Malta Gezi Rehberi…

Malta uzun süreler İngiliz sömürgesi altında kaldıktan sonra bağımsızlığını kazanmış 3 büyük ve 2 küçük adadan oluşan bir ada devleti olup konuşulan dil İtalyanca, İngilizce, Arapça karışımı olan Malta dilidir. Bunun yanı sıra, yıllar yılı İngiliz sömürgesi olmalarından dolayı, neredeyse tüm Maltalılar gayet iyi derecede İngilizce konuşabilmektedirler.

Dil kursları, gece hayatı, şövalyeleri ve plajları ile ünlü bu küçük ülke bir zamanlar Türkiye’ye vize uygulamadığı için biz Türkler tarafından çokça tercih edilen bir destinasyon olmuştur. Ülkenin Avrupa birliğine girişi ile beraber bu durum tamamı ile değişmiş olmasına rağmen Malta’da hatırı sayılır sayıda Türk’e rastladım ve bunların çoğunluğunu İngilizce kursları için gelenler oluşturuyordu.

Daha önce de yolumun düşmüş olduğu bu küçük ada ülkesine bir Noel günü gitmek üzere tekrar yola koyuldum. Uçuşum THY ile Atatürk Havalimanı’ndan idi. Check/in, bagaj vs. işlemlerini bitirip bir kahve molası verdikten sonra pasaport kontrolünden geçip uçağın kalkacağı kapıya yöneldim. Beni Malta’da bulunan yakın bir arkadaşım karşılayacaktı. THY’nin şahane ikramları eşliğinde yaptığım yolculuk sonrası Malta/La Valetta Havalimanına indik. Pasaport polisinin ’’ Noel günü çalışıyoruz ’’ havalarına ve ağır aksak iş yapmasına katlanarak/ katlanmak zorunda kalarak pasaportuma damga vurdurup bu küçük ada ülkesine yıllar sonra tekrar giriş yapmış oldum. Arkadaşım beni karşılamaya gelmişti lakin taksi harici bir alternatif yoktu, havalimanında tanıştığımız iki Türk ile beraber taksi tutup Saint Julian’s merkeze vardık. 4 Yıldızlı Golden Tulip oteline rezervasyon yaptırmıştım, Malta’da kış aylarında iyi otellerde uygun fiyata kalmak mümkün, gecelik 35 Euro’ya kahvaltı dâhil konaklayarak konforu ve kaliteyi çok ucuza satın almış oldum ki hem kahvaltı hem de odalar gayet güzeldi.

4 günlük Malta seyahatim süresince her yere, ya yürüyerek ya da toplu taşıma ile gittim. Eğer Valetta haricinde bir şehirde -ki şehirlerin büyük kısmı birbirlerine bizdeki semtler kadar mesafede- kalıyorsanız, her gideceğiniz yer için Valetta’ya inip, Valetta merkez otobüs duraklarından otobüse binmeniz gerekiyor, istisnalar var tabii ki lakin yakalamanız ve uygun düşürmeniz çok zor gibi. Valetta‘da otobüslerin kalktığı meydanda hem boardlar hem de turistlere yardımcı olan Maltalı görevli gençler mevcut. Otobüsler pek konforlu değil hatta eski lakin bu tarz yolculuklar yapmak benim çok hoşuma gidiyor, ayakta kalmadıktan sonra pek sorun yok. St.Julian’s, Valetta, Slima diyoruz ve her biri ayrı şehirler ama St.Julians’tan Valetta’ya yürüyerek 3 saatte gidip geldik, her biri aynı hat üzerinde bulunan kıyı şehirleri, İstanbul’dan örnek vermek gerekir ise St.Julian’s Suadiye , Slima Kalamış, Valetta Kadıköy gibi.

GOZO VE COMINO ADASI:

Gozo ve diğer adalara gitmek için adanın kuzeyinde bulunan Cırkewwa’dan  kalkan feribotlara binmek gerekiyor.Feribotlar ile alakalı detaylı bilgiye buradan  ulaşabilirsiniz. Yaklaşık 30 dakika süren seferler ile Cirkewwa’dan Gozo’ya ulaşmak mümkün. Malta Adası ile Gozo arasında bulunan Küçük Comino adası ise ülkenin en güzel plajı olan Blue Lagoon’a ev sahipliği yapmaktadır. Malta Adası’na nazaran çok düşük nüfusa sahip bu adalar, Malta seyahati sırasında mutlka görülmesi gereken yerler arasındadırlar.

MARSAXLOKK:

Yaptığım seyahatler sırasında gittiğim yerin adamı gibi davranmak çok hoşuma gidiyor, turist muamelesi görmeye en ufak tahammülüm yok. Çok mecbur kalmadıktan sonra turistlik mekânlarda asla yemek yemem, o şehrin adamı nerede yiyor ve içiyorsa ben de oraları tercih ederim.

Marsaxlokk’a gittiğimiz gün orada pazar kurulmuştu, yanılmıyorsan Noel’den 2 gün sonraydı ve balık pazarı  da açıktı. Limanda Malta’ya özgü rengârenk tekneler demir atmış duruyordu, tezgâhlarda bol balık vardı, bu tabloya bir de ağlarını onaran balıkçılar eklenince; Marsaxlokk’un buram buram Akdeniz kokmaktan başka şansı kalmıyordu. Belki Marsaxlokk’da hayat tekdüze olabilir ama bu balıkçı köyünde stresten eser yok.

Etrafta biraz gezindikten sonra güzel bir kahve/kafe karışımı bir mekâna oturup kahve içiyoruz. Yolun karşı tarafı, yani sahil kısmı tam bir film platosu sanki. Akdeniz’in bir limanında geçen ve konusu balıkçılar/ balıkçı kasabası olan bir film çekiliyor gibi lakin film falan çekildiği yok, olan biten hayatın buradaki gerçek akışı, kendimizi bu akışa bırakıp kahvelerimizi yudumluyoruz. Seviyorum böyle küçük balıkçı kasabaları yada köylerini, keyif veriyorlar bana.

Buraya gelirken otobüsten indiğimiz durağın tam arkasında nizami ölçülerde gibi görünen bir futbol sahası var ve o an maç oynanıyor, biraz da maça bakıyoruz, kaç kaç diyoruz? Kaleci çocuk eliyle biz 1 onlar 0 yapıyor.

POPOYE’S VİLLAGE (TEMEL REİS’İN KÖYÜ):

Adamaların film setine getirdiği turisti biz cennet vatan köşelerimize getiremiyoruz. Gene Valetta’dan otobüse binip bir aktarma ile Temel Reis Filmi’nin çekilmiş olduğu film seti köye geliyoruz. Valetta’dan bindiğimiz otobüsten köye 3 km kadar kala deniz kıyısında iniyoruz, diğer otobüsü beklemek  yerine yürüyor ve yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüş sonrası Temel Reis’in köyüne varıyoruz, varmış olduğumuz koyda hayatımın en berrak ve temiz denizini gördüğüme eminim, 50 metre yukarıdan dahi suyun dibini görmek mümkün. Temel  Reis köyü tam bir ticari pazarlama başarısı, film setini öyle bir pazarlamışlar ki Malta’ya gelen hemen hemen tüm turistler burayı ziyaret ediyor. Buraya gelen tüm turistler para verip içeri girmiyor çünkü yan tarafta iç mekânı görebilecek bir beleştepe mevcut. Aralık ayı olmasına karşın hatırı sayılır bir kalabalık vardı. Malta’ya gelindiğinde mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri.

MDINA ( RABAT):

Malta’nın eski  başkenti Mdina (Rabat) surlarla çevrili değişik ötesi bir şehir, yaşam surların içinde. Barbar Conan’ın maceralarında yolunun düştüğü ve içki, kadın, düşman bulduğu tarih öncesi sisli şehirlere çok benziyor ayrıca son dönemlerin  popüler dizisi olan Game Of Thrones çekildiği mekanlardan biri de Mdina (Rabat). Şehir ayrıca Unesco Dünya Mirası listesinde. Mdina’da atmosfer kesinlikle zaman dışı. Sürekli Avrupa’da gezip birbirine benzer meydan, katedral, kilise görmekten sıkılanlar için biçilmiş kaftan. Mdina’yı görüp bu sıra ve zaman dışı kente aşık olmamak ve büyülenmemek mümkün değil. Bu şehir Dünya üzerinde görüp görebileceğiniz en güzel antik sur kenti örneklerinden birisidir.

Valetta’dan tek otobüs ile kolaylıkla Mdina’ya ulaşabilirsiniz.

ST.JULIANS’DAN YÜRÜYEREK VALETTA:

St.Julinas’tan bir otobüse atlayıp Valetta’ya gitmek mümkün fakat ben St.Julians’tan tüm kordon boyunu yürüyerek Valetta’ya gitmeyi ve yolda ara sıra banklarda oturup dinlenmeyi, masmavi denizi izlemeyi, bir kafede oturup kahve içmeyi seviyorum. Slima’dan kalkan tur teknelerinin yarattığı kargaşa hoşuma gidiyor. Ayrıca Avrupa’da görebileceğim en temiz  denizlerden birinin kıyısında saatlerce yürümek de oldukça keyifli geliyor bana. Valetta iç şehrinde gezmek, Jean De Valetta heykeline bakmak, Valetta kalesinden denize bakıp, yıllar yılı bu adanın defalarca kuşatılmasına rağmen teslim alınamamasının sırrını düşünmek, Kış aylarında her yer donarken 20 derecelerde T-shirt ve kolsuz montla gezmek de….

