Yazılar

Berlin Seyahat Notları.

Berlin, kendinden çok duvarı ile ünlü şehir. Çok kısa tanımlamak gerekir ise bu şehrin kendinden daha ünlü Berlin Duvarı (Berlin Mauer); Doğu Alman vatandaşlarının Batı Almanya’ya kaçmasının önlemek amacı ile 1961 yılında yapılmaya başlanmış ve 1989 yılında yıkılmıştır.

Duvar Doğu Almanya ile Batı Almanya’yı değil; Doğu Almanya sınırları içinde bulunan Berlin’i, onu yöneten iki farklı güç arasında bölüyordu.

Bir tarafta Batı Berlin yönetimi: Amerika, İngiltere, Fransa;  diğer tarafta ise Sovyetler Birliği. Berlin Duvarı ile alakalı daha detaylı bilgi almak isteyenler için internet sonsuz bir deniz. Biz tarihi tarihçilere bırakalım ve Berlin seyahat notlarımızı aktarmaya başlayalım.

Aylar öncesinden Pegasus Havayolları internet sayfası vasıtası ile uçak biletimi aldım. Berlin’de Tegel ve Schönefeld olmak üzere iki havalimanı bulunuyor. Pegasus  Schönefeld  Havalimanı’na uçuyor.  İstanbul-Berlin uçuşu yaklaşık 2 saat 10 dakika kadar sürüyor. Schönefeld havalimanı oldukça küçük ve çağdışı bir havalimanı, uçaktan indikten sonra kısa bir mesafe yürüyüp havalimanı binasına giriyorsunuz ve girer girmez pasaport polisi birimleri karşınıza çıkıyor. Berlin’den ayrılırken ise pasaporta nerdeyse uçağa binmek için çıkacağınız kapının hemen dibinde giriyor ve uçağa geçiyorsunuz. C/ in yaptırdıktan ve boardinginizi aldıktan sonra elinizi kolunuzu sallaya sallaya uçağın kalkacağı kapıya kadar gidiyorsunuz, bu durum insanı ‘’Acaba pasaport kontrolünü mü atladım?’’ endişesine düşüyor.

SCHÖNEFELD HAVALİMANI’NDAN ŞEHİR MERKEZİNE NASIL GİDİLİR?

Schönefeld Havalimanı’ndan Berlin şehir merkezine ulaşmanın en kolay yolu tren yani S BAHN kullanmak.  Almanya’da her yerde S BAHN Ve U BAHN tabelaları göreceksiniz. Peki, nedir bunlar diyecek olursanız;  Çok kısa anlatmak gerekir ise U Bahn dedikleri metrodur ve yer altından, S Bahn dedikleri ise trendir ve yeryüzünden yol alır.

Almanya’da ulaşım ile alakalı daha fazla bilgi bulunan yazılarım için  buraya ve buraya göz atmanızı öneririm.

Sizi Berlin şehir merkezine ulaştıracak olan tren biletinizi, Schönefeld Havalimanı’ndan çıktıktan sonra, trene geçmeden önce konumlu olan makinalardan temin edebilirsiniz. İki farklı firmanın bilet makinası var, birinin kullanımı diğerinden çok daha kolay; ama zor kullanımlı makine havalimanından tren istasyonuna giderken daha önce karşınıza çıkıyor ve kimsenin bu konudan haberi olmadığından dolayı önünde –kalabalığa makinanın kullanımının zorluğu da eklenince- uzun kuyruklar oluşuyor. Siz daha uzakta olan ve önünde kuyruk olmayan makinayı tercih edin ( Tecrübe ile sabit ). Şehir merkezine ulaşmak için Berlin ABC bölgelerini kapsayan bilet almanız gerekiyor ve ücreti 3,10 Euro.

S9 ve S45 trenleri ile Schönefeld ‘den şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Şehrin daha merkezi noktasına giden tren S9. Ayrıca Schönefeld Havalimanı terminal çıkışında bulunan 171, X7 ve N7 otobüsleri ile de Rudow U BAHN istasyonuna kadar ulaşabilirsiniz.

