu keyfi, tatil başlasın, an itibari ile gibi beylik cümleler ile başlayan sosyal medya paylaşımları. Yüzlerde müthiş bir mutluluk fakat arka planda beyinde sürekli olarak ’’20 Euro verdik bu kahvelere, OHA ! 120 TL düşünceleri’’, paradoksun ağa babası J)).Sakın kur hesaplamayın, bitersiniz…….

Bir kısım insanı kesinlikle tenzih ediyorum ama geri kalan büyük bir güruh bu tatillere sırf gitmek zorunda olduğunu düşündüğü, çevre gazı, ben de gitmeliyim, sınıf atlama derdi, eş ve çocukların baskısı gibi saçma sapan neden sonuç ilişkileri ile gidiyor. O kalabalıkta debelenip, debelenip, bolca sayıp, sövüp, bir ton da para harcayıp; dinlenmeyi geçelim belki de daha çok yorulup geri dönüyorlar.

Çılgın tatilcilerin hatırı sayılır bir kısmı,  minik bir çadır ile en basit şartlarda doğada kamp yapan,  ne istediğini bilen,  içsel ve beyinsel gelişimini tamamlamış insanın aldığı keyfi alamıyor. Çoğunluğun derdi eş, dost ile aşık atmak, onlardan geri kalmamak. Zaten genel hayat döngüsü içindeki en büyük problem bu değil mi? Kendin olamamak, hep başka hayatlara öykünmek. Kopyala, yapıştır insanlar işte……

Üç günlük Barcelona tatilini sadece La Rambla ve çevresinde geçiren, Aşk Çeşmesi önünde resim çektirince Roma tatilini tamam sayan ya da ülkesinde tek bir tane müze gezmediği halde gittiği ülkede müze gezmek için kendini paralayan insanlar gördüm.

Çok bahşiş verip, gittikleri yerlerden manasız ve abartılı alışveriş yapmayı iyi tatil yapmak sanan bir zümre var ne yazık ki bu ülkede. Bilmem kaç günde bilmem kaç ülke gezdim diye skor tutan ’’Gezginimsiler’’ var, hâlbuki o dedikleri gün süresince birkaç şehir bile gezmek zor. Deniz tatilinden döndükten sonra ’’ AAAAA! Hiç yanmamışsın ama’’ gibi saçma bir cümle ile karşılaşıp, mayo izini göstererek tatile gittiğini ispatlama gayretine girenlerin sayısı azımsanamayacak kadar çoktur bizim ülkemizde.

  • Bu insanların yaptıkları kopyala yapıştır tatil ile içsel bir tatmine ulaşmaları mümkün mü?
  • Herkesin aynı tip tatil ile mutlu olmasının imkânı var mı?
  • İnsanlar neden bu 11 günlük büyük kavimler göçünün mutlaka bir parçası olmak için kendini paralıyor?
  • Sürüden ayrılırsak bizi kurt kapar mı? Kurt kapmasın diye bu eziyete devam mı?

Geçen yıl Bodrum’da bir kafede oturuyordum, yan masadaki havalı abi ve abla ile bir süre sohbet ettik, derken konu konuyu açtı, “20 senedir Bodrum’a geliyoruz Bitez’de evimiz var” dediler, öyle Bodrumlu olmuşlar ki Bodrum’un yerlisini bile kovarlar ellerine fırsat geçse. Bodrum şöyle, Bodrum böyle anlatıyorlar, “ Bodrum Kalesi? “ dedim, demez olaydım! Daha Kaleyi görmemişler. Biramdan son yudumu aldım,”Hoşça kalın” dedim ve  kalktım gittim.

Sizce de burada bir kaçak yok mu?

Çoğumuz aslında sadece ’’MIŞ’’ gibiyiz.

Pek tabii ki de gezelim ama kendimizi geliştirmek, gerçekten mutlu olmak için gezelim sadece dostlar alışverişte olduğumuzu görsün diye değil….

Şimdiden herkese iyi bayramlar, pardon iyi tatiller….

 

 

 

Kaleiçi; Antalya’nın En Güzel Yeri..

Türk turizmi denildiği zaman ilk akla gelen ve ülkemiz turizminin lokomotifi olan bölge Akdeniz Bölgesi’dir. Akdeniz Bölgesi’nin ve Türk turizminin başkenti ise hiç şüphesiz ki Antalya’dır. Hem Antalya şehir merkezi hem de civar bölgeleri; insanı baştan çıkartacak şahane bir doğaya, bunun yanı sıra insanın aklına durgunluk veren tarihsel bir geçmişe ve bu tarihsel geçmişin olağanüstü kalıntılarına ev sahipliği etmektedir.

Akdeniz Bölgesi ve Antalya ile alakalı anlatılacak o kadar çok şey var ki yazmakla bitiremeyiz. Zaten buralar ile ilgili binlerce ansiklopedik bilgi de internetin her noktasında mevcut.

Yıllardan beri beni Antalya’da en etkileyen yerlerden biri de Kaleiçi olmuştur. Dar ve sevimli sokakları, tarih kokan evleri, sıcacık atmosferi, limanı, surları ile Antalya’nın ilk yerleşim yeri olan Kaleiçi’ne yıllar sonra tekrar yolum düşüyor ve burada pek hoş bir gün geçiriyorum.

Geçmiş ile modern yaşam arasında sıkışmış kalmış bir şekilde tarih sahnesinde ona biçilen rolü oynamaya devam ediyor Kaleiçi. Kesinlikle her geçen gün doku daha fazla bozuluyor ve yok oluyor, belki bir noktada yenileme çalışmaları filan falan da artık çare olmayacak; bu sadece Kaleiçi için geçerli olan bir konu değil pek tabi ki de, ülke ile özdeşleşmiş genel bir problem. Tarihi ve tarihi dokuyu, eserleri korumak ve gelecek nesillere aktarabilmek çabası ile alakalı genel bir sorun hatta bir paradoks var ülkemizde; hem tarihi koruyup, kollamaya çalışıyor gibi gözüküp hem de bu derece tahrip edip ranta peşkeş çekmek.

Antalya Kaleiçi’nde konaklama yapabilirsiniz ya da şehir içinde konaklama yapıp Kaleiçi’ne bir gününüzü -pek tabi ki de layıkıyla gezmek için yoksa 1,2 saatte gezip yolunuza devam edebilirsiniz- ayırabilirsiniz.

Biz tam bir gün Kaleiçi ve civarında vakit geçirdik. Havanın güzel olması da günümüzün çok daha keyifli geçmesini sağladı. Kaleiçi bölgesinde tarihi mekânları gezmenin dışında yeme içme ve konaklama alternatifleri de oldukça geniş.

Peki, Kaleiçi’nde nereleri gezip, görebilirsiniz şimdi kısaca bunlardan söz edelim.

Antalya Saat Kulesi: 1901 senesinde Sultan 2.Abdülhamit adına inşa ettirilmiş olan kule; şehrin Kalekapısı mevkiinde bulunmaktadır.

Tekeli Mehmet Paşa Cami: Kalekapısı mevkiinde Antalya Saat Kulesi’nin hemen arkasında yer almaktadır.

Yivli Minare Camii Ve Külliyesi: Kalekapısı semtinde bulunur. Külliyede bulunan yapılar; Yivli Minare, Yivli Camii, Gıyaseddin Keyhüsrev Medresesi, Mevlevihane, Zincirkıran ve Nigar Hatun türbeleridir. Selçuklular zamanından kalmıştır.

Hadrian Kapısı: Günümüzdeki yaygın ismi Üç Kapılar olup M.S 130 yılında Roma İmparatoru Hadrian adına yapılmıştır.

Kesik Minare Camii ( Korkut Camii ): Kaleiçi’nde bulunmakta olan camii günümüzde ibadete kapalıdır. İlk döneminde kilise olarak inşa edilmiş lakin daha sonra camiye çevrilmiştir.

Hıdırlık Kulesi: Kaleiçi surları üzerinde 2.yy’da yapılmış olan silindir şeklinde kule.

Ahi Yusuf Mescidi: 1249 yılında yaptırılmış olan Antalya’nın en eski mescididir.

Kaleiçi Müzesi: Çarşamba günleri hariç; 09.00-18.00 arası ziyarete açık. Giriş ücretsiz. Müze ile alakalı daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Antalya Oyuncak Müzesi: Pazartesi günleri harici açık olup girişi ücreti 6 TL’dir. Buradan  müzenin resmi sitesine ulaşabilirsiniz.

Seyir Terası: Kaleiçi’ni kuş bakışı izleyebileceğiniz nokta. Buradan bineceğiniz asansör ile de Kaleiçi’ne kolaylıkla inebilirsiniz.