MALTA’DA YAŞIYOR OLMAK NASIL OLURDU?

Eğer Malta gibi stres düzeyi düşük bir ülkede yaşıyor olsaydım, şu an İstanbul’da hayata ve insanca yaşama gayretine harcadığım enerjinin 1 / 10 ‘unu harcayıp çok daha stressiz ve kendimi geliştirecek olaylara daha çok zaman ayırabilecek bir yaşam sürerdim, bu da bana daha sağlıklı, mutlu ve daha konforlu bir yaşam imkânı sağlardı.

MALTA’DA DİL OKULLARI:

Gidip gördüğüm ve araştırdığım kadarı ile Malta’da bulunan dil okullarının müşterileri çoğunlukla; Türkiye, İtalya, Arap Ülkeleri, Portekiz ve çok az da olsa Brezilya, Meksika gibi Güney ve Orta Amerika ülkelerinden gelmekteler. Avrupa ülkeleri ve Türkiye’den Malta’ya giden öğrenciler için en büyük avantaj kısa uçuşlar ile ülkelerine dönebilmeleri. Dil Okulları iyi lakin ülke küçük olduğu için Türk Türk’ü, İtalyan İtalyan’ı rahatlıkla buluyor ve bu durum dil öğrenimi açısından büyük bir handikap oluşturuyor. Hatta bazı okullar aynı ülkeden birkaç kişiyi aynı konaklama evine koyuyor, durumun gerisini siz düşünün.

SONUÇ:

Nihayetinde Malta gidilip görülmesi gereken ve içinde birkaç kültürün izlerini taşıyan bir ada devleti. THY’nin de direkt uçuşları da olduğuna göre daha fazla beklemeye gerek yok.

Şimdi Malta Zamanı.

Aşk Ve Sanatın Şehri Paris.

Bize biraz Paris’i anlat diye sorabilseydik Notre Dame ‘ın Kamburuna; herhalde aşk, ihtiras ve sanatın kenti diye cevap verirdi bize. Bu dillere destan Paris şehrini,hem NotreDame ‘ın kamburundan,hem Jan d’Arc‘dan hem de Jean- Paul Sartre‘dan dinlemek istiyorum ve tabi birde kısa boylu Korsikalı Napolyone Bonaparte’dan.

Eminim ki hepsinin Paris’i kendine özgüdür ve her biri çok farklı noktalara odaklanmıştır ama değişmeyen tek şey Seine Nehri’nin kıyılarına vuran dalga sesleri ile yükselen AŞK’ ın melodisidir.

Yurt dışı seyahati yapma imkanı olan herkes, Paris’e hayatı boyunca mutlaka bir kez gitmeli, o havayı teneffüs etmeli diye düşünüyorum.

Muhteşem bir toplu taşıma sistemi olan ve yaklaşık 220 km uzunluğa sahip Paris Metro’su ile bu dillere destan şehrin her bir noktasına rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Bu nedenle konaklama yapacak olduğunuz hiçbir bölgenin ulaşım açısından pek dezavantajı olmayacağı kesin.

Paris’te bulunan her iki havalimanından da (Orly ve Charles De Gaulle)şehre; hem trenle hem de shuttle bus ile rahatlıkla ulaşım sağlanabilmektedir.

Doğruyu söylemek gerekir ise Paris diğer Avrupa kentlerine nazaran pahalı bir şehirdir. Paris’te paranız pul olabilir ama inanın buna değer.

Concorde meydanı’ndan başlayıp Arc De Triomphe’ye kadar Paris’in en ünlü caddesi olan Champ De Elysee ‘de yürüyün. Mağazaları gezin, küçük pasajlara girin, bir kahve için.

Paris’in belki de Fransa’nın simgesi olmuş Eiffel kulesine çıkın, Mars meydanından Eiffel’i izleyin, fotoğraflarını çekin. Gün geceye dönmek üzereyken Seine Nehri’nde tekne gezisine çıkın, böylece tekne ile Paris’in hem gündüzünü hem de ışıl ışıl gecesini, yakamozlar eşliğinde izleme fırsatı bulun.

Paris, iliklerine kadar sanat kokan bir şehir. Ne demiş ünlü Filozof Friedrich Nietzsche ”Bir sanatçının Avrupa’da yatacak yeri yoktur. Paris hariç.”

Paris’in ressamları ile ünlü semti Montmarte’a gidin. Montmarte’da ressamları izleyin, portrenizi çizdirin, o güzel semtin tarihi dokusunu ve sanat kokan havasını teneffüs edin. Montmarte’tan Sacré-Coeur Bazilikasına çıkın, Bazilikayı gezin önündeki merdivenlerde yada çimlerde oturun, Paris’i tepeden seyredin.

 

Saint Germain’de kafelerde oturun. Güzel kahveler için, şahane pastalarını, kruvasanlarını deneyimleyin.

Notre DameKatedralin’de, Victor Hugo’nun kamburu Quasimado’yu ve güzel Esmeralda’yı arayın….

Louvre Müzesinde Mona Lisa ‘yı uzun uzun seyredin.

Paris’in bohem semtlerini gezin,MoulinRouge ‘da şov izleyin.

Güzel şaraplar için , güzel peynirler tadın….

Parisi anlatmakla bitiremeyiz, yaşamamız gerekir. Atlayın uçağa gidin ve birkaç gün için bir Parizien gibi yaşayın. Aşkın, sanatın, lezzetin ve tarihin kenti Paris’ten kendinizi mahrum etmeyin.

Şimdiden herkese İyi Seyahatler …..

Napoli; İtalya’nın Kabadayısı…

Bugünkü  rotamız İtalya’nın Campania bölgesinde bulunan ve ülkenin en büyük 3.şehri olan Napoli.

Napoli denince aklıma ilk olarak çamaşır asılmış dar sokaklar, Sophia Loren, Mars reklamlı açık mavi Napoli forması ve Maradona geliyor.

Napoli’ye daha önce gitmiştim lakin bir grubu maça götürmüş ve bu nedenden dolayı şehri dilediğim gibi gezip dolaşamamıştım. Aklımda hep Napoli’ye tekrar gitmek vardı ve bir Şubat günü Roma ‘dan Napoli ‘ye doğru tekrar yola çıktım.

Roma‘da konakladığımız otel Termini tren istasyonunun hemen dibinde olduğu için trenin kalkış saatine 15 dakika kala otelden çıkıp istasyona yöneldik.

ROMA’DAN NAPOLİ’YE TREN YOLCULUĞU…

Tren biletimizi 12 Euro / tek yön olarak bölgesel tren (Regionale) için aldık. Fakat aynı tren için çok farklı fiyatlar ile biletler mevcut. Bölgesel tren ile Roma – Napoli arası yaklaşık 2 saat sürüyor. Eğer bölgesel tren için bilet aldıysanız biletinizi mutlaka validate edip trene geçmeniz gerekiyor. Bu trenlerde koltuk numarası yok yani trene geç gitmenin cezasını oturacak yer arayarak çekebilirsiniz.

Hızlı tren için bilet almışsanız bileti validate etmenize gerek yok. Koltuklar numaralı. Yolculuk yaklaşık 1 saat 10 dakika kadar sürüyor lakin bilet fiyatları bölgesel trenlere göre daha pahalı. Daha konforlu ve hızlı bir yolculuk için bu parayı vermeye değer diye düşünüyorum.

2 kişi seyahat ediyor olma durumunuzda tren yolculuğunuzu Cumartesi gününe denk getirirseniz ’’Cumartesi bileti (Speciale Sabato 2X1 )ile’’ 2 kişi 1 kişi fiyatına seyahat edebilirsiniz. Bileti seyahat tarihinden en az 3 gün önceye kadar satın almanız gerekiyor. İnternet sitesinden de istasyonlardaki makinelerden de bu bileti temin etmek mümkün. Ayrıca gruplar ve aileler için farklı kampanya biletleri de mevcut. Bu biletler ile alakalı daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Trenimize kalkmasına 1-2 dakika kala biniyoruz. Oldukça dolu, oturabilecek boş koltuk bulabilmek için vagondan vagona geçiyoruz. Nihayetinde 2 saat boyunca futbol ve Napoli konuşacağımız yaşlı bir İtalya’nın karşısına oturuyoruz. Ciao Ciao ‘dan sonra etrafı izleyerek yola devam etmeye başlıyor ve yol boyunca yaşlı İtalyan ile Napoli‘nin şampiyon olduğu günlerden,Maradona, Careca, Alemao ‘dan, bu bölgedeki işsizlikten, durduğumuz istasyonların tehlikeli yerler olduğundan vs. söz ediyoruz daha doğrusu o anlatıyor biz de onaylıyoruz.