Berlin Metro Haritası

OTEL ÖNERİSİ:

Berlin neredeyse küçük Türkiye ve bu nedenle Türk işletmecilerin de sahibi olduğu birçok otel var. Ne fark eder derseniz? Eğer yabancı dil sorunu yaşıyorsanız, bu tip bir otelde konaklamak size birçok konuda kolaylık sağlar.

Bu detayı belirttikten sonra gelelim benim konaklama yapmış olduğum otele. Ben, Brandeburg Gate’e, Check Point Charli’ye, U BAHN ve S BAHN duraklarına oldukça yakın konumda bulunan Holiday Inn Express Berlin City Center’da konakladım. Standart Holiday Inn konforuna sahip olan otel çok fazla lüks beklentisi olmayan ama bilindik bir grup otelinde konaklama yapmak isteyenler için oldukça ideal. Kahvaltısı yeterli ve lezzetli, merkezi konumda, Möckembrücke S BAHN istasyonu otelden 10 dakika yürüyüş mesafesinde.

Holiday Inn Exspress Berlin City Center hakkındaki misafir yorumlarını buradan  okuyabilirsiniz.

Ayrıca buradan diğer Berlin otel alternatifleri hakkında bilgi edinebilir ve rezervasyon yapabilirsiniz.

BERLİN’DE GEZİLECEK YERLER NERELERİDİR?

Brandenburg Tor: Berlin’in simgesel yapılarından biridir. Berlin’in batı ve doğu olarak iki bölüme ayrıldığı yıllarda Doğu Berlin tarafında bulunmuştur. Açılışı 1791 yılıdır.

Reichstag ( Parlamento Binası ): Hitler’in Almanya’nın başına geçişine kadar Alman parlamentosunun toplandığı binadır. Berlin’in önde gelen simgesel yapılarından bir diğeridir. Soğuk savaş döneminde Batı Berlin sınırları içinde bulunmuştur.

Belin Duvarı: Doğu Alman vatandaşlarının Batı Berlin’e kaçmasını engellemek amacı ile Berlin’in İngiliz, Fransız ve Amerikan kontrolünde bulunan ve Batı Berlin olarak anılan kısmının etrafına Sovyet garantörlüğü altındaki Doğu Alman hükümetinin örmüş olduğu 46 KM uzunluğundaki duvar. Diğer adı ile Utanç Duvarı. Kasım 1991’de Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesi ile yıkılmıştır.

Berliner Dom ( Berlin Katedrali): 1750 yılında ilk açılışı yapılmış olan Berlin’in en önemli Protestan kilisesidir.  Katedral olarak geçmesine karşın burada hiçbir zaman bir piskopos yaşamadığı için tam olarak katedral olarak kabul görmemiştir.2.Dünya savaşı sırasında ağır hasar alan Berliner Dom 1975-80 yılları arasında tekrar inşa edilmiştir. Katedralin kubbe kısmına tırmanmayı göze alırsanız Berlin’in panoramik görüntüsünü en muhteşem bir şekilde alabileceğiniz noktaya ulaşmış olursunuz.

Alexanderplatz:  Almanya’nın en büyük meydanıdır. Berlin’i ziyaret eden Rus Çarı 1.Alexander’dan ismin almış olup Berlin’in Mitte bölgesinde yer almaktadır.

Potsdamer Platz: Berlin’in önemli meydanlarından bir diğeri Postdamer Platz’dır.

Checkpoint Charlie: Bölünmüş Berlin’de kullanılan 13 geçiş kapısından en ünlü olanıdır.1961 yılında yaşanan tank krizi ile adından çokça söz ettirmiş olan Checkpoint Charlie günümüzde Berlin’i ziyaret eden turistlerin en çok rağbet ettiği cazibe noktalarından biridir.

Müzeler Adası: Berlin’de Spree Nehri üzerinde bulunmakta olan bir adada konumludur. Ada, Avrupa’nın hatta Dünya’nın en önemli eserlerinin sergilendiği birçok galeri ve müzeye ev sahipliği yapmaktadır. 1999 yılından bu yana UNESCO Dünya mirası kapsamındadır.