Mermerli Plaj: Yabancı turistlerin yoğun şekilde rağbet ettiği bu plaj; Antalya ilinin en eski ve orijinal plajlarından biridir.

,

Avrupalı Eskişehir…

Milliyet Gazetesi Rota Ekinde yayımlanan ‘ Avrupalı Eskişehir ‘ yazımın gazete küpürleri…………..

Bodrum’un Kışı da Çok Güzel.

Bodrum denince akla ilk gelen; deniz, kum, güneş ve gece hayatıdır. Ne yazık ki yaz aylarında Bodrum’daki lüks -her şey dahil- tesislere konaklamaya gelen turistlerin büyük bir kısmı Bodrum’un merkezini, diğer cazibe noktalarını, müze ve tarihi yerleri görmeden tatillerini bitirip geri dönerler.1970’ li yılların sakin ve bakir Ege Kasabası günümüzde bu görüntüsünden oldukça uzaktır. Bodrum, Yaz mevsiminde yüksek bir nüfus popülâsyonuna sahip olup kış aylarında ise yaz aylarına nispeten sakin ve dingin bir hayat imkanı sunmaktadır.

Yaz aylarında sahil kenarlarından tutunda restoranlara kadar, her yerde, oturacak yer bulmak ve bir şey yemek / içmek için verilen mücadeleden, o aylardaki insan yığınından eser yoktur kış aylarında. Pek tabii ki birçok mekân kapalıdır, sokak hayvanı popülâsyonu ile insan popülâsyonu hemen hemen birbirine yakındır, sokaklar pek bir tenhadır lakin müthiş bir dinginlik ve huzur vardır Bodrum’da kış aylarında. Bodrum’un dar sokaklarında gezerken, ekâbir evlerden gelen soba kokusunu alırsınız. Bodrum’un gerçek sahiplerine kalma zamanıdır kış ayları.

BODRUM’DA KIŞ AYLARINDA NELER YAPILABİLİR?

Eğer Bodrum’a hep deniz tatili için gitmişseniz, mutlaka bir kez de kış aylarında ziyaret etmelisiniz. Uzun yürüyüşler yapabilir, açık olan restoranlarda keyifli yemekler tadabilir, Bodrum müzelerini ziyaret edebilirsiniz. Bodrum Kalesi çevresindeki kafelerde gün batımını içinizde tarifsiz duygular ile izleyebilir, Bodrumu’ un 12 ay boyunca açık hediyelik eşya mağazalarından alışveriş yapabilirsiniz.Mesela, Neyzen ‘in (Neyzen Tevfik) evi nerede bilmiyorsanız, bu gidişinizde onun yerini öğrenebilirsiniz.

BODRUM’UN MÜZELERİ VE TARİHİ MEKANLARI.

Yaz aylarında deniz, kum,güneş ve gece hayatından dolayı fırsat bulunup ziyaret edilemeyen müzeler ve tarihi mekanlar ziyaret edilebilir. Şu anda Sualtı Arkeoloji Müzesi olarak hizmet vermekte olan Bodrum Kalesi, Bodrum Antik Tiyatrosu, Zeki Müren müzesi, Myndos Kapısı, Bodrum Mausoleion  ve Bodrum Yeldeğirmenleri bunların başlıcaları olup ayrıca Gümüşlük, Yalıkavak yada Akyarlar’da bir yemek yada bir kahve eşliğinde Bodrum kışının keyfini çıkarıp, bu sakin ve dingin günlerin tadına sonuna kadar varabilirsiniz.

BODRUM MARİNALARI.

Bodrum Marinaları da kışın hayatın yavaşta olsa aktığı ve içinde hem mağazalar hem de kafeler bulabileceğiniz yerler olarak göze çarpmaktadır. Bodrum Merkez, Turgutreis ve Yalıkavak Marinalarında hoşça vakit geçirebilir ve Bodrum’da kış aylarında günlerin çok daha yavaş aktığına siz de şahit olabilirsiniz.

ÖRNEK YÜRÜYÜŞ ROTASI.

Örnek vermek gerekir ise Bodrum Marina’dan başlayan ve Halikarnas Disco’ da biten bir yürüyüş sırasında; şahane resimler çekebilir, Bodrum kalesini ziyaret edebilir, Kale civarındaki yada yürüyüş güzergahı üzerindeki kafelerde vakit geçirebilir ve Halikarnas Disco’nun hemen yanı başındaki Zeki Müren Müzesini ziyaret edebilirsiniz.

BODRUM’DAN YURTDIŞINA.

Vizeniz var ise bir gününüzü, Bodrum merkez kalkışlı feribotlar ile Yunanistan’ın Kos adasına yani İstanköy’e giderek değerlendirebilirsiniz.

KIŞ AYLARINDA UCUZ UÇAK BİLETİ VE OTEL İMKÂNI.

Ayrıca kışları, yaz aylarındaki fiyatlardan çok daha ucuza uçak bileti alabilir ve hemen hemen yarı yarıya fiyatlara lüks otellerde konaklamanın ayrıcalığını yaşama imkânı bulabilirsiniz.

Bodrum sadece yaz aylarıyla değil her mevsimi ile çok güzel. Bodrum kış aylarında da sizi bekliyor. İnanın pişman olmayacaksınız.

Hem ne demiş Cevat Şakir;

“Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin

Sanma ki geldiğin gibi gideceksin

Senden öncekiler de böyleydiler

Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler”

Ne dersiniz, hep yazın gittiğiniz Bodrum’a kış aylarında da birkaç gününüzü ayırmaya değmez mi?

Değer dediğinizi duyar gibiyim..

Haydi o zaman hemen yola….

Doğu Ekspresi İle Kars.

Bu yazı 2016 yılında yapılmış olan bir yolculuğun detaylarını vermekte olup bazı bilgiler güncelliğini yitirmiş olabilirler.

İşin açıkçası kafamın bir kenarında uzun bir tren yolculuğu yapmak vardı lakin bunu hep Kurtalan Ekspresi ile yapacağımı hayal ediyordum. Soğuk bir Aralık günü, Doğu Ekspresi’ni kullanarak, tren ile Kars’a seyahat etmeye karar verdik. Vazgeçme durumunu da ortadan kaldırmak adına hızlıca Ocak ayının ilk haftası için tren, otel ve uçak rezervasyonlarımızı nihayetlendirerek duruma netlik kazandırdık. Artık hemen hemen 25 saati trende geçecek olan bu seyahati hayal etmekten başka yapacak bir şey kalmamıştı. Doğu Ekspresi ile Kars Gezisi bir anlamda başlamıştı.

Doğu Ekspresi ile Kars’a Gitmek İçin Önce İstanbul – Ankara;

Doğu Ekspresi yıllar yılı seferlerini İstanbul hareketli Haydarpaşa – Kars arasında yapmış ancak Haydarpaşa –Pendik ray hattının tadilata girmesinden sonra bu seferlere Ankara – Kars şeklinde devam etmeye başlamıştı.

Bu şartlar altında ilk olarak İstanbul-Ankara yolculuğu yapmamız gerekiyordu. Bu yolculuk için YHT (Yüksek Hızlı Tren) alternatifi de mevcut olmasına karşın zaten çok uzun bir tren yolculuğu yapacağımızdan dolayı Ankara‘ya uçak ile gitmeyi tercih ettik.

“Varamamak, en güzeli yolculukların,  Yollar güzel, gitmek şart.”

Turgut Uyar’ın bu şahane dizelerini ne zaman mırıldansam ya da ne zaman bir yerde karşıma çıksalar hayalime uzun mu uzun tren yolculukları gelir. Trenin camından dışarı bakan bir çift göz ve fonda bu şahane dizeler. İşte Doğu Ekspresi ile Kars yolculuğu Turgut Uyar’ın bu şahane dizeleri ile yapılan hüzünlü, bembeyaz bir yolculuk gibi.

Tren biletimizi TCDD ‘nin online satış yapan sayfasından aldık. Bilet satın almak, güncel fiyatlar ve tarife hakkında bilgi edinmek için buradan istifade edebilirsiniz.

Sabah erken bir sefer ile Sabiha Gökçen – Ankara uçuşumuzu yaptık. Doğu Ekspresi’nin kalkış saati 18.00 olduğundan dolayı Ankara‘da vakit geçirmemiz gerekiyordu. Planlamamızı Ankara’nın merkezinde yemek, kahve, etrafı dolaşma ve yolculuk için son ihtiyaçları satın almak şeklinde yapmıştık. Uzunca bir süre Kızılay’da bir kafede oturup, etrafı izleyip, kafein stoklarımızı doldurduktan sonra metro ile Kızılay-Ulus yapıp oradan da kısa bir yürüyüş ile Gar’a ulaştık. Bu yolu tercih etmek isterseniz Ankara metro hatları ile alakalı detaylı bilgi için burayı tıklayınız.