Artık Napoli ‘ye varmak üzereyken ’’Eğer Napoli de pizza yerseniz göreceksiniz ki daha önce yedikleriniz pizza değil’’ diyor. ’’Nerede Pizza yemeliyiz?’’ sorumuza ise ’’Napoli de bütün Pizzalar iyidir’’ diye cevap veriyor ve konuyu kapatıyor.

NAPOLI CENTRALE…

Napoli gezisi için indiğimiz merkez tren istasyonu tam da beklediğimiz gibi. İstanbul‘dan vakıf olduğumuz bir keşmekeş var, trenden iner inmez sigara ve para istemeler başlıyor.

Aslında genel olarak tren garlarının çevreleri bu ve buna yakın durumda. Yani bunu Napoli ile özdeşleştirmek yanlış olur. Napoli’nin ismi çıkmış olduğu için bu keşmekeşi ’’İşte Napoli’’ diyerek şehre bağlıyoruz lakin hiçbir şehirde tren istasyonları ve çevreleri gül bahçeleri ile dolu değil.

Napoli tren istasyonunun alt katında Napoli Garibaldi metro istasyonu durağı var, yani metro durağını boşu boşuna başka yerlerde aramayın.

Napoli merkez tren istasyonun alt katına indiğinizde yukarıda da söz ettiğimiz Garibaldi Metro istasyonunu ve Napoli-Sorrento seferi yapan ve Pompei‘ye de gitmekte olan  Circumvesuviania  trenlerinin durağını bulabilirsiniz. Eğer Pompei ‘ye gidecekseniz bu trenlere binip (Mavi hat) Pompei Scavi Villa ‘dei Misteri durağında inmeniz lazım. Genelde 3 numaralı perondan kalkıyor. Bilet fiyatı tek yön 3 Euro civarı ve yoğun dönemlerde Pompei girişini de içine alan gidiş / dönüş kombine biletler satılmakta. Bu hat hakkında daha detaylı buradan ulaşabilirsiniz.

YÜRÜYEREK NAPOLİ NASIL GEZİLİR?

Napoli’ye yapmış olduğumuz bu gezimiz günübirlik bir gezi olduğu için yaklaşık 6 saatimiz var. Bu nedenle yürüyerek panoramik bir Napoli şehir turu yapacağız. Napoli merkez istasyonundan çıkınca, karşımıza Mercan yokuşunu, Eminönü alt geçidini aratmayan, işportacılar ile dolu bir meydan çıkıyor.

Meydanda yeni yapılan metro hattının inşaat çalışmaları da olduğu için ortalık savaş alanı gibi. İstasyonun tam karşısında bulunan Corso Umberto‘ya ulaşmak için dar ve işportacılar ile dolu hattı zor da olsa geçip kendimizi caddenin girişine atıyoruz. İstasyondan çıkınca Garibaldi bölgesine pek bulaşmadan Corso Umberto ‘ya geçmekte fayda var çünkü Garibaldi bölgesi için pek olumlu şeyler duymadık ve Napoli’de yaşayan bir arkadaşım da “Garibaldi bölgesine sadece trene binmek için gitmek lazım” demişti lakin ben fazla sıkıntılı bir durum görmedim.

NAPOLİ GÜVENLİ Mİ?

İstanbul’da yaşayan bir insan olarak bize pek de yabancı manzaralar değil. Ben bu tip yorumları biraz da abartılı buluyorum. İstanbul’dan İtalya‘ya seyahat ederken “aman ha dikkat! kap kaç çokmuş, hırsız doluymuş” diye konuşup öğüt verenlere sadece gülüyorum. Sanki Lozan‘da yaşıyorlar da oradan Napoli ‘ye seyahat ediyorlar. Nedense çok seviyoruz böyle işleri.Önce kendi kapımızın önünü temizleyelim.

Corso Umberto’dan aşağıya doğru devam ederken ilk durağımız L’antic Pizzeria Da Michele olacak. Caddeye girince 10 – 15 metre sonra seyyar satıcı işleri de sona eriyor. Eli yüzü düzgün mağazalar vs. gözümüze çarpmaya başlıyor. Şubat ayı için son derece güzel ve güneşli bir gün olması ise keyfimizi arttırıyor. Michele ‘ye doğru gidiyoruz. Saat daha 10:30 yani bu saat de pizza yemek saçmalık olur ama eminiz ki öğlen ya da akşamüzeri buraya gelirsek delice bir kuyruk olacak ve uzun bir süre beklemek zorunda kalacağız. Corso Umberto üzerinde sağdan sekizinci sokağa girdiğimiz zaman yaklaşık elli metre sonra solda Pizzeria Da Michele ‘yi buluyoruz. Önü bomboş ama saat daha 10:40. Düşünüp taşınıp akşam dönüşte yeriz hem de tam acıkmış oluruz diyoruz ve dönüşte maç kuyruğu benzeri bir kuyrukla karşılaşıp treni kaçırmamak için burada pizza yemeyi üzülerek bir başka Napoli seferine bırakıyoruz. Treni beklerken Gar Pizzasına talim ediyoruz.

NAPOLİ’DE GEZİLECEK YERLER NERELERİDİR?

VIA TOLEDO; Corso Umberto üzerinden Toledo Metro Durağına kadar yürüyor, Napoli’nin en işlek caddelerinden biri olan ve İstanbul İstiklal caddesini andıran Via Toledo‘ya bağlanıyoruz. Corso Umberto caddesi’ni yürümeden şehir merkezine ulaşmak isteyenler merkez tren istasyonunun alt katında bulunan Garibaldi Metro İstasyonu’ndan Line 1 ( Sarı hat) ‘a binebilir.  Toledo Metro Durağı’nda inip şehir gezilerine oradan başlayabilirler.

Via Toledo; mağazalar, restoranlar, kafelerle dolu kalabalık mı kalabalık fakat çok lüks olmayan ve size işte Napoli dedirtecek bir cadde. Sokakların keyfini çıkartıp ana caddeye dik bir şekilde sıralanmış içerlerinde düzensiz ve eski binaların bulunduğu küçük sokaklara da girip çıkarak önemli meydanlardan biri olan Piazza Del Plebiscito ‘ya varıyoruz.

PIAZZA DEL PLEBISCITO;

Piazza del Plebiscito Napoli’nin önemli bir dinlenme ve buluşma noktası. Ayrıca Napoli‘nin Panteonu diye de adlandırılan San Francesco Di Paola kilisesi de bu meydanda. Bu kilisenin kubbesi Panteon / Roma örnek alınarak yapılmış. Napoli de her yer tarih kokuyor ve “Vedi Napoli dopo muori / Napoli‘yi gör sonra öl” cümlesini hak ediyor.

Hava güneşli olduğu için insanlar genelde San Francesco Di Paola’nın merdivenlerinde kendilerine bir gölge bulmuş oturuyor. Çocuklar meydanın ortasında parke taşlar üzerinde kendilerinden geçmiş bir şekilde futbol maçı yapıyor.

Napoli’nin ünlü futbol takımı şampiyon olduğunda bu meydan hınca hınç dolarmış. Napoli en son 1989-90 sezonunda şampiyon olduğuna göre uzun zamandır hınca hınç dolmuyor demektir. Bu meydanı yakın tarihlerde dolduran başarılar genelde İtalya‘nın Dünya şampiyonlukları olmuştur. Napoli taraftarları hala Maradona’nın hatıraları ile yaşıyorlar ve görünüş o ki bu çok uzun bir süre daha bu şekilde devam edecek.

Oturup etrafı izlemek ve dinlenmek için şahane bir yer. Fakat vakit sınırlı olduğu için Napoli sahiline doğru devam ediyoruz.

Via Cesano Console‘yi  takip ederek Napoli sahiline iniyoruz. İndiğimiz cadde Via Nazario Sauro. Napoli‘nin iç kısımları ne kadar kaotik ise sahil kısmı da aksine bir o kadar huzurlu. Geniş caddeler, lüks ve bakımlı binalar, yat limanları, marinalar ve masmavi bir deniz. İç kesimler ile sahil kısmı siyah ile beyaz kadar farklı. Adaletsiz paylaşım Dünya’nın her yerine olduğu gibi burada da karşımıza çıkıyor. Zaten farklı bir durum düşünmek hayalcilik olur. Yürüyerek manzarasını çok merak ettiğimiz Castel Dell‘Ovo’ya varıyoruz.

CASTEL DELL’OVO;

Napoli’nin simgesel yapılarından biri olan Castel Dell’Ovo‘ya giriş ücretsiz. Resim çekmek için çok uygun bir yer. Teras bölümünden muhteşem bir şehir ve deniz manzarası sunuyor. Kalenin etrafı küçük bir balıkçı köyü havasında hoş bir yer. Restoran ve kafeler ile dolu dar sokakların içinde keyifle gezeceğinize eminim. Ayrıca kale surlarında oturup denizi ve martıları dinleyerek, izleyerek de ruhunuzu dinlendirebilirsiniz.