Berliner Fernsehturm: Alexanderplatz’a yakın bir noktada bulunan televizyon kulesidir. Doğu Alman yönetimi döneminde inşa edilmiş olan kulenin Berlin’in simgesi olması hedeflenmiştir. Berlin Televizyon Kulesi 368 metre yüksekliğindedir. Yüksekliği ile Almanya’da birinci Avrupa’da ise ikinci sırada yer almaktadır.

Holocaust Anıtı: Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı veya Holocaust ( Holokost ) Anıtı Almanya’nın başkenti Berlin’de Holokost’da hayatlarını kaybetmiş Yahudilere adanmış bir anıtmezardır.

Kreuzberg: Berlin’de yaşayan Türkler tarafından küçük İstanbul olarak adlandırılan ve bu adlandırmadan da anlaşılacağı gibi Türk nüfusun yoğun bir şekilde yaşamakta olduğu semttir.

Charlottenburg Sarayı: 17.yüzyılda inşa edilmiş olan saray Berlin’in en büyük sarayıdır. Eğer kapsamlı bir şekilde gezmek isterseniz yarım gününüzü belki de tam bir gününüzü buraya ayırmanız gerekebilir.

Pergamon Museum: Berlin müzeler adasında bulunmakta olan 5 müzeden en iddialı olanıdır. Alman arkeologların Osmanlı topraklarında 19.yüzyıl sonu ve 20.yüzyıl başlarında yapmış oldukları kazılar sonucu çıkartılmış olan eserler burada sergilenmektedir. Topraklarımızda çıkartılan eserlerin Almanya’ya neden ve ne şartlar altında götürüldüğü ya da kaçırıldığı ise aydınlatılması gereken önemli bir konudur.

Unter Der Linden: ‘’Ihlamur Ağaçlarının Altı’’ anlamına gelen Berlin’in en popüler bulvarıdır.

DDR Museum: Demokratik Almanya dönemi yaşam tarzına ışık tutan belge ve objelerin sergilendiği müze.

Tiergarten: Berlin’in en popüler parkı. Park, şehrin Tiergarten semtinde bulunmakta olup 210 hektar alana yayılmıştır.

Victory Column: Berlin’in simgesel anıtlarından bir diğeri de Victory Column’dur. Sütün 1864 yılında Prusya zaferi şerefine tasarlanmış ve 1873 yılında açılmıştır.

,

Yurtdışında Maraton Koşmak.

İlkokulda basketbol, ortaokulda kaleci olarak futbol oynadım. Lise yılları itibariyle kürek sporu yapmaya başlayıp kürek sporunda da milli takım seviyesine kadar ulaştım.

Kürek sporu oldukça ağır ve cefalıdır.. Ayrıca bir o kadar da emek ister. İnsanlar sıcacık yataklarında mışıl mışıl uyurken sabahın kör karanlığında başlayan ve saatlerce süren rutin deniz antrenmanları yapılır. Deniz kötü olduğu günlerde ise insanı canından bezdirecek ölümcül koşu ve ağırlık antrenmanları devreye girer. Hep ’’artık bu sporu bırakacağım’’ denir. Lakin idman sonrası tekneyi iskeleden karaya alırken teknenin içine dolmuş suyu kafaya bir kere yemiş ya da Kurbağalıdere’nin kokusuna bir kez alışmış olan adam kolay kolay bırakamaz bu sporu. Ben de sporu bıraktıktan sonra kendi kendime ’’Bir daha kesinlikle sabahın bu kadar kör saatlerinde uyanmayacağım ve asla koşuya çıkmayacağım’’ demiştim.

Evet, bu düşüncelerime uyduğum bir süre -5,6 yıl kadar- oldu. Bol bol yedim, içtim, gezdim, yattım, kalktım lakin bir süre sonra ufaktan da olsa bir kaşıntı başladı. Bodrum çalışma hayatım bitip de İstanbul’a döndüğüm senenin yaz başlangıcında koşu ayakkabılarımı ayağıma takmış ve kendimi Caddebostan sahilde koşuyor halde buldum. Önceleri bu koşular jogging olarak da tabir edilen tarzda iken daha sonra dozajları gitgide artmaya başladı.