Ankara – Kars Doğu Ekspresi;

Trenin kalkmasına daha 2 saat kadar vardı. Garlar, terminaller gözlem yapmak için şahane yerlerdir. Nedendir bilmem lakin tren yolculukları da, tren garları da hep hüzün dolu gelmiştir bana.

Bekleme salonunda bir banka oturup salonun içinden gelip geçen hayatları izlemeye başladık. Yüzlerce insan bir yerden bir yere seyahat ediyor. Kimileri gezmek için, kimileri iş için belki de kimileri acı bir haber aldıkları için. Öğrenciler var, okudukları şehirlere yada evlerine gitmek için trenlerinin kalkacağı saati bekliyorlar, belli ki tren en ucuz ulaşım aracı olduğu için tercihlerini bu yönde kullanmışlar. Neredeyse bir saatten fazla bir süre oturup çevreyi izliyor, bir şeyler atıştırıp, dergi bakıyoruz. Zaman akıp gidiyor ve artık trenlerin varış, kalkış saatlerini gösteren panoda kalkışa 30 dakika kaldığı yazıyor. Trene geçme vakti geldi. Biraz resim çekip, yataklı vagonumuza yerleşmek daha sonra da trenin restoran kısmına geçip hem yolu izleyip hem de bir şeyler yemek-içmek için sabırsızlanıyoruz.

Vagonun girişinde biletlerimizi kontrol ediyorlar lakin kimliğimize falan bakmıyorlar. İçeri geçiyoruz ve kompartımanımıza yerleşiyoruz. Bizim gibi iki tane 1.90 adam için biraz dar olacak olsa da çok keyifli bir yolculuğun bizi beklediğine eminiz.

Tren ile Kars – Doğu Ekspresi Yataklı Vagon;

Yataklı Vagonda Neler Var?

Gece ranza gündüz ise koltuk olan oturma ve yatma grubu.

  1. Dolap
  2. Dolabın içinde mini buzdolabı.
  3. Lavabo
  4. Duvarda askı.
  5. Genel kanının aksine yataklı vagon odalarında değil vagonun ortak kullanım alanında tuvalet var. Kullanan kişilere bağlı olarak temizlik durumunda değişiklik olabilir. Ben şahsen temizlikle ilgili herhangi bir sıkıntı yaşamadım. Yanınızda mutlaka ıslak mendil, kâğıt havlu, sabun bulundurmanızı tavsiye ederim. Odanızı kilitleyebiliyorsunuz lakin size ah vah ettirtecek kıymetli eşyalarınız var ise yanınızda tutmanız daha sağlıklı olur diye düşünüyorum. Eğer boyunuz 1.85 üzerinde ise yatak size biraz kısa gelecektir fakat kafanız kapı tarafına gelecek şekilde yatarsanız cam çerçevesinin içindeki 2,3 cm. boşluğu da lehinize kullanabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

Yemekli Vagonda Ne Yenir, Ne İçilir, Ortam Nasıldır?

  1. Yemekli vagonda dörder kişilik masalar var. Bizim yolculuğumuz boyunca restoranda herkes kendi halinde sohbet ederek yiyip, içiyordu. Herhangi bir rahatsız edici durum olmadı. Yemekler oldukça lezzetli olup fiyatları ise makul düzeyde idi. Sabah kahvaltısında yediğimiz menemen ise efsaneydi.
  2. Bu kadar uzun bir yolculukta geceyi uykumuz gelene kadar restoran kısmında bir çilingir sofrası kurup yiyip, içerek geçirmeyi planlamıştık. Öyle de yaptık. Sırt çantalarımızı odamıza bıraktıktan sonra restorana geçip yemeklerimizi, içkimizi sipariş edip saat 00.30 ‘a kadar vaktimizi restoranda geçirdik.

Her ne kadar dışarısı karanlık olsa da istasyonlardan ve irili, ufaklı yerleşim yerlerinden geçerken hem bir şeyler yemek, hem de bir şeyler içmek son derece keyifli oldu. En büyük merakımız ise kar yağışı ve manzarasının nerede başlayacak olduğuydu. Restoranda sigara içmek yasak ama vagon geçişlerine çıkıp içenleri gördüm.

Sabah gün doğumu ile uyanıp kar manzarasının, günün doğuşunun keyfine varmak istiyoruz. Sabah saat 06.00 gibi gözlerimi açıp dışarı baktığımda artık trenin tamamıyla beyazlar içinde gittiğini görüyorum. Manzaraya hayran olmamak mümkün değil. Yol boyunca kar olmayan yerlerden de geçiliyor ama Erzincan’dan sonra Kars’a kadar aralıksız olarak beyaz bir pamuk tarlası içinde yolunuza devam ediyorsunuz.

Kahvaltı için girdiğimiz restoranda saatlerce oturuyoruz. Anadolu’nun bize sunmakta olduğu bu muhteşem manzaralar eşliğinde yol alırken insan sanki başka bir boyuta geçiyor. Koca koca şehirler ile alakası olmayan küçük yerleşim yerleri ’’Biz nelerin derdindeyiz, buralarda ise neler oluyor?’’ dedirtiyor insana. Bacalarından helal dumanlar tüten bu evlerde kim bilir ne hayatlar yaşanıyor? Düşünsenize bir kere, bu kadar imkân eşitsizliğine karşın bu evlerden çıkıp üniversite kazanıp büyük şehirlere gelen çocukların başarısını ve ana babalarının gururunu. Okula giden çocuklar trenin yanı sıra koşuyor ve el sallıyorlar. Belki de büyük şehirler ile tek irtibatları hayatlarının içinden birkaç dakika içinde gelip geçen bu bakımsız ve eski trenler.

Belirli bir noktadan sonra kar yağışı ve manzarası sonsuz bir hal alıyor ve ufuk çizgisi diye bir şey kalmıyor. Yataklı vagon kısmına tekrar döndüğümüzde yan odalarda kalan grubun hem şahane müzikler çaldığını hem de manzarayı fotoğrafladığını görüyor ve onlarla sohbet ediyoruz. Grup; Kars‘a fotoğraf çekimi yapmak için giden bir fotoğraf kulübü.

Zamanımız,  uyuklamak, etrafı izlemek, yemek, içmek, resim çekmekle geçiyor. Ayrıca telefonla arayanların ‘’Ne tren ile Kars ‘a mı gidiyorsun? Ciddi misin sen abi?’’ sorularına cevap vermek ve ispatı için resim çekip göndermek de bizi yol boyunca ciddi bir süre oyalıyor.

Planlanan saatte Kars tren garına giriş yapıyoruz. Benim en büyük merakım -18 ‘i nasıl hissedeceğimiz? Biraz yavaş hareket ederek trenden iniyoruz ve indiğimiz an görüyoruz ki istasyonda sadece biz kalmışız. Tren için bekleyen az sayıdaki taksi ise müşterileri alıp gitmiş. Kısa bir süre içinde garın ışıkları da sönüyor. Rezervasyon yaparken konaklayacak olduğumuz otelin yetkilisi “Kars’a varmadan bizi ararsanız sizi istasyondan alırız’’demişti. Son çare olarak onları arıyoruz ve yaklaşık 10 dakika sonra arabanın içindeyiz. Mesafe kısa ama bizim için müthiş bir soğuk lakin millet kazak üstü ceket ile falan geziyor. Şoför arkadaşa meraklı sorular soruyor ve kurduğu bir cümle ile dehşete düşüyoruz ’’Bu sene Kış yapmıyor, havalar iyi gidiyor’’. Şoktayız, dışarısı -18 derece !

Kars’ta Nerede Kalınır?

Biz konaklamamızı Grand Ani Otel’de yaptık. Otel hakkında daha detaylı bilgiye otelin web adresinden ulaşabilirsiniz. Bizim açımızdan herhangi bir sıkıntılı durum olmadı. Kahvaltı da gayet iyiydi. Eğer Kars’ı yürüyerek gezmeyi planlıyorsanız otelin yeri çok merkezi.

Kars’ta Ne Yenir Ne İçilir?

Yemek konusunda ilk akla gelen tabi ki Kaz. Odamıza çantalarımızı bıraktıktan, içimize termal içliklerimizi de giydikten sonra şehri gezmeye çıkıyor ve bir restoran da Kaz yemeğe gidiyoruz.