Napoli farklı bir yer. Hem kalabalık hem de huzurlu. Hem gergin, hem de sakin. Bence Napoli İtalya’nın centilmen olmaya da gayret eden kabadayısıdır. Nihayetinde bir liman kenti ve deniz tüm karışıklık ve kalabalığa karşın gene de Napoli’ye dinginlik veriyor; onu koruyor, kolluyor. Varoşlarda çöp kokan sokaklar denize doğru yosun ve tuz kokuyor. Kalabalık sokaklardan deniz kıyısına doğru sıyrıldığınız an, yırttık işte deniz ve huzur diyorsunuz. Yazımın bir kısmında da belirttiğim gibi şehrin istasyon kısmı ile sahil bölümü siyah ile beyaz gibi farklı.

NAPOLI’DE BAŞKA NERELERİ GEZEBİLİRSİNİZ?

 

Castel Nuovo

Museo Archeologico Nazionale

Parco Virgiliano

Duomo

Teatro San Carlo

Palazzo Della Accademica Di Belle Arte

NAPOLİ ÇEVRESİNDE GEZİLECEK YERLER NERELERİDİR?

Napoli gezisi için günübirlik değil de konaklamalı bir gezi yapar ve etrafını; Pompei, Capri adası, Sorrento, Amalfi gibi yerleri de gezmek isterseniz 4 ya da 5 gün kadar bir süre ayırmanızı öneririm. Pompei’ye tren ile nasıl gidebileceğinizden yazımın üst kısmında bahsetmiştim.

Napoli‘den Capri, Sorrento ve Amalfi’ye gidiş dönüşler için buradan detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Her ne kadar benim tarzıma tamamıyla ters olsa da eğer üstü açık bir Hop on hop off otobüsü ile Napoli gezisi yapmak isterseniz de gerekli bilgileri internet üzerinde bulabilirsiniz.

NAPOLİ HAVALİMANI’NDAN ŞEHİR MERKEZİNE NASIL GELİNİR?

Naples Alibus Airport Shuttle ile;

Servisin rotası Capodichino Airport ‘dan Molo Beverello Port ya da Molo Beverello ‘dan Capodichino Airport şeklinde olup Garibaldi Piazza ‘ya da uğruyor (Merkez tren istasyonu)

Biletleri otobüs içinde alırsanız 4 Euro, anlaşmalı acente ya da internet vasıtası ile alırsanız 3 Euro.Biletler 90 dakika geçerli olup otobüse binmeden validate edilmesi gerekmektedir.

,

Lizbon Maratonu ve Lizbon.

Almanya’dan Lizbon’a seyahatimiz yaklaşık iki buçuk saat sürdü.

Havaalanları şehirlerin dokuları hakkında genelde doğru bilgi verirler. Lizbon’un kendisi gibi; kalabalık, dükkânlarla dolu, canlı mı canlı bir havaalanı var. Lizbon Havaalanı’nın ismi Portela ve şehir merkezine uzaklığı 7-8 km kadar.

PORTELA HAVALİMANI’NDAN ŞEHİR MERKEZİNE NASIL GİDİLİR?

Havalimanı’ndan şehre metro ya da otobüs ile gitmek mümkündü ama biz tembellik yapıp havalimanından otelimize taksiyle gittik. Genellikle tüm seyahatlerimizin dönüş kısmında puplic transport kullanmayı tercih ediyoruz bunun nedeni ise dönüş sırasında artık şehri tamamı ile öğrenmiş ve kendimizi tam anlamı ile güvende hissediyor olmamız. Bu seyahatimizde de gene bu alışkanlığımızdan ödün vermedik ve yukarıda da belirttiğim gibi ilk gün Portela – Otel arsını taksi ile dönüş günü ise metro ile yaptık.

Portela Havalimanı’ndan şehir merkezine hem metro ile hem de Aerobus isimli otobüsler ile ulaşabilirsiniz. Metro hatları ile hem de Aerobus’ın geçtiği güzergâhlar ile şehir merkezinde istediğiniz noktalara kolaylıkla ulaşabilme imkânınız var.

Aerobus otobüsleri Portela kalkışlı 07.00-23.00, Cais de Sodré kalkışlı ise 07.45-22.30 arası hizmet vermektedir. Ücret 3,5 Euro olup biletleri araçların içinden satın alabileceğiniz gibi online olarak da temin edebilirsiniz. Aerobus hakkında çok daha detaylı bilgi için burayı ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

Lizbon’da Metro ise sabah 06.30 ile gece 01.00 arasında çalışmaktadır.

TOPLU TAŞIMA TECRÜBELERİMİZDEN İŞİNİZE YARAYABİLECEKLER.

  • Otobüslerin içinde bilet aldığınız takdirde daha fazla ücret ödüyorsunuz.
  • Biz günlük bileti metroda satin aldik. İnce bir kart (boarding pass kagidi kalitesinde, barkodlu) 0.50 Euro kartin kendi ücreti ve günlük sayısız binis 6.00 Euro. Bu 0.50 Euro’luk kartlar bir yıl süre ile üzerine dolum yaparak kullanılabiliyormuş fakat biz ne yazık ki beceremedik ve her güne yeni bir kart satın aldik.
  • 50 Euro’ya 24 saat metro, otobüs ve tramvayı sınırsız olarak kullanabildik.
  • Metro için tek yön ’’Zone1’’ bileti 1.40 Euro idi ki havalimanı da ’’Zone 1’’ içinde yer alıyor.
  • Lizbon sehir merkezi ( Havalimanı da dahil ) ’’Zone 1’’, daha uzaklar ’’Zone 2’’ olarak isimlendiriliyor yani işinizin büyük kısmı ’’Zone 1’’ de.
  • Şayet Cascais tren istasyonuna kadar gitmek istiyorsanız 6.50 Euro’luk günlük bilet ücreti 9.00 Euro oluyor.
  • Sehir halki geri doldurulabilen İstanbul kart benzeri bir kart kullanıyorlardı ama biz bu karti almaya calişmadik.
  • Büyük istasyonlarda bilet alınacak gişeler her daim açık değillerdi ve açık oldukları zamanlarda  ise çok sıra oluyordu. Bilet makinaları bol miktarda var, tümünde İngilizce seçeneği mevcut ve sistem basit.Bu makinalara atabileceğiniz en büyük banknot 10 Euro.

NEREDE KONAKLADIK?

Lizbon’da kaldığımız otel; tarihi meydanları, kafeleri ile Sultanahmet’e benzer turistik bir semtteydi. Tabii dilencisi, fırsatçıları da ona göreydi. Otelin önündeki işlek caddede ayni adam iki gün üst üste minik bir paket gösterip isteyip istemediğimizi sordu. Ayni soruya bir kez de kahve içtiğimiz yerlerde otururken maruz kaldık. Şehrin güvenliği için bir şey diyemem ama bu durum bana turist olarak kendimi buralarda çok güvende hissettirmedi açıkçası.

Otelimiz Downtown Guesthouse adında üç yıldızlı bir oteldi ama bana göre yıldızları oldukça eskimişti. Otelden; fiyat, dost personel ve konumu için çok memnun kaldık ama Lizbon’a bir daha gitsek ’’bu otelde tekrar konaklar mıyız?’’ bundan emin değiliz.

Rossio Square ve Santa Justa Elevator’a yürüme mesafesinde olan otelimiz Sao Jorge Kalesi ile Lisbon Katedrali’ne ise hemen hemen 1 km mesafedeydi.

Otelin giris kattaki ana kapısı şifreli olup geceleri ancak bu sifre ile giriş yapmak mümkündü.

Otelin her katina cikis icin ayrica birer cam kapi vardi. Personel yok iken bu kapıları kilitliyorlar ve anahtarı saklıyorlardı. İyi ilişkilerimiz sonucunda anahtarı sakladıkları yeri bize gösterdiler, anahtarı alıp işimiz bitince yerine koyuyorduk.

Ortak kullanım alanı olan mutfakta; buzdolabı, su ısıtma cihazı vardı ama bu alanı otel personeli çarşaf, havlu vs yıkayıp ütülemek için de kullanıyorlardı.(Personel, hem resepsiyona bakıyor hem çamaşır yıkayıp kurutuyor hem de ütü yapıyordu. Bir elemanın suyu nasıl çıkarılır canlı yayın izledik, aynı bizdeki gibiydi ). Biz “İspanyol Balkon’ lu’’  diğer odalara göre daha iyice bir odada konakladık ve genel olarak memnun kaldık.

Otel bu kadar amatörce işletilmesine rağmen inanılmaz tertipli bir oda temizliği hizmeti vardı. Bizim konaklama yaptığımız günlerde iki kişilik oda fiyatı 70 Euro civarındaydı.

LİZBON MARATONU HAKKINDA DETAYLAR.

Yazımızın esas çıkış noktası Lizbon Maratonu idi ama hala maratona değinemedik. Şimdi önümüzdeki yıllarda bu yarışı programına almayı düşünenler için faydalı olabilecek birtakım bilgileri sizlerle paylaşmaya gayret edeceğim.

Öncelikli olarak yarışa kayıt olmanız gereken site burasıdır.. Lizbon’da maraton koşmanın yanı sıra yarı maraton koşma imkânı da mevcut. Bu yıl 15 Ekim tarihinde yapılan maraton, takvimde genellikle hep Ekim ayının ortasına denk geliyor.