Sürekli idman yapmak, her gün aynı yerlerde koşmak insanı bir süre sonra sıkıyor. Bu idmanlarınızın neticesini alabileceğiniz en güzel aktivite herkese açık koşu yarışları. En azından boşuna idman yapmamış, farklı bir atmosfer yaşamış, kendinizi ölçebilmiş, boynunuza anı madalyası da olsa bir madalya takabilmiş olursunuz. Eğer iyi dereceler yapıyorsanız tabii ki kürsüye de çıkabilirsiniz. Yarış öncesi, sırası, finiş, yarış sonrası fotolarınız olur ve bunlar da sizin koşu olayına daha sıkı sarılmanızı, motivasyonunuzu güncel tutmanızı sağlar.

Önce Avrasya Maratonu Ya Sonra?

Benim de yarış maceram Avrasya maratonu ile başladı. Daha sonra kendimi – yeni yarışlara nasıl katılırım? Nerede hangi yarış var? Nasıl giderim? Nasıl dönerim? –sorularının cevaplarını ararken buldum. Bu araştırmalarım sırasında ilk yardımcılarım yarış takvimi sitesi ve bir de elbette “Association of International Marathons and Distance Races” resmi sitesi aimsworldrunning.org olmuştu.

Sonucunda Türkiye ve Avrupa’da birçok kez maraton, yarı maraton, dağ maratonu, 15 km,10 Km yarışları koştum ve bu yarışlar vasıtası ile birçok yeni insan ile tanıştım. Görmediğim şehirleri, ülkeleri, kasabaları gördüm. En önemlisi, insanların bu yarışlara bakış açısı her ne kadar da -Kaç kişi vardı kaçıncı oldun?- sığlığında olsa bile, ben bu yarışları koşarak ve bitirerek yüksek manevi haz elde ettim. Zaten ‘’kaç kişi vardı kaçıncı oldun?’’ sorusunu soranların büyük çoğunluğunun yaptığı en büyük spor “TV ‘de maç izlemek”. Bırakın 42 Km‘yi koşmayı bunun ¼ ‘ünü yürümeyi beceremezler hatta hayal dahi edemezler!

Yurtdışında Maraton Koşmak – Hem Spor Yap Hem Seyahat Et!

Şimdi Berlin Maratonu ve Münih maratonu tecrübelerimi esas alarak, bu yarışlara nasıl kayıt olunur, nasıl gidilir, nasıl dönülür, maraton fuarı nedir, yarış günü, yarış sonrası vb. gibi bilgileri sizlerle paylaşmaya gayret edeceğim.

Yurtdışında Maraton koşmak için Nasıl Kayıt Yapılır, Nasıl Gidilir?

Artık yurtdışında bir yarış koşmayı kafaya koymuşsanız yapmanız gereken ilk işler

  1. Koşulması planlanan yarış seçilmelidir.
  2. Yarış seçimi yapılırken daha önce koşulmuş yahut koşulabilmesi muhtemel bir mesafe seçilmelidir. Eğer idman derecenizin yetmeyeceği bir mesafeyi koşma hayaline kapılırsanız, katılmış olduğunuz yarış size tam anlamıyla zulüm olacaktır.
  3. Aynı yarışa katılacak kişilerle irtibat kurmak mümkünse beraber antrenman yapmak. Tek başına yapılan antrenmanlar bir süre sonra yılgınlık ve bıkkınlık getirebilir.
  4. Benim için yarış seçimindeki en önemli kriter koşabileceğim mesafede bir yarışa katılmak olmuştur. Aksi halde yukarıda da belirttiğim gibi kendinizi gereksiz yere zorlarsınız ve yarış azaba döner ayrıca da spordan soğursunuz.