Kaz olayında beklentimi çok yüksek tutmamdan kaynaklı olarak beklediğim tadı bulamıyorum bu tercih ettiğimiz restoran ile alakalı da olabilir ayrıca fahiş bir hesap ödeyip aman daha dikkatli olalım moduna geçiyoruz. Daha sonra Karslılar ile konuştuğumuzda “biz evde yapalım da o zaman yiyin, restoranlar turistik” cümlesini bolca duyuyoruz lakin böyle bir fırsatımız olmuyor. Aslında biraz çekingen olmasanız insanlar sizi alıp evlerinde misafir edebilmek için can atıyorlar. Misafirperverlik inanılmaz.

Kars’tan Ne Alınır?

  1. Kars Eski Kaşarı
  2. Kars Gravyeri
  3. Göle Kaşarı
  4. Kars Balı

Biz alışveriş için girdiğimiz dükkanda hem alacaklarımızı aldık, hem de tadımlarını yaptık. Demli çay ikram ettiler, içtik. Ayrıca bizimle ilgilenen Ekrem abi ile çok keyifli sohbetler ettik. Şehir hakkında konuştuk. İstanbul‘a döndükten sonra da defalarca alışveriş yaptık.

Kars’ı Nasıl Gezmeli, Nereleri Görmeli?

Şehre geldiğimiz ilk gece hayatın normal akıyor olması bizi biraz şaşırtmış ve de rahatlatmıştı açıkçası. Nedense hava soğuk olduğu için gece sokaklarda pek insan olmayacağını düşünmüştük lakin hava bize soğuktu. Sokaklarda gezenler, kafelerde oturanlar, dükkanlarında çalışanlar vardı yani hayat Karslılar için normal seyrinde akıyordu.

Biz de şehrin sokaklarını dolaşmaya başladık. Dolaştıkça Kars hakkında ne derecede yanılmış olduğumu gördüm. İşin açıkçası bu derece düzenli ve mimari açıdan güzel binalara sahip bir kent ile karşılaşacağım hiç aklımın ucundan geçmemişti. Genel olarak Rus döneminden kalma Baltık mimarisi tarzında yapılmış binalar, heykeller Kars’a bambaşka bir hava katıyor. Kars‘da hep bir şeyler dönmüş bir şey olmuş; Opera binası / Defterdarlık, Kilisler / Cami, Okul / Emniyet binası. İlk gece ve ertesi gün şehri ve çevresini baştan sona dolaştık. Gökyüzü gri hava ise hep buz gibi idi. Ağızımızdan çıkan duman donup yere düşecek gibiydi sanki.

Eğer vaktiniz var ve buralara kadar geldik detaylı gezelim derseniz aşağıdaki yerleri kesinlikle görmenizi tavsiye ederim.

  1. Fethiye Camii. ( Aalexander Nevski Kilisesi )
  2. Kars Müzesi.
  3. Ani Antik Kenti.
  4. Çıldır Gölü.
  5. Kars Kalesi.
  6. Sarıkamış.
  7. Sarıkamış Katerina Av Köşkü.

Kars Şehir Merkezinden Kars Havaalanı’na Nasıl Gidilir?

Biz dönüş yolculuğumuz için havalimanına konaklama yapmış olduğumuz otelin aracı ile gittik. Grand Ani otel -ne gelişte ne de dönüşte- verdikleri bu servislerden ücret talep etmediler.

Havaalanı ile şehir merkezi arasında belediye otobüsleri de çalışıyor. Ayrıca Kars Harakani Havalimanı ile ilgili diğer merak ettikleriniz için ise buradan daha detaylı bilgiye sahip olabilirsiniz.

Doğu Ekspresi ile Kars Seyahatine Çıkacaklara Öneriler…

  1. Rahatına çok düşkün olanlar tren seyahatine çıkmadan önce bir kez daha düşünsünler. Yataklı vagon bir otel değil ve WC olayı ortak.
  2. Eğer biz trenin restoranında yeriz içeriz derseniz boşuna ıvır zıvır, su, kola, bira alıp kendinize yük yapmayın. Trende fiyatlar makul.
  3. Yanınızda mutlaka ıslak mendil, kağıt havlu, sabun bulundurun.
  4. Soğuk bir yere gidiyorsunuz lakin tren yolculuğunda üşürüm düşüncesi ile çok kalın giyinmeyin çünkü tren fazlasıyla sıcak oluyor. Kendinizi soğuk havaya karşı koruyacak termal yada koruyucu giysileri Kars’a yaklaşırken giyersiniz.
  5. İlk heyecan ile Kars kaşarı, gravyer, bal gibi alışverişlerinizi çılgınca yapmayın ve boşuna bagajınızı ağırlaştırmayın. Zaten sipariş ettiğiniz zaman evinize kadar kargo ile yolluyorlar.
  6. Dönüş yolculuğunuzu uçak ile yapın lakin tren ile dönüş, gidiş kadar heyecan verici olmuyor (Bu başka bir arkadaşımın tecrübesi olup biz dönüşü uçak ile yaptık)

Burgazada Gezisi.

Herkesin malumu olduğu gibi, İstanbul’a yakın sayfiye yerlerinin en popülerleri; şehrin Anadolu yakası kıyılarına paralel olarak konumlanmış durumda olan ’’ Prens Adaları ’’ isimli takımadalardır.

Kınalıada, Burgazada, Kaşıkadası, Heybeliada, Büyükada ve Sedefadası sıralaması ile dizilmiş olan Prens Adaları’nın arka taraflarında da Tavşanadası, Yassıada ve Sivriada bulunmaktadır. Prens Adaları arasında en popüler olan ve çok ziyaretçi çekenleri ise Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kınalıada’dır.

Havaların artık soğumaya yüz tuttuğu bu geç sonbahar günlerinden birinde, havanın mevsim normallerinin üstünde seyrettiğini görünce, bu fırsatı kaçırmayıp yarım gün de olsa düştük Burgazada’ya gitmek için yollara.

Eminönü Adalar Vapur İskelesi’nden 14.00’da kalkan Şehir Hatları vapuru ile Eminönü, Kadıköy, Kınalıada rotasını izleyerek 1 saat kadar bir süre sonunda Burgazada’ya vardık. Vapur pek de  boş değildi ancak Burgazada’da inen 3-5 kişi oldu, sanırım yolcuların büyük kısmı Büyükada’ya gidiyordu. Varsın olsun, zaten ne kadar az insan o kadar çok huzur. Yaz günlerinde bu derece sakin ve huzurlu bir adaya adım atmayı geçin vapura binip buraya gelmek bile nerede ise vapurlardaki yoğunluk nedeni ile imkânsız. Ters mevsimlerde sakin sayfiye yerlerinde gezmek, vakit geçirmek, o dinginliği hissetmek ziyadesiyle mutlu ediyor beni; bir nebze de olsa şehrin keşmekeşinden kurtulmuş ve kafamı boşaltmış oluyorum. Vapura bindiğim Eminönü’nün bir Ortadoğu ülkesini andıran karmaşıklığı aklıma geliyor ve irkiliyorum, cennet gibi bir yerdeyim şu an, sadece 1 saat içinde o keşmekeşten bu huzura. Gerçekten de İstanbul tezatlarla dolu bir şehir, belki şehir demek de pek doğru değil, neredeyse bir ülke. Bir yanı siyah bir yanı beyaz, elbette grisi de var ama kesinlikle büyük tezatların şehri.

Neyse şimdi kısa bir süre için de olsa silelim İstanbul’un karmaşasını kafamızdan. Ada’ya indiğimizde, iskeleden çıkar çıkmaz bizi ünlü öykü ve roman yazarımız Sait Faik Abasıyanık’ın heykeli karşılıyor, adaya gelirken kafamızda büyük ustanın müzeye çevrilmiş olan evini gezmek de var. İskele civarında başıboş ama zararsız köpekler, kargalar ile mal paylaşım kavgası hiç bitmeyen kediler ve çok az sayıda insan var. İlk önce şöyle güzel bir ada turu yapmak gerek diyor ve başlıyoruz yürümeye. Ada turunu faytonla da yapmanız mümkün, iskeleden çıkınca sağ tarafta 50 m mesafede faytonlar bulunuyor. İskeleye sırtımızı verdikten sonra sağ tarafa doğru yürüyor ve ilk yokuştan yukarı doğru devam edip ada turumuza başlıyoruz. Ortalık sakin mi sakin; kediler, köpekler, kuş cıvıltıları, hoş bir sonbahar havası ve bunumuza kadar gelen iyot kokusu, daha ne isteyebilir ki insan? Burası bambaşka bir dünya.