Cuma günü Lizbon’a varmıştık ve cumartesi kayit numaralarımız ve çipimizi alacağımız maraton fuarına metro ile gittik. Maraton fuarında bizi kötü bir sürpriz bekliyordu, açık havada iki saatten uzun sürede aşabileceğimiz çılgın bir kuyruk ile karşılaştık. Önce güvenlik sebebiyle kuyruğun uzun olduğunu düşünmüştük fakat sadece teknik hatadan dolayı olduğunu öğrendik. Kayıt olurken verilen numaralar daha önceden basılmış ve isimlerimizin yazıldığı numaralarla uyuşmuyormuş. Görevliler kayıt onay formunda bize verilen numaralarımızı alıp, bilgisayardan doğru numaralarımızı bulup, bizlere yeni numaralarımızı verdiler. Böyle bir hata Türkiye’deki yarışlarda olsa idi insanlar asla bu kadar itiraz ve şikâyet etmeden beklemezlerdi, bundan eminim.

Başarılı maraton koşma tavsiyelerinin hemen hemen hepsinde; yarıştan önceki gün fazla yürümeyin, yorulmayın ve sıvı alımına dikkat edin denir. Biz de her yeni maratona gittiğimizde ne yazık ki bu tavsiyeleri kulak ardı edip oldukça çok yürür ve kendimizi yorarız. Bu sefer çok yürümedik ama 30 derece sıcakta, organizasyon hatasından dolayı iki saat ayakta bekledik, yani yürümüş kadar olup yarış öncesi hep yaptığımız gibi günümüzü yorularak geçirdik.

Normal şartlarda Lizbon’un Ekim ayı sıcaklık ortalaması 15-22 dereceler arası ama maratonun yapılacağı gün de dâhil olmak üzere sıcaklık 20-33 dereceler arasında seyretti. Maratonun ertesi günü ise yağan yağmur neticesinde sıcaklık mevsim normallerine döndü.

Lizbon’da ben maraton, esim Rocky’de yarı maraton koştu. Yarı maraton; Avrupa’nın en uzun köprüsü olan ’’Vasco da Gama’’ köprüsünde başlayıp tümüyle maratonculardan farklı bir parkuru takip ederek, maratona komşu fakat farklı bir finiş noktasında bitti.

Maraton, internet sitesinin pek çok yerinde 08.30’da başlayacak diye ilan edilmekle birlikte bazı bilgilerde ise 08.00’da başlayacaktır diye ilan ediliyordu.Maraton fuarındaki uyarılarda da yarışın 08.00’da başlayacağı belirtilmişti ve yarış 08.00’da başladı.

Maraton, Cascais’te başlayıp Atlantik okyanusunu sola alarak, önce batıya 6 kilometre gidip sonra 2 kilometre döndükten sonra Lizbon’a kadar tek yönlü bir maraton. Pozitif düşünecek olursanız, yarışı bitirmekten başka çareniz yok.

Yarış sabahı merkez tren istasyonundan Cascais’e (Baia Cascais) trenle gittik. Trene koşu numaramızı gösterip ücretsiz bindik. Bindigimiz vagon tamamı ile eskimiş koşu malzemesi, ter ve Bengay kokuyordu. Çok uzun yillardir bu yoğunlukta bir “koşu kokusu” duymamistim. Bilmiyorum ama tanıdık koku oldugundan mıdır nedir beni pek rahatsiz etmedi,sadece gülümsetti. Koşu camiası olarak hijyende aldığımız aşamayi bir kez daha takdir ettirdi,kokuya da cabuk alistim.

Trenle tek yön bir saat kadar gittik. Bu kadar istasyonu ve yolu koşarak dönecek olduğumuzu düşünmek ise biraz endişe vericiydi.

Koşu manzarasi tek kelimeyle şahaneydi. Okyanus dumanli gri renkteydi. Atlantik Okyanusu’na ve dalgalara doymak için okyanusun hemen yanından koşmalıydım ve mümkün olduğunca da öyle yaptım.Azgın dalgalarda surf yapan guruplari izleyerek kosmak ayri bir keyif ve tecrübe idi.Maraton an itibari ile zor gelse dahi dalgalar ve suyun vahşiliği surf yapmaya heves ettirmedi beni.

Maraton plaj kasabalarindan gecip Lizbon’a varmadan önce Atlantik kiyisindan ayrılıp Tejo Nehri’nin (Tagus River) kıyısında devam ediyor.

Maraton son derece düzenliyidi. Maraton fuarı sırasında yaşamış olduğumuz organizasyon hatasını düşünüp yarış sırasında da bir düzensizlik olacak mı diye endişelenmiştim açıkçası. Fakat tam tersi oldu, maraton süresince kilometre tabelaları tam ve doğru işaretliydi. Su istasyonlarında sular izci okul cocukları tarafından düzenli ikram edilmekteydi. Müzik gurupları güzergah boyunca performans sergiliyor, bu da insanı yarışa motive ediyordu.

Daha once Lizbon Maratonu’na dair değerlendirmelerde bu güzergahın hiç seyirci desteği olmayan, yalnız koşulan ıssız bir güzergah olduğunu okumustum. Gerçekten de değerlendirmelerde okumuş olduğum gibi güzergah boyunca pek seyirci ve tezahürat yoktu ama koşan kişi sayısı yüksek olduğundan dolayı seyirci eksikligini hic hissetmedim. Ayrıca İstanbul’da olumsuz tezahuratlara maruz kalmis bir sporcu olarak; hic tezahürat, kötü tezahürattan iyidir diye düşünmedim desem de yalan olur.

Koştuğunuz her maratonun apayrı bir ruh hali oluyor. Bu kez kendime söz vermistim, koşunun ilerleyen kilometrelerinde, kosu zorlaştığında dahi moralimi asla bozmayacaktım.

Geçtiğimiz ay UFC (Ultimate Fighting Club) müsabakasında Volkan Özdemir’in rakibi Jimi Manuwa’yı Knock-out ettiği maçı seyrettim. Maçın sonunda Volkan Özdemir coşku ile “This is my house!” diye bağırıyordu, kendini ”Cage” e ait hissettiğini söylüyordu. Maraton başladığında aynı mottoyu ben de tekrarlamaya başladım, kesinlikle “Marathon is my house”. Kendimi maraton koşarken evimde, ait olduğum yerde hissediyorum, inanılmaz bir mutluluk hissi ile koşuyorum.

Yarış esnasında formamdaki Türk bayrağını görüp  ’’Ben İstanbul maratonu koştum’’ diyen koşucular da bana moral desteği oldular. 39. Kilometreyi kosarken tanistigim Ingiliz koşucu da Avrupa başkentlerinde maraton kosmayi kendine ilke edinmiş. Ben kendi adıma daha önce görmedigim yerlerde düzenlenmekte olan büyük maratonları mümkün olduğunca kosmaya çalışıyorum. Böyle  bir hevesiniz var ise Lizbon’u da mutlaka listenize alın ama sizlere tavsiyem önce Berlin’i, Paris’i, Roma’yı koşun..

PR (Personal Best) kişisel en iyi koşumu yapayım düşünceniz var ise Lizbon Maraton’u çok inişli, çıkışlı olduğu için bu gayenize pek uygun düşmez, ama inanılmaz güzel ve tarihi yerleri görerek, denize, dalgaya doyarak koşmak isterseniz bu yarışı atlamayın mutlaka koşun derim.

MARATON HARİCİNDE NELER YAPTIK?

Lizbon’da alti gun kaldik;

  • Birinci günü kayit evraklarını bekliyerek,
  • İkinci günü maraton kosarak,
  • Üçüncü gün hop on hop off turist otobüsü ile Lizbon’u turlayarak,
  • Dördüncü gün araba kiralayip California’dan bile daha populer olan Nazare surf cennetine giderek,
  • Beşinci gün kale civarını gezerek,
  • Altıncı gün ise meydanlardaki kafelerde vakit geçirerek, Lizbon Maratonu serüvenimizi tamamladık.

LİZBON’DAN YAPMADAN YA DA GÖRMEDEN DÖNMEMENİZ GEREKENLER.

  • Cabo Da Roca ‘ya gidin; Avrupa kıtasının en batı ucu.
  • Lisbon’un meşhur tarihi tramvayları ile keyifli bir tur yapın.
  • Santa Justa asansörünü kullanın, şehri kuş bakışı izleyin.
  • Tejo Nehri civarında vakit geçirin.
  • Fado gösterisi yapılan yemekli restoranlara mutlaka gidin.
  • Orta çağdan kalma ve şehrin en yüksek tepelerinden birinde yer alan Sao Jorge Kalesi’ne çıkın.
  • Lizbon’un simgesi olan ve ’’Unesco Dünya Mirası’’ listesinde bulunan Belem kalesini mutlaka görün.
  • Meşhur tatlıları Belem’i tadın.
  • Porto şaraplarını pas geçmeyin.

Antik  Roma Bölgesi.

KOLEZYUM ( COLESSEO) / ROMA FORUMU / PALATİNO TEPESİ

Kolezyum’un bulunduğu bölgeye ’’Antik Roma’’ adı verilmektedir. Bu bölgede bulunan tarihi mekân ve yapılar aşağıdaki gibidir.