Berlin ve Münih Maratonları:

Ben kendime ilk maraton yarışı olarak Berlin Maratonu’nu seçmiş ve Berlin Maratonu’na gitmeden önce Türkiye içinde hatırı sayılır rakamda 10 Km yarışı, 4 tane yarı maraton, İsviçre’de de 1 adet yarı maraton koşmuştum. Artık kesinlikle maraton koşmak istiyordum.

Neden Berlin Maratonu?

  1. Dünyanın en önemli maratonlarından biri olması.
  2. Kesinlikle düz bir parkura sahip olması.
  3. Bir önceki yıl dünya rekoru kırılmış olması.
  4. Katıldığım yıl Türkiye‘den ciddi sayıda insanın Berlin maratonuna katılıyor olması.

Berlin Maratonu’na Nasıl Ve Ne Zaman Kayıt Olunur?

Bütün yarışların kendine ait bir internet sitesi var. Kayıt, ödeme gibi işlemler bu siteden yapılıyor.
Örnek vermek gerekirse;
Berlin maratonu için ; www.bmw-berlin-marathon.com/
Münih maratonu için ; www.muenchenmarathon.de/

Berlin maratonuna yaklaşık 11 ay öncesinden kayıt yaptırmıştım. Kayıt açıldıktan yaklaşık bir hafta kadar sonra da kontenjan dolmuş ve kayıtlar kapanmıştı. Düşünün yaklaşık 40.000 kişi koşuyor ve kayıtlar 1 haftada doluyor. Klavye başında kayıtların açılmasını beklemiştik resmen. Dünyanın en önemli spor organizasyonlarından bir tanesi olan Berlin Maratonu’nda maraton harici bir yarış (Yarı maraton,10 Km) koşmanız mümkün değil.

Münih maratonu kayıt aşaması ise Berlin‘e göre çok daha rahat. Aynı kategori maratonlar değiller. Son 1 ay kalana kadar kayıt yaptırma şansınız oluyor. Münih’te maraton harici yarı maraton ve 10 K yarışları koşabilme imkânı da mevcut. Sanırım yarışın daha çok katılımcı sayısına ulaşması için farklı mesafe alternatiflerini de kullanıyorlar. Berlin’de tabi ki de böyle bir kaygı yok.

Kayıt işlemleri sırasında form doldurulurken size çeşitli sorular soruluyor.

• Madalyanıza yazı yazdırmak. (Madalyanızın arkasına derecenizi işletiyorsunuz.)
• Anı T-Shirt’ü almak. (Finisher olduğunuzu göstermek hem de yarışın bir anısı olarak saklamak için.)
• Şimdiye kadar koştuğunuz en iyi derece. (Yarış sırasında kendi temponuzda ve hemen hemen sizinle aynı dereceleri yapacak bir topluluk ile koşmanızı sağlar ve ayrıca sizden daha hızlı koşan kişilerin yol bulmasına engel olmamanız adına çok önemlidir.)
Tabi ki madalya arkasına yazı yazdırmak, Finisher T-Shirt‘ü almak ekstra ödemeler gerektirir.
Bütün soruları cevaplayıp, tercihlerinizi tamamladıktan sonra ödeme sayfasına geçiyor ve ödemenizi yapıyorsunuz.

Başarılı bir şekilde ödemeyi yaptıktan sonra vermiş olduğunuz mail adresine onay mailiniz geliyor. Onay mailini aldıktan sonra yapmanız gereken aylarca yarışın hayalini kurarak idman yapmak, daha önce bu yarışı koşmuş kişilerden gerekli bilgiler öğrenmek ve bazılarından da şehir efsaneleri dinlemek.

Yarışa Kabul Edildikten Sonra Ne Yapmalıyım?