Sessiz, dingin sokaklarda yaptığımız yürüyüş ve verdiğimiz fotoğraf molalarından sonra ünlü öykü yazarımız Sait Faik Abasıyanık’ın yaşamış olduğu ve günümüzde müzeye çevrilmiş olan evini geziyoruz; giriş ücretsiz. Müze ile ilgili detaylı bilgiye yazmış olduğum Sait Faik Abasıyanık Müzesi  isimli yazımdan   ulaşabilirsiniz.

Müzeden çıktıktan sonra, tam karşısında Aya Yani Ortodoks Kilisesi bulunuyor. Kilise adanın en görkemli yapılarından biri ve denizden adaya doğru yaklaşırken tüm görkemi ile kendini hissettiriyor. 1800’lü yılların son zamanlarında son halini aldığını öğreniyoruz. Kiliseye de şöyle bir göz attıktan sonra sadık dostlarımız kediler ve köpekler ile hoplaşa zıplaşa sahile iniyoruz.

Sahile indiğimizde Ergün Pastanesi’nde oturup bir kahve molası veriyor ve kahvelerimizin yanında başarılı bir milföy tatlısı yiyoruz, pastane de tatlılar da hamur işleri de oldukça lezzetli. Yolunuz düşerse tecrübe etmenizi tavsiye ederim. Ayrıca bir şeyler yemek ve içmek isteyenler için iskeleden çıkışta sol tarafta balık restoranları ve adanın arka kısmında – Kışın açık mı bilmiyorum ama – şahane manzaraya sahip Kalpazankaya restoran var. Bunun yanı sıra yürüme mesafesinde olan ve gayet keyifli bir manzaraya sahip Burgazada Öğretmen Evi de güzel bir alternatif olabilir.

Bu güzel günü, 4 saat süren gezimizden sonra 19.00’da bindiğimiz dönüş vapurundan Kadıköy’de inerek sonlandırdık.

Sizler de İstanbul’un yanı başında bulunan bu cennet adaları ziyaret etmek istiyorsanız bu sonbahar renkleri ile bezenmiş, dingin dönemini kaçırmamanızı öneririm. Prens Adaları hakkında daha detaylı bilgi için ise buradan faydalanabilirsiniz.

Şimdiden herkese keyifli gezmeler…

,

Sait Faik Abasıyanık Müzesi.

Türk Edebiyatı’nın en önemli öykücülerinden biri olan Sait Faik Abasıyanık’ın Burgazada’da yaşamış olduğu ev yazarın isteği ile ölümünden sonra müzeye çevrilmiştir.

İlk olarak 1959 yılında açılmış olan müzede yazarın yaşamına tanıklık etmiş olan; eşyaları, fotoğrafları, mektupları vb. ziyaretçileriyle buluşmaktadır.

 

1964 yılından bu yana Darüşafaka Cemiyeti’nin sorumluluğunda yoluna devam eden müze ülkemizin en çok ziyaret edilen müze evlerinden biridir.

Çarşamba, Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri ziyarete açık olan müzeyi 10.30 ile 17.30 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz.

 

Atatürk Arboretumu.

Beton cenneti İstanbul içinde nefes alabileceğiniz sayılı yerlerden biri de Atatürk Arboretumu. İstanbul’da böyle bir yer olduğundan haberiniz yok ise Arboretuma vardığınızda sizi içine alan dünya karşısında şaşkınlığa düşeceğinizi garanti edebilirim. Atatürk Arboretum’u için rahatlıkla İstanbul keşmekeşinin içinden huzura açılan kapı tanımlamasını kullanabiliriz. Biz de fırsatını bulmuşken, Kasım ayının bu güzel günlerinden birinde , birkaç saat olsa da huzur bulmak için kendimizi Atatürk Arboretumu’na attık.

Arboretum Ne Demek?

Arboretum ya da ağaç parkı. Çeşitli Ağaç tiplerinin yetiştirilmesine adanmış botanik bahçesi.

Atatürk Arboretum’a Toplu Taşıma İle Nasıl Gidilir?

  • 42 HM Hacıosman – Bahçeköy
  • 153 Sarıyer – Bahçeköy
  • 42 4.Levent – Bahçeköy otobüsleri ile Atatürk Arboretumu’ na ulaşılabilir.

Biz Nasıl Gittik?

Hacıosman metro durağından’’42 HM Hacıosman- Bahçeköy otobüsü ile’’ 20,25 dakikalık bir yolculuk sonrası Kemeryolu durağında indik. Işıklardan karşı kaldırıma geçip otobüs ile gelmiş olduğumuz caddeyi dik olarak kesen caddeden içeri doğru 400,500 metre kadar yürüdükten sonra sol tarafta giriş kapısı bulunan Atatürk Arboretumu’na vardık.

Atatürk Arboretum Giriş Ücretleri

Haftaiçi: Öğrenci 2 TL, Normal 5 TL.

Haftasonu: Öğrenci 5 TL, Normal 15 TL.

Hangi Günler Ve Saatlerde Ziyaret Edilebilir?

Pazartesi hariç her gün ziyaret edilebilir.

Yaz aylarında;08.30-20.00

Kış aylarında; 08.30-17.00

Notlar: Arboretum bir araştırma bahçesi olduğu için;

  • Bisiklet ile girilmez.
  • Yemek yenebilecek ve su alınabilecek bir yer yok.
  • Dışardan yiyecek, içecek getirmek ve sokmak kesinlikle yasak.
  • Evcil hayvan ile giriş yasak.
  • Hafta sonu tecrübem yok ama hafta içi huzur garanti.

 

Eskişehir, Bambaşka Bir Anadolu…

Yurtdışı seyahatlerimde ortasından nehir ile ikiye ayrılan şehirler hep çok hoşuma gitmiştir, nedense koyu yeşil hatta siyah akan bu nehirler ve üzerindeki köprüler şehirlere mistik bir hava verirler; mesela Salzburg, mesela Floransa, mesela Paris.

Türkiye’de ise İç Anadolu bölgesinin gözde şehri Eskişehir’de ortasından geçen Sakarya ırmağı’ nın en uzun kolu olan Porsuk Çayı ve etrafında yapılan düzenlemeler – kafeler, restoranlar, parklar, yeşil alanlar vb.- ile Avrupa kentlerini aratmayacak güzellikte olup ayrıca Anadolu Üniversitesi’nin şehirde arttırmış olduğu genç nüfus popülasyonu ve çağdaş yerel yönetim biçimi ile son derece medeni bir yapılanma ve görüntü içindedir. Şehrin Türkiye’nin çok merkezi bir yerinde olması ve İstanbul, Ankara, Konya gibi şehirlerden Yüksek Hızlı Tren ve diğer ulaşım modelleri ile kolayca Eskişehir’e ulaşılabilmesi nedeniyle şehre olan ilgi ve alaka gün geçtikçe daha da artmıştır. Yüksek hızlı tren ile ilgili sefer, ücret, güzergah bilgilerine T.C Devlet Demiryolları resmi sayfasından ulaşabilir ve  buradan bilet satın alabilir, ön rezervasyon yaptırabilirsiniz.

Eskişehir’e yapılacak olan 1 gece 2 günlük yada 2 gece 3 günlük geziler şehri görmek isteyenler için ideal süre olup Eskişehir’i keşfetmek için yeterli olacaktır.

Eskişehir’e tren ile geldiğinizde; tren garının şehir merkezinde olmasının avantajını kullanarak gideceğiniz noktalara taksi ile yada yürüyerek kolayca ulaşabilir, otobüs ile geldiğiniz durumlarda ise otobüs terminalinin hemen dışından kalkan tramvay ile şehir merkezine kadar rahatlıkla gidebilirsiniz.

Eskişehir’de gezilecek yerleri şöyle bir sırlamak gerekir ise:

Porsuk Çayı ve çevresi ( Adalar): Porsuk çayı etrafındaki kafelerde vakit geçirilebilir ve Gondol yada Esbot ile keyifli bir Porsuk gezisi yapılabilir.

Odun Pazarı ve Odun Pazarı evleri: Eskişehir’in en eski yerleşim yeri olan Odun Pazarı ve bu bölgedeki evler şehrin en önemli kültür mirasları arasında yer alırlar.

Sazova Parkı (Bilim, sanat ve kültür parkı): Eskişehir’de mutlaka gezilmesi gereken noktalardan biridir. Sazova Parkı’nın içinde farklı bölümler bulunmaktadır. Bu bölümler; Masal Şatosu, Korsan Gemisi, Yapay Gölet, Sabancı Uzay Evi, Sualtı Dünyası olup ayrıca kafe ve restoranlar bulunmaktadır.