  • Colesseo, Colosseum ya da Türkçe Kolezyum / İtalya’nın ve hatta Dünya’nın en çok ziyaret edilen tarihi yapılarından biridir. Bu görkemli yapı tarih boyunca gladyatör ve hayvan dövüşleri yapılmış bir arena olmasının yanı sıra tiyatro oyunlarına da ev sahipliği yapmıştr.2007 yılında ise ’’Dünya’nın Yeni Yedi Harikası’’ listesine seçilmiştir.
  • Roman Forumu /Antik Roma’nın geliştiği merkez bölge.
  • Palatino Tepesi / Roma’nın yedi tepesinden en şehir merkezinde olan ve tarihi kalıntılar açısından en zengin bölgesi.
  • Circus Maximus / Antik bir hipodrom ve halkın toplanma, eğlenme bölgesi.
  • Konstantin Zafer Takı / Kolezyum’un hemen yanında bulunan ’’Konstantin Zafer Takı’’ ilk Hristiyan imparator olan Konstantin’in zaferine ithafen 4.YY ‘da yapılmıştır.

 Roma’ya seyahat edip Kolezyum’u görmeden gelmek olmaz. Bu yazımda Kolezyum’un tarihi detayları üzerinde durmayacağım zaten bu detaylar hakkında bilgi alabileceğiniz çok profesyonel siteler ve yazılar var. Ben bu yazımda; Nasıl gideriz? Nasıl gireriz? Ne kadar sıra bekleriz? gibi detaylar üzerinde durmaya gayret edeceğim.

KOLEZYUM’A ULAŞIM.

Roma şehrinin birçok yerinden Kolezyum’a yürüyerek ulaşma imkânınız olduğu gibi bunun yanı sıra Metro B hattı ile ’’ Colesseo ’’ durağında inerek de ulaşabilirsiniz.

KOLEZYUM’A GİRİŞ.

Kolezyum da yüksek sayıda ziyaretçi akımına uğrayan cazibe merkezlerinden biri. Yılın her mevsiminde ciddi sayıda turist tarafından ziyaret ediliyor ve bu nedenledir ki her daim önünde uzun kuyruklar oluyor.

Kolezyum için aldığınız bilet The Roman Forum (Roman Forumu), Palatine Hill (Palatino Tepesi) girişleri için de geçerli. Kolezyum’da ana yapının hemen yan tarafında bilet gişesi var, biletinizi o gişeden aldığınız takdirde bilet kuyruğundan sonra Kolezyum’un önünde tekrar içeri girebilmek için kuyruğa girmeniz gerekiyor.

Biletinizi Forum ve Palatino girişlerinin yapıldığı kapıların – ki biri Piazza Venezia tarafından Kolezyum’a gelirken hemen yolun üstünde diğeri ise Circo Massimo tarafından gelirken -birinden yaparsanız direk olarak başka bir kuyruğa girmeden Forum ve Palatino ile gezinize başlayabilir daha sonra aynı biletler ile Kolezyum’a giriş kuyruğuna girebilirsiniz.

ZİYARET SAATLERİ.

Kolezyum haftanın her günü aşağıdaki saatler arasında ziyarete açıktır.

  • 08.30-16.30;15 Şubat’a kadar
  • 08.30-17.00;16 Şubat-15 Mart
  • 08.30-17.30;16 Mart – Mart’ın son cumartesi günü
  • 08.30-19.15; Mart’ın son Pazar günü – 31 Ağustos
  • 08.30-19.00: 1 Eylül – 30 Eylül
  • 08.30-18.30: 1Ekim -30Ekim
  • Son ziyaretçi girişi kapanış saatinden 1 saat öncedir.
  • 1 Mayıs ve 25 Aralık tarihlerinde kapalıdır.

Kolezyum girişi için alacağınız tam bilete ödemeniz gereken ücret 15.50 Euro, bu bilet yazımın üst kısmında da belirttiğim gibi Foro Romano ve Palatino için de geçerli.

Kuyruk bekleme zahmetinden kurtulmak isterseniz online bilet alabilirsiniz, online bilet satın almak için buradan bilgi edinebilirsiniz. Roma Pass kartınız olması durumunda ise herhangi bir ücret ödemeden ve sıra beklemeden Kolezyum’a giriş yapabiliyorsunuz, Roma Pass ile alakalı yazımı buradan okuyabilirsiniz.

Roma’da Havalimanlarından Şehir Merkezine Nasıl Ulaşılır?

Roma’da Havalimanlarından Şehir Merkezine Nasıl Ulaşılır?

Roma ‘da Fiumicino ”Leonardo Da Vinci” ve Ciampino olmak üzere 2 havalimanı bulunmaktadır.

Fiumicino / Leonardo Da Vinci Havalimanı’ndan Şehre Ulaşım.

1 ) Leonardo Express Treni İle;

Ana binadan dışarı çıkıp binaya sırtınızı verecek şekilde durduğunuzda tren istasyon hemen hemen saat yelkovanının 5 geçiyor pozisyonunda bulunmaktadır. Tren için biletinizi internet vasıtasıyla satın alabileceğiniz gibi, durakta mevcut gişeden yada Tren Italia makinalarından da tedarik edebilirsiniz. Bilet fiyatı 14 Euro olup yaklaşık yolculuk 30 dakika kadar sürmektedir.Biletinizi trene binmeden önce validate etmeniz gerekmektedir, cezası 40 Euro’dur.www.trenitalia.com adresinden daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.

2 ) Terravision Otobüsleri İle;

Ana binadan dışarı çıkıp binaya sırtınız verecek şekilde durup sağa doğru terminal binası dibinden yürüdüğünüzde kısa bir süre sonra Terravision Otobüsleri kalkış ve bilet satış noktasına ulaşacaksınız. Bilet fiyatı İnternette 4, gişede 6 Euro olup bu otobüs Termini tren istasyonuna kadar gitmektedir.

3 ) FM1 Tren Hattı İle;

Eğer Roma merkez tren istasyonu Termini’ ye değil de Trastevere, Ostienze, Tiburtina duraklarına yakın bir noktaya gidiyorsanız FM1 Hattını kullanabilirsiniz. Fiumicino – Tiburtina arası 50 dakika kadar sürmekte olup bilet fiyatı 8 Euro’dur.

4 ) SIT Airport Bus İle.

Eğer Vatikan yakınlarında bir noktaya gidiyorsanız SIT Airport Bus kullanmanız çok daha mantıklı olacaktır. Bu otobüs Fiumicino’ dan kalkıp Vatikan’dan geçip Termini’ ye gelir. Yolculuk başlangıç bitiş noktası arası 60 dakika kadar sürmekte olup ücreti 6 Euro’dur.

5 ) TAM Airport Bus İle.

Ostiense’ ye uğrayarak Termini’ ye ulaşır. Yolculuk 60 dakika kadar sürer. Fiyat 5 Euro ‘dur.

Ciampino Havalimanı’ndan Şehir Merkezine Ulaşım.

İstanbul’dan Roma’ya uçuş yapan tüm firmalar Fiumicino / Leonardo Da Vinci Havalimanına inmektedir. Rynaair,Easyjet gibi charter firmaları ve bazı ülke içi uçuşlar için Ciampino Havalimanı kullanılmaktadır.

Şehre ulaşım için Terravision Otobüsleri hizmet vermekte olup Ciampino Havalimanı’ndan Termini’ ye ulaşım 40 dakika kadar sürer. Bilet fiyatı 6 Euro’dur.

Özel transfer talepleriniz için ise buradan ve buradan faydalanabilirsiniz.

Not : Bu ulaşımlarda Roma Pass kartı geçerli değildir.Roma’yı Roma Pass ile keşfedin isimli yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Roma Pass Nedir?

Bu yazımda sizlere Roma’ya giden turistlerin büyük sorunsalı ‘’Roma Pass’’ hakkında dilim döndüğünce bilgi vermeye çalışacağım.

Roma‘ya seyahat etme planı yapanların büyük kısmı ”Roma Pass’’ nedir? ne değildir? ne faydası vardır? araştırmalarını mutlaka yapmıştır.

Şimdi nedir bu Roma Pass? beraberce bir göz atalım.

Roma Pass Nedir?

Roma Pass size ulaşım ve müze girişlerinde ücretsiz, sıra beklemeden giriş ayrıcalığı sağladığı gibi birçok sergi, müze, konser, anlaşmalı restoran, Hop on Hop Off tur otobüsleri gibi yerlerde çeşitli indirimler sağlar.

Roma Pass Ne Süre İle Geçerlidir?

48 saat ve 72 saat geçerliliği olan iki ayrı Roma Pass mevcut olup içerikleri aşağıdaki gibidir.

72 Saat geçerli Roma Pass 38,50 Euro olup aşağıdaki özellikleri taşımaktadır.

  • 2 müze için geçerlidir.
  • Metro, otobüs, tramvay ulaşımında kullanılabiliyor.
  • Çeşitli turistik mekân ve aktivitelerde indirim sağlıyor.
  • Vatikan, Ostia Antik kenti girişleri ve Zona B ulaşımlarında geçerli değildir.
  • Fiumicino ve Ciampino havalimanlarından şehir merkezine yada şehir merkezinden bu havalimanlarına çalışan tren, otobüs gibi araçlarda geçerli değildir.

