Yazılar

Nerede Kaybettik Çocukluğumuzun Yazlık Sinemalarını?

Havalar hala soğuk olsa da Mart ayına girdik ve önümüz Nisan, yani kara göründü, arada sırada da olsa güneş o güzel yüzünü bize göstermeye başladı, işte tam da böyle bir günde düşünüyordum eski yaz gecelerini ve aklıma takıldı o gecelerin unutulmaz eğlencelerinden biri olan yazlık sinemalar. Ne oldu? Ne zaman? Nerede kaybettik çocukluğumuzun yazlık sinemalarını?

Yazlık sinemalar benim için sıcak bir Yaz gününün ılık akşamında anne, baba yada başka bir büyük nezaretinde gidilen, tahta sandalyeleri, büfesi, afişleri, gazozu, mısırı, frigosu ve bitmek bilmeyen insan uğultusu ile gizemli ve bambaşka bir Dünya idi. Film perdesi yada duvarından gözümüzü ayırıp başımızı gökyüzüne kaldırdığımızda görürdük ki bulutsuz ve yıldızlar ile dolu ışıl ışıl bir gökyüzü de eşlik ediyor, filmi izliyor bizim ile. O yaşların kafa yapısı ile sinemada oynayan film aslında pek de önemli değildi bizim için, aslında bizim için vazgeçilmez olan ve bizi büyüleyen olay filmden ziyade orada olabilme durumu idi. Film arasında bir gazoz içmek, mısır yada frigo yemek, orada bulunan insanları gözlemlemek, tanıdık arkadaş ile o kısacık film arasında sandalyeler arasında koşturmaktı. O Zamanlar Dünya bizim içeceğimiz gazozun, yiyeceğimiz frigonun hatırına dönüyor sanıyorduk, ne dert vardı ne tasa çocukluğumuzun uzun Yaz tatillerinde.

Benim büyüdüğüm yerde plajlar vardı, zaten o zaman denizler tertemiz, kıyılar ise hemen hemen hep plajdı. Bazı sabahlar annem beni plaja götürürdü, plajın hemen yanında gazino vardı ve öğlenden sonraları o gazinoda kadınlar matineleri olurdu. Plajda kola, gazoz falan içerdik ama yemek yemezdik, demek ki masraflı oluyordu, evde yapılmış sandviçleri aldığımız içecekler ile yerdik. Plaj çıkışında karşı sokakta bulunan büfede bir sosisli sandviç hakkım olurdu, onun üstüne de dönemin popüler dondurmacısından abartısız küçük boy bir dondurma. Çok güzel, tasasız ve keyifli günlerdi. Şimdi siyah beyaz bir fotoğraf karesi gibi aklımda, çıkmasına da imkan yok kazınmış kalmış dimağıma. Büfe vardı, sosislinin içine kıyak olsun diye fazla patates kızartması koyardı, nasıl da hoşuma giderdi ve o zaman kolesterol derdi falan da yoktu……..O güzelim sokak barlara, tavernalara teslim olmamıştı o zamanlar, nezih bir sayfiye yeri idi ve çok dingindi, sonra bir sürü gececi mekan açıldı, insanlar gürültüden evinde oturamaz oldu, kaçabilen kaçtı, kaçamayan kaderine razı bir şekilde hala yaşamaya devam ediyor o sokakta, tadı kaçtı yani.

İşte! Tadı kaçmadan önceki zamanlarda, biz böyle plaj günlerinin akşamlarında 21.45’de başlayan filmlere giderdik Yazlık Caddebostan Budak sinemasına, hani şimdi ki CKM var ya işte tam oraya.O sinema, o yazlık sinema benim için çok önemli idi, civarda bir çok yazlık sinema daha vardı lakin Budak bir başkaydı.

Her ihtimale karşı akşam plaj dönüşlerinde alırdık sinema biletlerimizi. Bağdat caddesi tarafından Budak sinemasına inen ince dar bir koridor vardı, sanırım hala duruyor o yol, etrafta ise  nezih ve kısa boyu apartmanlar, şimdi şantiye alanına döndü güzelim Caddebostan.

Sinemaya evden götürdüğümüz açılır kapanır şezlong benzeri küçük koltuklar ile giderdik, tahta sandalyelerden daha konforlu olduğu kesindi.

Filmden önceki reklamlar ve fragmanlar çok keyifli gelirdi. Çalınan ’’Film başlıyor’’ manasına gelen gong sesi ile sinemada hüküm süren arı kovanı uğultusu benzeri insan gürültüsü bir anda yerini sessizliğe bırakır ve herkes pür dikkat filme odaklanırdı. Filmin kahramanı güzel kızı kötü adamların elinden kurtardığında sinemada alkış tufanı kopardı. Film sırasındaki sessizliği bozan yegane olaylar ise çekirdek çıtçıtı ve kamış ile gazozun sonunun höpürdetilmesi olurdu. Dedim işte güzel, saf günler ve zamanlardı. Geldi ve geçti……

Sonra video furyası çıktı ve sinemaları sekteye uğratmaya başladı. Hepimiz kapıldık bu furyaya, oturduk evde Hanedan izledik, yüzlerce bölüm. Önce seyirci terk etti yazlık sinemaları sonrada seyirci olmayınca sinemalar da ister istemez yok oldular. Bütün güzel şeyler gibi yazlık sinemaları da yok ettik. Şimdi de Ah! Vah! diyoruz……

Yazlık sinemalar artık çok geçmişte kaldı. Daha lüks ve konforlu olarak bazı yerlerde yazlık sinemalar var ama inanın benim için eski tadı yok. Her dönem kendi güzelliklerini barındırıyor kendi bünyesinde. Bugünün gençleri de yıllar sonra bugün yaşadıkları sosyal hayata dair özlemler duyacaklar. Kim bilir belki de hayatın gerçek döngüsü bunu gerektiriyor.

Şimdi eski bir film koymalı yanına da gazoz ve mısır, acaba yazlık sinemalara olan bu özlemimizi bir nebze de olsa azaltabilir mi?

Faydası olur mu acaba?

Denemekten bir şey olmaz …..

Ne dersiniz?