Balmumu Heykel Müzesi: Madam Tussauds müzelerinin bir benzeri ve resmi adı Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykel Müzesi olan mekan tarihi Odun Pazarı evlerinin birinin içinde bulunmaktadır.

Arkeoloji Müzesi: Tam adı Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi olup Türkiye’de özel sektör desteği ile hayata geçirilen ilk müze olma özelliğini taşımaktadır.Müzede Neolitik, Kalkolitik, Tunç, Hitit, Frig, Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerini kapsayan eserler sergilemektedir.

TÜLOMSAŞ Fabrikası bahçesinde sergilenen İlk Türk yapımı araba ’’Devrim’’:4.Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in talimatları ile 1961’de üretilen Türkiye’nin ilk otomobili Devrim’i TÜLOMSAŞ fabrikası bahçesinde ziyaret edebilirsiniz.

Kurşunlu Camii Ve Külliyesi: Osmanlı Veziri olan Çoban Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış olan Külliyenin içinde Kurşunlu Camii ve Lületaşı müzesi de ziyaret edilebilir. Lületaşı müzesinin hemen karşısında ise el sanatları çarşısı bulunmaktadır.

Atlıhan El Sanatları Çarşısı: Eskişehir’in en eski yerleşim yeri olan Odunpazarı’nda bulunan Atlıhan El Sanatları Çarşısı şehrin en turistik yerlerinden biri olup 2006 yılında Odun Pazarı evleri yaşatma projesi kapsamında orjinaline sadık kalınarak yenilenmiştir.

Çağdaş Cam Sanatları Müzesi: Yılmaz Büyükerşen Balmumu Müzesi’nin hemen yanında bulunan çağdaş Cam Sanatları müzesi de mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir. Türkiye’nin ilk cam müzesi olan mekânda 58 yerli,10 yabancı sanatçının eserleri sergilenmektedir.

Eskişehir Kurtuluş Müzesi: Odunpazarı’nda bulunan Mestanoğlu Halil Konağı restore edilip Eskişehir Kurtuluş Müzesi olarak hizmet vermeye başlamıştır. Bu müze Türk bağımsızlık mücadelesine ilk el veren şehir olan ’’Eskişehir’in’’ kurtuluş müzesidir.

Eskişehir’de yeme içme:

Abdülsellam Balaban Kebap: Eskişehir’in meşhur Balaban kebabını tadabileceğiniz en iyi mekânlardan biri.

Pino Hamburger: Eskişehir’ in yerel hamburger ve pizza markası. Mutlaka denenmeli.

Doyuran Kahvaltı Salonu: Günün her saatinde lezzetli kahvaltı yapabileceğiniz bir mekan.

Yusufeli Çoruh Döner: Lezzetli döner yemek için doğru adres. Odun ateşinde yapılan Artvin usulü yatık döner. Lezzeti şahane. Döner için başka alternatif aramaya gerek yok. Mutlaka denenmeli.

Papağan Çiğ Börek Salonu: Çok popüler olduğu için her daim kalabalık bir mekan. Oldukça turistik.

Kırım Çibörekçisi: Çiğbörek değil Çibörek. Tek kelime ile şahane. Sade mekan. Lezzetli çibörek.

Karakedi Bozacısı: İstanbul’da içilen bozadan kıvam ve tat olarak çok farklı. Denememek olmaz!

Eskişehir’de ulaşım:

Şehrin birçok yerine tramvay ( Estram) ile ulaşabilirsiniz ayrıca belediye otobüsleri de yaygın bir ağ ile hizmet vermektedir. Estram ve belediye otobüsleri hakkında -Güzergâh, hat, saat- detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Şehir çok büyük olmadığından taksi de uygun bir alternatif olarak -3 yada 4 kişilik gruplar için- kullanılabilir.

Eğer yukarıda yazılanlar sizi Eskişehir hakkında bir nebze de olsa meraklandırıyor ise çok fazla gecikmeden bu seyahati yapmanızı öneriyorum. Şimdiden keyifli yolculuklar.

Bozcaada, Sonsuz Mavi.

Çanakkale iline bağlı olan Bozcaada aynı zamanda Türkiye’nin üçüncü büyük adası olma özelliğine de sahiptir. Bozcaada; bakir koyları, eski evleri, üzüm bağları, masmavi denizi ve şahane plajları ile cennetten bir parça gibidir. Sit alanı olması nedeni ile Bozcaada’nın geçmişten gelen dokusu bozulmamıştır.

İSTANBUL’DAN BOZCAADA’YA NASIL GİDİLİR?

  • İstanbul Bozcaada arası mesafe yaklaşık 400 KM.
  • Yaklaşık ulaşım süresi 5 saat civarı.
  • İstanbul Tekirdağ yolu takip edilir, bunu müteakip İpsala kavşağından sola sapılır ve Gelibolu Çanakkale yolu takip edilerek gidilir. Yol güzergahı genellikle duble yol olup ayrıca temiz asfalttır.
  • Bozcaada’ya giderken Gelibolu iskelesinden Lâpseki’ye ( Yolculuk yaklaşık 25 dakika sürüyor) ya da Eceabat’tan Çanakkale’ye geçebilirsiniz. Benim önerim Gelibolu’dan Lâpseki’ye geçiş olur, bu rotayı takip ederseniz daha hızlı bir şekilde Geyikli İskelesi’ne ulaşabilirsiniz. Lâpseki Geyikli iskelesi arası 1,5 saat sürüyor, yol çok düzgün. Geyikli ’den ise Bozcaada feribotuna binmeniz gerekiyor, feribota ister yaya isterseniz de araç ile binebilir ve Bozcaada’ya geçebilirsiniz.
  • Feribot ücretleri; Gelibolu-Lâpseki arası:30 TL, Geyikli-Bozcaada arası: Araç ile 30 TL, yaya olarak 7 TL Şeklinde olup Bozcaada’dan Gelibolu’ya dönüş yolculuğunda tekrar ödeme yapmanıza gerek yoktur. Feribotlar hakkında daha detaylı bilgiye Gestaş firmasının internet sayfasından ulaşabilirsiniz. http://www.gdu.com.tr/. Ayrıca internet sayfasından online bilet de satın alabilirsiniz.

BOZCAADA’DA KONAKLAMA ÖNERİLERİMİZ.

Yıllardan beri Bozcaada’da konaklamakta olduğumuz mekân ’’Aloha Otel’’ olup manzarası ve kahvaltısı şahane lakin odaları biraz ufaktır. Çevre gezilerimiz ve eş dost sohbetlerinde aldığımız bilgilere dayanarak aşağıdaki otelleri de sizlere tavsiye edebiliriz.

BOZCAADA’DA RESTORAN & KAFE ÖNERİLERİMİZ.

Tecrübe ettiğimiz kadarıyla aşağıda isimlerini yazdığımız mekânları önerebiliriz.

  • Cabalı Meyhane / Ege mutfağı ve deniz ürünleri.
  • Liman Restaurant / Deniz ürünleri.
  • Sandal Restoran / Ege mutfağı ve deniz ürünleri.
  • Gümüş Bistro & Bar / Dünya mutfağı.
  • Çiçek Pastanesi / Patlıcanlı börek ve kavala kurabiyesi efsane.

BOZCAADA’NIN MEŞHUR PLAJLARI.

  • Akvaryum Koyu.
  • Ayazma Plajı.
  • Habbele Plajı.

Bu koylara merkezden polis merkezi önünden kalkmakta olan dolmuşlar ile ulaşabilirsiniz. Daha uzak bölgelere ve güney koylarına araba ile gitmek gerekli olup toplu taşıma ile buralara ulaşım imkânı yoktur. Eğer Bozcaada’ya araba ile gitmemişseniz, adada otomobil ve motosiklet kiralama imkanları bulunmaktadır.

BOZCAADA’DA YAPMADAN DÖNMEMENİZ GEREKENLER.

  • Polente tepesinde gün batımı izlemeden.
  • Rakı içmeden, balık ve meze yemeden.
  • Çınaraltı’nın sakızlı muhallebisini tatmadan.
  • Çiçek Pastanesi’nde patlıcanlı börek ve kavala kurabiyesi yemeden.
  • Şarap mahzeninde tadım yapmadan.
  • Ev yapımı reçellerden almadan

İzmir, Her Mevsim Çok Güzel.

Fotoğraflar, İdil Ergül tarafından çekilmiştir.