48 Saat geçerli Roma Pass 28,00 Euro olup aşağıdaki özellikleri taşımaktadır.

  • 1 müze için geçerlidir.
  • Metro, otobüs, tramvay ulaşımında kullanılabiliyor.
  • Çeşitli turistik mekân ve aktivitelerde indirim sağlıyor.
  • Vatikan, Ostia Antik kenti girişleri ve Zona B ulaşımlarında geçerli değildir.
  • Fiumicino ve Ciampino havalimanlarından şehir merkezine yada şehir merkezinden bu havalimanlarına çalışan tren, otobüs gibi araçlarda geçerli değildir.

Roma Pass Ne Gibi Avantajlar Sağlar?

En büyük avantajı Kolezyum’da sıra beklememeniz olur ayrıca Castel Sant’Angelo, Borghese Galerisi ve Capitolini Müzesi gibi yerlere de sıra beklemeden girme ayrıcalığını size yaşatır.

Ne Zaman Aktif Oluyor?

İlk girdiğiniz müze veyahut ilk kullandığınız toplu taşıma aracı ile birlikte aktif olur.

Roma Pass Olmazsa Olmaz mı?

Eğer çok fazla müze gezecek, çok fazla da toplu taşıma aracı kullanacak ve yürümeden her yere metro, otobüs vb. ile gidecekseniz Roma Pass hem cebinize hem de konforunuza fayda sağlayacaktır. Roma Pass satın almadan önce 2 yada 3 günlük bir Roma seyahatinde kaç tane müze gezeceğinizi, kaç kez toplu taşıma kullanacağınızı hesaplamanız faydanıza olacaktır.

Bazı Yerlerin Ortalama Giriş Ücretleri Nelerdir?

  • Kolezyum 16 Euro.
  • Borghese Galerry 17 Euro.
  • Castel Sant’Angelo 16 Euro.

Roma Piu Pass Nedir?

Roma Pass‘dan farkı Zona B ulaşımları için de geçerli olmasıdır. Roma şehir merkezinden dışarı çıkacak ve oraları da gezecekseniz Roma Piu Pass mutlaka işinize yarayacaktır aksi takdirde ihtiyacınız olmayacaktır. Roma Piu Pass da Roma Pass gibi havalimanı ulaşımlarında geçerli değildir.

Roma Pass Nereden Alınabilir?

  • Roma Pass’ın geçerli olduğu müzeler.
  • Havalimanları.
  • Turizm Ofisleri.
  • Bazı Metro İstasyonları

Roma Pass Paketinin İçinde Neler Var?

  • Roma Pass Kartları.
  • Metro Haritası.
  • Roma Haritası.
  • Roma Rehberi.

Notlar:

  • Çok fazla ulaşım kullanmayacak ve müze gezmeyecekseniz Roma Pass edinmenize gerek yok diye düşünüyorum.
  • Kolezyum girişi sırasında ise sabah erken saatte bilet gişesinde olmanız fazla sıra beklememenize yardımcı olacaktır.
  • Roma Pass’ın bütçenize mucize bir faydası olmaz lakin sizi sıra beklemekten kesimlikle kurtarır.
  • Roma Pass resmi internet sitesi romapass.it olup daha detaylı bilgi almak için bu adresten faydalanabilirsiniz.

Floransa Gezi Rehberi.

Yağmurlu bir Roma sabahına uyanıyorum hâlbuki burada geçen 4 gün hava hep günlük güneşlikti. Roma’da son sabah bu, yaklaşık 2 saat kadar sonra tren ile Floransa’ya geçeceğim.

Son gelişlerimde hep konaklamış olduğum Cherubini Otel’in kahvaltı salonuna! (Balkonuna) geçiyorum. Cherubini bir kat oteli, İtalya’da çokça bulunan kat otellerinden biri, bir binanın 3. katında bir otel, binanın her bir katı farklı bir kat oteli. Cherubini’de balkonu kahvaltı salonu yapmışlar, toplam 15,16 kişinin aynı anda oturma düzenini kullanabileceği ufak bir balkon, ısıtıcılar ile kışın da bu balkon kullanılıyor. Kahvaltı süper, zaten espresso ve İtalyan hamur işleri bana yetip de artıyor bile. Otelin bir başka büyük avantajı ise Termini tren istasyonunun dibinde olması.

Cherubini Otel hakkında detaylı bilgi için  tıklayınız.

Cherubini Otel hakkındaki misafir yorumlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Roma Otellerine rezervasyon yapmak için buradan faydalanabilirsiniz.

Kahvaltıda karbonhidrat ve kafein stoklarımı doldurup otelden ayrılıyorum. Termini’ ye giden parke taşlı yollar sırılsıklam, sanki Roma benim ondan ayrılışıma ağlıyor. Termini tren istasyonuna girip ekrandan trenimin hangi perondan kalkacağını takip ediyorum. Tren garı hınca hınç dolu. İtalya’da muhteşem bir tren ağı var ve sistem tıkır tıkır işliyor. Trenimin hangi perondan kalkacağı belli olunca trene geçiyor ve cam kenarında bulunan koltuğuma oturuyorum ardından tren hareket ediyor, şimdilik Arrivederci Roma.

Roma’da geçirmiş olduğum güneşli günlerden sonra Floransa’ya Rönesans ve sanatın başkentine hareket ediyorum. Yolculuğum yaklaşık 1.30 saat sürecek, yağmur Roma’dan uzaklaşıp Floransa’ya yaklaştıkça şiddetini iyiden iyiye arttırıyor ve cama vuran yağmur damlaları ile beraber dış mekan manzarası yolculuğumu oldukça melankolik bir havaya sokuyor. Biraz müzik, biraz kitap, biraz da rasat yolculuğumun rahat ve keyifli geçmesini sağlıyor, tam planlandığı gibi 1 saat 30 dakika sonra kendimi Floransa’da Santa Maria Novella tren garında buluyorum.

Floransa’da gök delinmiş ve feci bir yağmur yağıyor. ’’Eğer bu yağan yağmur ise Roma’da yağan neydi?’’ diye düşünmeye başlıyor ve kendimi yanımdaki grup ile beraber Santa Maria Novella Garı’nın kapalı kısmına atıyorum. Biraz bekleyelim, bakalım yağmur dinecek mi?

Yağmur Floransa’da bulunduğum 3 gün boyunca durmaksızın yağıyor bu nedenle gardaki bekleyişimiz de nafile, ama nerden bilebiliriz ki? İşte bir umut bekliyoruz.

Bu kez Floransa’ya geliş nedenim bir üniversite grubuna mihmandarlık yapmak. Öncelikle yağmur yağışının durmayacağına kanaat getirdiğimiz için 3 Euro / adet ile kendimize şemsiye / Ombrella ediniyoruz, 1 saatlik bekleyişten sonra kaderimize razı olarak ıslana ıslana otelimizin yolunu tutuyoruz. Sanki İtalya’nın tüm yağmurları toplanmış o gün Floransa’ya yağıyordu.

Bu şehir insanı sanata doyuruyor. Tarihe, sanata yüzyıllarca nasıl sahip çıkılabilir? Floransa bunun en güzel örneklerinden biri. Baktığın her yer, gördüğün her şey sanat dolu. Boşuna dememişler ’’Rönesans ve sanatın başkenti’’ diye.

Santa Maria Novella Bazilikası’ na bakan ve aynı meydanda bulunan otelimin konumu gerçekten şahane ve bu nedenledir ki çıkıp şehrin sokaklarında gezinmek, öğlen dinlenmek için otele geri dönebilmek insana büyük konfor sağlıyor.

Floransa küçük ve kesinlikle yürüyerek gezilebilecek bir şehir bu nedenle farklı alternatifler aramaya gerek yok. Bacaklara ve ayaklara kuvvet…

Şimdi bu yağmurlu Floransa gezimde izlemiş olduğum yürüyüş rotasından biraz söz edeyim. Ne şekilde gezmeli? Nereleri görmeli? Ne yemeli? Ne içmeli?

SANTA MARINA NOVELLA MEYDANI VE BAZILIKASI:

Öncelikle bulunduğum meydan olan Santa Maria Novella ve aynı ad ile anılan bazilika bütün ihtişamı ile karşımda duruyor. Floransa’da ilk durağım olan bu bazilika; 9.YY’ da inşa edilmiş olup aynı zamanda gotik mimarisinin son derece etkili eserlerinden biridir.

PIAZZA REPUBLICA:

Şehrin hemen hemen tam ortasında bulunan ve etrafı cafe ve mağazlar ile dolu bir meydan olup günün her saati  hareketlidir. Meydanın girişinde görkemli bir zafer takı bulunmaktadır.

DUOMO / SANTA MARIA DEL FIORE KATEDRALİ:

Hemen hemen tüm Floransa resimlerinde kubbesi görünmekte olan Duomo yani Santa Maria Del Fiore Katedrali Floransa şehrinin en önemli cazibe merkezlerinden biridir. Duomo meydanında katedral haricinde Giotto’nun çan kulesi ve Aziz Giovanni vaftizhanesi de bulunmaktadır.