  1. Öncelikle yarışa yönelik bir idman programı edinilmeli.
  2. Mümkün ise profesyonel bir çalıştırıcı yada bir grup ile idman yapılmalı.
  3. Hemen en uygun fiyata uçak bileti alınmalı. Gidiş biletini yarıştan 2 gün önceye (Yarış günü yol yorgunluğu olmaması için)ve dönüşü de 2 gün sonraya (Yarış sonrası keyifli bir şekilde şehri gezebilmek için)almanızı öneririm.Ben Berlin Maratonuna giderken 2 gün önce gitmiş 2 gün sonra dönmüştüm. Bu program gayet iyi olmuştu. Münih maratonuna ilk gittiğimde Maratona 1 gün kala gitmiş hemen ertesi günü dönmüştüm. Bu nedenledir ki, yarış sırasında yol yorgunluğunu kesinlikle hissetmiş ayrıca çok iyi dinlenemeden de geri dönmek zorunda kalmıştım.
  4. Otel rezervasyonu yapılmalı. Otel rezervasyonu yapılırken çıkış ve varış noktalarına yakın, en azından yürüme mesafesinde bir otelde konaklama yapmak faydanıza olacaktır. Berlin‘de çıkış ve varış noktaları aynı, Münih de ise farklı yerlerdeydi. Bu detayların göz önünde bulundurulması konforunuz açısından fayda sağlayacaktır.

Maraton Fuarı Nedir?

Yarış kayıt işlemleriniz bittikten sonra size mail yolu ile ulaşmış olan onay belgeniz vasıtasıyla yarış malzemelerinizi bir çanta içinde alacağınız ayrıca çeşitli koşu malzemelerini satın alabileceğiniz, bir şeyler yiyip içilebileceğiniz, diğer katılımcılar ile bir araya gelebileceğiniz etkinlik alanı. Meşhur makarna partileri de genellikle bu fuar alanlarında yapılmaktadır.

Maraton Öncesi Alacağınız Malzemeler Nelerdir?

  1. Yarış çantası.( Genelde battal boy çöp torbası gibi oluyor)
  2. Göğüs numaranız.
  3. Derecenizi ölçmesi için ayakkabınıza bağlayacak olduğunuz çip. (Çip yok ise derece de yok, yarış sonrası teslim etmeyi unutmamanız lazım, finiş bölgesinde ellerinde kova ile çip toplayanlar oluyor. Teslim etmeyi unuttuğunuz taktirde kayıt sırasında ödeme yaptığınız kredi kartından çip bedelini tahsil ediyorlar.)
  4. Sponsor firmaların torba içine koyduğu eşantiyon malzemeleri ile farklı maratonlar için tanıtım broşürleri.
  5. Ayrıca çantanın (Poşetin)içinden göğüs numaranızın yazılı olduğu bir de sticker çıkıyor. Torbanızı yarış vestiyerine teslim ederken göğüs numaranız ile aynı olan bu stickerı torbanıza/çantanıza yapıştırıyorsunuz ki, yarış sonrası teslim almaya gittiğinizde göğüs numaranız ile torba üzerindeki numara birbirini tutsun.

Bir Yurt Dışı Maratonunda Yarış Günü ve Sonrası Nasıl Geçer?

Yarış günü eğer startınız olağan dışı bir saatte -öğlen ya da akşam- değil ise sabah erken saatte uyanmanız gerekli olacak. Yarış günü konakladığınız otel, maratona katılacaklara yönelik erken kahvaltı uygulaması yapacaktır. İşin açıkçası Berlin Maratonu sabahı 06:00 gibi kahvaltı için salona geçerken biraz çekinmiş hatta içimden “Bu saatte kim kahvaltıya inecek?” demiş fakat içeri girdiğimde salonunun çoktan dolmuş olduğunu ve müşterilerin çok büyük kısmının maraton katılımcısı olduğunu görmüştüm. Maraton uzun bir yarış olduğu için sabah mideyi yarış esnasında pek rahatsız etmeyecek bir şeyler atıştırmakta fayda var.

Yarış günü şehir içi ulaşım katılımcılara ücretsiz oluyor. Metro yada otobüslerde sizinle aynı yöne, aynı amaca doğru hareket eden yüzlerce insan ile beraber yol alıyor ve yarışın heyecanını iyiden iyiye hissetmeye başlıyorsunuz.