İzmir, ılıman bir iklimle sahip olduğundan dolayı her mevsim ziyaret edilebilir. Ege’nin incisi olan İzmir,-kendine has sosyal hayatı, yemekleri, mekânları, güzel havası, sıcakkanlı Ege insanları ile-gerçekten çok özel bir şehir. Kurtuluş Savaşı sırasında işgal kuvvetleri ile verilen sağlam mücadele ve düşmanın son olarak İzmir’den denize dökülerek ülkemizin tamamı ile işgalden kurtarılmış olması da şehre ayrı bir önem yüklemektedir.

Türkiye’nin ve Avrupa’nın birçok yerinden tarifeli uçuşlar ile şehre ulaşım imkanı olması, büyük bir liman kenti özelliği, yaygın demiryolu ve karayolu bağlantıları İzmir’e ulaşım kolaylığı sağlamaktadır. Değişik bir rota alternatifi vermek gerekir ise biz İzmir’e son yolculuğumuzu İstanbul’dan Ankara’ya YHT( Yüksek Hızlı Tren); Ankara’dan İzmir’e ise yataklı tren ile yaptık ve oldukça da keyif aldık.

İzmir, kesinlikle özel ve kendine has bir şehir. Şahane bir kordon boyu var, bu kordonda denize karşı oturmak, yürüyüş yapmak, bisiklete binmek, kordon civarında bulunan mekânlarda vakit geçirmek ya da çimlere yayılıp -sadece gökyüzünü izleyerek- yatmak; işte bunların tümü insanı beyinsel ve fiziksel olarak tazeleyecek aktiviteler.

İzmir denince yeme, içme de ön plana çıkıyor. Şimdi bu yazıda tek tek İzmir yemeklerinden söz etmemiz çok zor, ona ayrı bir yazıyı tamamıyla ayırmak gerekir. Eğer İzmir’e gitmişseniz mutlaka Boyoz tatmalı, kumru yemeli, İzmir ve Ege zeytinyağlılarını tecrübe etmeli, Karşıyaka vapurunda gevrek ve çay ile martıları izlemeli, belki de sahilde etrafı kirletmeden çiğdem çitlemeli, zerde tatlısını bir kez de İzmir’de yemelisiniz.İşte bütün bu bahsettiklerimiz, İzmir’i biraz daha anlamanıza ve sevmenize yardımcı olacaktır.

Konak ya da Alsancak’ tan bineceğiniz şehir hatları vapuru ile Karşıyaka’ya geçmeli ve bir vapur sefası yapmalısınız. İzmir sanki hayatın biraz daha rahat aktığı bir şehir. Türkiye’nin Avrupai yüzlerinden biri, belki de Kordon boyu ile herkesin benzettiği gibi Türkiye’deki Selanik ama bence biraz da İtalya’nın Bari’si, yok yok! Bence onlar bizim İzmir’imizin benzerleri.

İzmir seyahatiniz sırasında, ‘İzmir saat Kulesi, tarihi Kemeraltı çarşısı, Konak meydanı / Konak iskelesi, Kızlarağası hanı, İzmir Arkeoloji müzesi, Agora harabeleri, Dario Moreno sokağı, tarihi asansör, İzmir fuarı’ ziyaret etmeden dönmemeniz gereken cazibe noktalarından olup ayrıca Karşıyaka’da bulunan Atamızın annesi Zübeyde Hanımın kabrini de mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.

Seyahatiniz boyunca sadece İzmir merkeze bağımlı kalmak zorunda değilsiniz. Şehrin çevresi de cazibe noktaları ile dolu, örnek vermek gerekirse: Şirince, Ayvalık/ Cunda, Çeşme, Alaçatı, Urla, Kuşadası, Efes Antik Kenti, Selçuk, Foça, Seferihisar, Sığacık bunlardan ilk aklıma gelenler.

İzmir, kolay ulaşılabilen konumu ve ulaşım alternatiflerinin çokluğu ile yerli / yabancı tüm turist grupları için iyi bir alternatif durumunda olup hem şehir merkezi hem de yakın çevresi ile tam bir cazibe merkezidir.

Hafta sonu ya da daha uzun süreli seyahat programlarınıza İzmir ve çevresini eklemenizi tavsiye ediyorum. Eğer hala İzmir’i görmemiş veyahut görmüş de bir kez daha görmek istiyorsanız size daha fazla beklemenizi öneririm. Ege’nin incisi İzmir sizi bekliyor.

Şahane Bir Cittaslow Deneyimi; Sığacık.

Kapkaranlık bir kışı geçirip yaza yaklaşmış olmanın verdiği coşku ile düştük İzmir yollarına. Hedef emekliliğimi geçirme hayallerini kurduğum Sığacık ama içimde de bir korku; ya herkes emekliliğini burada geçirmek isterse, ne olur bizim halimiz? Büyük şehrin ve iş hayatının yıprattığı tüm çaresiz insanlar gibi benim de hayallerim var sahil kasabaları üzerine, gözüm var oralarda ve o mavi denizlerde lakin kısmet olacak mı? Bakın bundan pek emin değilim. Bu nedenledir ki sahil kasabalarını gez dolaş ’’ah! Vah!’’ de, ’’tam yaşanacak yer’’ de, insanın ’’ömrü burada uzar’’ de ama sonunda İstanbul’a ve fabrika ayarlarına geri dön. Kâbus gibi değil mi? Şimdi kısa bir süre için bu kâbusu unutup İzmir Seferihisar’ın sakin mi sakin, güzel mi güzel, huzurlu mu huzurlu balıkçı köyüne Sığacık’a gidelim ve ne varmış ne yokmuş bir göz gezdirelim.

SIĞACIK NEREDE?

Sığacık, İzmir ‘in Seferihisar ilçesinin bir mahallesi, sakin mi sakin bir balıkçı köyü.

SIĞACIK’A NASIL GİDİLİR?

İzmir Adnan Menderes havalimanından araba ile yaklaşık 40-50 dakika kadar sürüyor. Eğer toplu taşıma ile gitmeyi düşünürseniz; Üçkuyular Garajından kalkan minibüsler ya da Fahrettin Altay’dan kalkan 730 numaralı otobüs ile Seferihisar’a ulaşabilirsiniz. Seferihisar’dan Sığacık’a gitmek için ise dolmuş kullanmanız gerekiyor ve mesafe yaklaşık 5 Km kadar.

SIĞACIK HAKKINDA KISA BİLGİLER.

  • Sığacık eski Ion medeniyetinin 12 şehrinden biri; Bu koyu gemiciler zorlu havalarda fırtınaya kapıldıkları zamanlarda sığınılacak bir liman olarak kullanmışlar. Sığacık ismi de bu durumdan kaynaklı.

  • Pazar günleri Sığacık kalesi içinde ve Sığacık sokaklarında organik pazar kuruluyor; Sığacık kalesinin kapısının içinden girmeniz ile başlayan organik pazar Sığacık’ın dar ve buram buram Ege kokan evlerinin bulunduğu sokaklara yayılarak devam ediyor. Organik Pazar sadece meyve, sebze satılan bir yer değil Baklavalar, börekler, dolmalar, kurabiyeler tezgâhları süslüyor ve bu tezgahlar arasında gezinirken insanın beynine sürekli ye ye hepsini ye komutu gidiyor. Mutlaka satın alıp yemenize gerek yok, sürekli bir ikram durumu da söz konusu. Yöresel hediyeliklerin satıldığı tezgâhlar da kesimlikle çok cezbedici. Özetle tam bir panayır yeri gibi Sığacık Organik Pazarı.

  • Sığacık, Türkiye’de ilk sakin şehir (Cittaslow) olma özelliğini taşıyan Seferihisar’ın bir mahallesi; 1999 yılında İtalya’da doğan hareket, büyük şehirlerin karmaşık ve tekdüze hayatına karşın küçük şehirlerdeki hayat kalitesini arttırmayı ve değerlerini korumayı amaçlıyor. Bu nedenle koymuş oldukları kriterlerin bir kısmını gerçekleştiren şehirler CittaSlow hareketine dâhil ediliyorlar. Citta İtalyanca şehir, slow ingilizce yavaş kelimelerinin birleşmesi ile oluşan bu Cittaslow hareketi hakkında aşağıdaki linkten daha detaylı bilgi alabilirsiniz www.cittaslowturkiye.org .
  • Sığacık popülarite olarak bağlı bulunduğu ilçe Seferihisar’ın önüne geçmiş durumda; Plajları, otelleri, otantik evleri, organik pazarı, restoranları ile tam bir cazibe merkezi
  • Deniz yolu ulaşımına uygun, merkezde marina var; 2010 yılından beri hizmet vermekte olan Teos Marina Sığacık merkezinde bulunmaktadır.
  • Mavi bayraklı Akkum Plajı ile deniz tatilleri için oldukça cezbedici; Mavi bayraklı büyük Akkum plajı Sığacık’tan araç ile 5 dakika mesafede.

  • Balık Pazarı ve mezat ilginizi çekebilir; Şehrin hemen içinde bulunuyor.
  • Yeme içme için doğru yerdesiniz; Taze deniz mahsullerini, Ege’ye özgü yiyecek vd içecekleri deneyimleyebilmeniz adına çok doğru bir yer.

RESTORAN ÖNERİLERİM.

  • Zeytin Dalı Kahvaltı Ve Ev Yemekleri; Muhteşem menemen, keyifli mekân.
  • La’Dude Art Cafe& Galeri; Adam başı 30 TL’ye tıka basa serpme kahvaltı.
  • Yasemin’in Balık Evi; Teknede ucuz yollu ve lezzetli balık.

NEREDE KONAKLAMALI?

Konaklama yapmadığım için net bir bilgi vermem imkânsız lakin aldığım tavsiyeler şu şekilde;

Bir Tatlı Huzur Almaya Geldik Kalamış’tan…

Münir Nurettin Selçuk, ‘’Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış’tan’’ derken ne kadar da doğru söylemiş. Kalamış, her ne kadar hafta sonları ve Fenerbahçe Stadında maç olduğu günlerde ciddi miktarda göç alıyor olsa da İstanbul‘un en huzurlu ve dingin kalabilmiş semtlerinden biridir hatta hafta içi günlerinde Kış mevsiminin hüznünü yaşayan sayfiyelerden pek de farkı yoktur.

Şimdi beraberce Kızıltoprak, Kalamış ve Fenerbahçe sıralı güzergâhında keyifli bir yürüyüş yapalım. Bakalım bizi bu rotada neler bekliyor ve neler göreceğiz?

Kızıltoprak ışıklardan Rüştiye sokağa girip, denize dik uzanan bu sokaktan Kalamış parkına doğru inerken, inceden inceye deniz kokusunu almaya başlar insan. Rüştiye sokak, kısa boylu bitişik nizam apartmanları ve evleri ile en eski sokaklarından birdir buraların.

Sokak sonunda sahile-Münir Nurettin Selçuk Caddesine- vardığınızda yolun sağ tarafında Fenerbahçe Dereağzı Tesisleri kalır. Tam karşınıza ise Kalamış Parkı çıkar. Kalamış Parkı’nın içinde pek çok aktivite için yerler-Kafeler, koşu parkuru, halı saha, plaj voleybol alanı, basket sahası, köpekler için oyun alanı-mevcuttur. Parkta, insanlar ister çimlere yayılır, ister ahşap piknik masalarında oturarak keyifli dakikalar geçirirler. Deniz kenarında oturanlar ise Moda Burnu ve Fenerbahçe Burnu manzarasından faydalanırlar.

Ben de hayal meyal hatırlıyorum ama çok eski Kalamış’ lı bir büyüğüm ’’Sahil doldurulmadan önce marinanın girişine denk gelen yerde Köhne Çay Bahçesi, onun yanı başında uzayan iskelenin sonunda Kalamış Vapur iskelesi, şimdiki otelin olduğu yerde yazlık Kalamış Sahil Sineması ve onun önünde de Set Çay Bahçesi’’ vardı diye anlatıyor ardından da ’’Keşke mümkün olsa o günlere geri dönebilsek’’ diye ekliyor.

Eğer Parkta vakit geçirmek istemezseniz Yelken Sokak ile Fener Kalamış Caddesi köşesinde bulunan yılların Soley Pastanesinde bir şeyler yenilip, içilebir  veyahut yolunuzdan hiç sapmadan yüzlerce teknenin yaşam alanı olan Marina içine girip buradan Fenerbahçe Parkı’na kadar yürüyebilirsiniz. Bu farklı özelliklere sahip tekneler ile dolu görsel, kaçırılmaması gereken bir şölen olup, gün batımı saatlerinde ise meraklılarına muhteşem fotoğraf kareleri sunar. marinanın Fenerbahçe’ye yakın kısmında ise karşınıza ekabir balıkçı tekneleri, bu teknelerin kenarlara atılmış ağları ve balık peşinde koşan mırnav kedileri çıkacaktır. Artık Fenerbahçe Parkına iyice yaklaşınca yol tarafında bulunan kafelerden gelen muhabbet ve müzik sesleri bir anda huzurlu havayı bozsa da kısa sürede buradan geçip kendinizi Fenerbahçe parkına atabilirsiniz.

Fenerbahçe parkı içinde Fenerbahçe Spor kulübü tesisleri, İstanbul Yelken, Galatasaray tesisleri ve Deniz kuvvetlerinin sosyal tesisi bulunur. Tamamı ağaçlar, yeşillikler ve kır kafeleri ile dolu keyifli bir mesire yeridir. Fenerbahçe parkı burun kısmında şahane bir deniz manzarasına sahip olup Pazar sabahları kahvaltılar için – yer bulabilmeniz için erken hareket etmeniz gerekse de –çok popüler bir mekandır. Benim küçüklüğümüzde parkın Fenerbahçe ordu evine bakan kısmında plaj vardı. Bazen buraya geldiğimiz de olurdu ayrıca yan kısmında ise TCDD‘ nin kamp yeri ve plajı bulunmaktaydı. O zamanlar Plajlar nezih yerlerdi, denizler ise temizdi. Yıllar geçtikçe denizler de kirlendi diğer şeyler gibi. TCDD‘ nin tesisi günümüzde de var lakin plaj olayı artık yok. Ayrıca Fenerbahçe parkı hafta sonları bir nevi düğün, nişan fotoğraf çekim platosu olarak hizmet vermektedir desek yanlış tanımlama yapmış olmayız diye düşünüyorum.

Yıllar önce Fenerbahçe parkının çıkışında büfeler vardı. Antrenman çıkışlarında orada yarım ekmek arası -Amerikan salatası sandığımız- Rus salatası yerdik. Sonra büfeler yıkıldı ve yerine Piramit diye bir AVM ‘cik yapıldı sonra o da kapandı gitti.

Fenerbahçe parkından çıkıp TCDD tesisi köşesinden yukarı doğru Fenerbahçe Orduevi istikametinde sizleri hafif eğimli bir yokuş karşılar ve bu yokuşun tepesine vardığınız yer hemen hemen Fenerbahçe Orduevinin önüdür. Bisiklet ile çıkanların tık nefes kalıp sahile kadar pedal çevirmeden dinlene dinlene indikleri yokuşun başındasınız artık. Yokuşu indikten ve balıkçı barınağını geçtikten sonra sizi Bostancı’ya kadar götürecek sahil yürüyüş yoluna varmış olursunuz. Bundan sonrası sizin performans ve yürüme isteğiniz bağlı olarak değişebilir. Bu sahil yolu Balıkçı barınağı ile Bostancı Deniz otobüsleri arası 5 Km olup gidiş / dönüş 10 Km tutmaktadır. Yol boyunca -Caddebostan itibariyle – kafeler olup ayrıca birkaç tane de plaj bulunmaktadır. Kiralık bisikletler ile sahili turlayabilir ya da banklarda, çimlerde oturarak vakit geçirip deniz manzarasının keyfini çıkarabilirsiniz.

Ben dilim döndüğünce Kalamış ve Fenerbahçe ‘den söz etmeye çalıştım artık daha detaylı keşif yapmak ve hoşça vakit geçirmek sizlere kalmış.

Notlar.

  • Kadıköy’den kalkan FB1 otobüsü Fenerbahçe’ye gitmektedir.
  • Kadıköy’den kalkan sarı dolmuşlardan Kızıltoprak ışıklarda inip yukarıda söz ettiğim yürüyüş rotası eksiksiz yapılabilir.
  • Kızıltoprak ışıklardan sahile dönen yol Rüştiye Sokak’dır.
  • Kadıköy’den kalkan ve Kızıltoprak’tan geçen tüm otobüslerden Kızıltoprak durağında inilip, bu parkur yapılabilir.
  • Kızıltoprak ışıklar çıkışlı olarak bu yürüyüş hiçbir yerde durmadan gidiş / geliş şeklinde yaklaşık 1 saat içinde tamamlanabilir.
  • Vaktiniz geniş ise güzergâh üzerinde bazı yerlerde bir şeyler yenilip / içilecek şekilde yarım günlük bir program uygulanabilir hatta tam güne yayılabilir.