Yarış alanlarında göğüs numara aralıkları ile birbirinden ayrılmış çanta bırakma noktaları var. Kendi göğüs numaranızın aralığındaki vestiyeri bulup çantanızı yarış sonunda teslim almak üzere bırakıyorsunuz. Berlin’de sabit vestiyer alanları vardı. Münih’de ise çıkış ile varış farklı noktalarda olduğundan DHL kargo arabaları yarış başlar başlamaz çantaları alıp varış noktasına götürüyorlardı. Yarış sonunda teslim ettiğimiz araçtan çantalarımızı hiçbir sıkıntı olmadan geri almıştık.

Sistem o kadar düzenli ve tıkır tıkır işliyor ki inanın endişe etmeye hiç gerek yok. İnsan Avrasya maratonunda yapılan bagaj ve madalya verme organizasyonu ile kıyasladığı zaman ’’Bizde neden bu iş böyle olamıyor?” diyerek’ hayıflanıyor. Avrasya maratonu sırasında start yerinde çay, simit, muz satıcıları bile oluyor. Elini kolunu sallayan start ve finiş alanına girebiliyor.

Start alanında koşmanız muhtemel derece ve tempoya göre ayrılmış bölümler var. Tahmini koşu derecenize uygun start yerinde olmanız faydanıza olacaktır. Ayrıca tüm katılımcılar yarış başlamadan önce vücutlarını sıcak tutması için giymiş oldukları kıyafetlerini start almadan önce yol kenarına bırakıyorlar. Bu kıyafetler organizasyon tarafından toplanıp ihtiyaç sahiplerine gönderiliyor.

Sizden Hızlıların Start Alanında Yarışa Başlamanızın Ne Mahsuru Var?

  1. Uzun bir süre sürekli olarak sizden daha hızlı yarışçılar geriden gelip sizi geçer.
  2. Bu geçişler sizin moralinizi bozar.
  3. Arkadan gelen sizden hızlı koşuculara yol almaları konusunda engel olursunuz.

Yarış katılımcı sayıları yüksek olduğu için yavaş koşucu dahi olsanız yarışın hiçbir kısmında yalnız koşmuyorsunuz. Her pace (tempo) grubundan birçok yarışmacı olduğundan sürekli kalabalık gruplar ile koşuyorsunuz. Az katılımcılı maratonlarda 4,5 – 5 saat civarı derece yapacak bir tempo ile koşuyorsanız yarışın bir yerinden sonra büyük bir yalnızlık ile baş başa kalma ihtimaliniz çok yüksek. Benim tecrübe ettiğim Berlin ve Münih maratonlarında böyle bir durum olmadı çünkü yukarıda da belirttiğim gibi her tempodan çok sayıda koşucu vardı.

Maraton gerçekten çok zorlu bir yarış. Bir kısmını bacaklar koşarken bir yerden sonrasını beyin koşuyor lakin muhteşem yarış atmosferi içinde bir şekilde finişe ulaşılıyor.

Berlin Maratonu biterken son metrelere doğru tarihi Brandenburg kapısı altından geçip birçok yarışmacı ile beraber bitiş çizgisine doğru yol alıyorsunuz. Finiş alanına kurulmuş tribünlerde bulunan insanların coşkulu desteği altında bitiş çizgisini geçerken başarmış olmanın verdiği müthiş hazzı vücudunuzun her bir noktasında hissediyorsunuz. İşte o fantastik dakikalar çekilen bütün acılara değiyor.
Münih maratonu ise tarihi Münih Olimpiyat stadında bitiyor. Stada girdikten sonra pistte 300 m. kadar koşuyor ve bitiş çizgisine varıyorsunuz. Onun da hazzı tarif edilemez.

Bütün bunlardan sonra artık size madalyanızı alıp, finisher resminizi çektirip, çimlerin üzerine yayılmak ve sponsorlar tarafından dağıtılan buz gibi biranızı yudumlayarak başarmış olmanın keyfini sonuna kadar çıkartmak kalıyor. Yurtdışında maraton koşmak ayrı bir keyif!