Katedrale giriş ücretsiz olup kapısında ciddi kuyruklar oluşmaktadır. Giotto’nun çan kulesi de ziyarete açık olup en üst kısmına çıkmanız için 414 basmak tırmanmanız gerekmektedir.

PIAZZA SIGNORIA:

Duomo meydanına gelmiş olduğunuz yolu geriye yürüyüp Piazza Republica’yı da geçip 100 metre kadar sonra tabelaları takip ederek sol tarafınızda kalan sokaklardan birine girip Piazza Signoria’ya ulaşabilirsiniz. Piazza Signoria aynı zamanda bir açık hava müzesi görünümünde olup Palazzo Vecchio, Galleria Uffizi, birçok heykeli barındıran Loggia Del Lanzi ve Michelangelo’nun meşhur Davut heykelinin bir kopyası da bu meydanda bulunan önemli eserler olup Davut heykeli’nin orjinali gene Floransa’da bulunan Galleria Della Academia’da sergilenmektedir.

GALLERIA DEGLI UFFIZI:

Floransa’nın ve Dünyanın en önemli sanat galerinden biridir. Ziyaretçi sayısı çok yüksek olduğundan dolayı her zaman kapısının önünde giriş için uzun kuyruklar oluşmaktadır. Piazza Signoria’da bulunmakta olan Dünyaca ünlü Galleria Degli Uffizi için buradan hem daha detaylı bilgi edinebilir hem de online bilet satın alarak sıra bekleme derdinden kurtulabilirsiniz.

PALAZZO VECCHIO:

Palazzo Vecchio da Piazza Signoria’da bulunmakta olup meydana tamamı ile hakim bir konumdadır.14.yy’da inşa edilmiş olan saray Floransa’da gezilecek olan cazibe merkezleri arasında üst sıralarda bulunmaktadır. Buradan daha detaylı bilgi ve online bilet alabilirsiniz.

PONTE VECCHIO:

Signoria meydanından çıkıp nehir tarafına doğru yürüdüğünüzde hemen karşınıza Floransa’nın en meşhur köprüsü Ponte Vecchio çıkıyor. Turistler için en popüler noktalardan biri olan köprü 14.yy’da yapılmış olup Arno Nehri’nin en dar kısmında bulunmaktadır.

PALAZZO PITTI:

Palazzo Pitti, Floransa’daki görkemli Rönesans Sarayı olup Arno Nehri’nin Floransa merkeze göre karşı kıyısında Ponte Vecchio’ya kısa bir yürüme mesafesindedir.Bir dönem ünlü Medici ailesi tarafından kullanılmış olan saray bir dönem de Napolyon’un hükümet üssü olarak da kullanılmıştır. Günümüzde ise birçok koleksiyon ile müze olarak hizmet vermektedir.

PIAZZALE MICHELANGELO:

Floransa şehrine en hâkim tepe nokta olan Piazzale Michelangelo’dan Floransa’nın en görkemli Panoramik manzarasına ulaşabilirsiniz. Yürüyerek Piazzale Michelangelo’ya çıkabileceğiniz gibi şehir merkezinden 12 No’ lu otobüs ile de tepeye çıkabilirsiniz. Floransa şehir içi ulaşımı ile alakalı olarak buradan  daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Pitti Sarayı’ndan Ponte Vecchio’ya kadar gelip akabinde sağ tarafınızda kalan caddede Arno Nehri boyunca yapacağınız 10-15 dakikalık bir yürüyüş ile Piazale Michelangelo’ya tırmanışa geçeceğiniz merdivenlerin bulunduğu parka ulaşabilirsiniz.

BASILICA DI SANTA CROCE:

Piazzale Michelangelo’dan indikten sonra Ponte Vecchio’ya gelmeden bir önceki köprü olan Ponte Alle Grazie’den karşı kıyıya geçip tam karşı sokaktan devam ettiğiniz zaman karşımıza gelen Corso Dei Tintori’ye girip ilk sol olan Via Antonio Magliabechi ‘yi takip ederek Basilica Di Santa Croce’ye ulaşabilirsiniz. Bu Basilika Franciskan mezhebinin dünya üzerindeki en geniş kilisesidir.

GALLERIA DELL’ACCADEMIA ( AKADEMİ GALERİSİ):

Michelangelo’nun en önemli eseri Davut Heykeli’nin orjinali burada sergilenmektedir.Galleria Degli Uffizi’den (Uffizi Galerisi) sonra en çok rağbet gören müze olması nedeni ile Galleria dell’ Accademia’nın da önünde her zaman uzun ziyaretçi kuyrukları olmaktadır, bu nedenle ziyaretinizden önce online bilet almanızı tavsiye ederim, daha detaylı bilgi ve online bilet için www.accedemia.org adresinden faydalanabilirsiniz. Sizlere sunmuş olduğum bu yürüyüş programında Basilica Di Santa Croce ziyaretinizden sonra Galleria dell’ Accademia’ya ulaşmak için Santa Maria Novella Meydanı tarafına geri dönmeniz gerekiyor.

Galerinin arka sokaklarında bulunan Museo Archeologia / Arkeoloji Müzesi ve Museo di Storia Nature / Doğa tarihi müzesini de ziyaret programınıza almanızı öneririm.

Yukarıda sizlerle paylaşmaya gayret ettiğim rota bir yürüyüş rotası olup iç mekan gezilerini kapsamaz. Uffizi ve Accademia iç mekân gezileri için neredeyse birer gün ayırmanızı öneririm.

FLORANSA’YA NASIL GİDİLİR?

Türkiye’den Floransa’ya direkt uçuş yok. En yakın havalimanı Bologna Guiliemo Marconi Havalimanı. Bologna Havalimanı’ndan Aerobus ile Bologna tren istasyonuna oradan da tren ile Floransa’ya geçebilirsiniz. Bologna Havalimanından tren istasyonu 20 dakika, tren ile Bologna – Floransa arası ise yaklaşık 40 dakika sürüyor.

Bologna Havalimanı ile Bologna tren istasyonu arası için buradan ,

Bologna – Floransa tren bileti için ise buradan  faydalanabilirsiniz.

FLORANSA’DA YEME İÇME ÖNERİLERİ:

Floransa’da yeme içme konusunda mekan önerilerimi aşağıda bulabilirsiniz. Belirtmiş olduklarım genel olarak orta fiyat kategorisinde restoranlar ve büfe tarzı mekânlar. İtalya’da yeme içme mekânlarını kategorilere ayırmamız gerekir ise,

  • Ristorante / En pahalı ve şık
  • Trattoria / Tipik İtalyan
  • Osteria / Tipik İtalyan
  • Foro / Hamur işi fırınları
  • Salumeria / Şarküteri
  • Pizzeria / Pizzacı
  • Paninoteca / Kahve, sandviç vb.

Genelde tüm ’’ foro ve salumeria ’’ dükkânlarının önlerinde satın almış olduğunuz sandviçlerinizi yiyebileceğiniz yerler mevcut; lakin herkes meydanlara, parklara, duvar üstlerine de yayılıp rahatlıkla yiyip içiyor.

Aşağıda isimleri bulunanlar orta bütçeler için uygundur mekanlardır.

  • Panini Toscani / Piazza del Duomo
  • İl Bufalo Trippone / ViA d’ell Anguillara
  • Salumeria Verdi / Via Giuseppe Verdi
  • Amici di Ponte Vecchio da Stefano / Via dei Bardi
  • Amorino Panino é Vino / Via dei Servi
  • Da’ Vinattieri / Via Santa Margherita
  • Trattoria da Giorgio / Via Palazzuolo
  • I Due Frattellini / Via Dei Cimatori
  • Trattoria Le Mossacce / Via del Pro Proconsolo

FLORANSA’DA KONAKLAMA:

Floransa, yılın her döneminde yoğun ziyaretçi akımına uğrayan bir şehir. Floransa  pahalı bir şehir  olduğu gibi otel fiyatları da ve doluluk oranları da her daim yüksek. Aşağıda önerdiğim otellerin üçünde de konakladım, üçü de ayrı kategorilerde ve üçü de şehir merkezinde.

 

Hotel Universo Firenze: Floransa’nın göbeğinde Santa Maria Novella meydanında konum olarak şahane bir otel. Kahvaltı, odalar, temizlik gayet iyi lakin benim konakladığım oda çok asimetrik ve küçük idi.

Hotel Universo Firenze için daha detaylı bilgi için burayı tıklayınız.

Hotel Universo Firenze için misafirler yorumlarına  buradan ulaşabilirsiniz.

 

Bernini Palace Hotel: Her bakımdan muhteşem bir otel. Konaklama imkânım olduğu için kendimi şanslı sayıyorum. Yüksek standartları olan oldukça pahalı bir otel.

Bernini Palace Hotel hakkında daha detaylı bilgiye  buradan ulaşabilirsiniz.

Bernini Palace Hotel ile alakalı misafir yorumları için tıklayınız.

 

New Hostel : Düşük bütçeler için uygun bir hostel.Hem ana binada hem de aynı sokak içinde bir çok binada yerleri var. New Hostel’e  rezervasyon yaptığınız zaman size oda ve bina garantisi vermiyorlar yani mutlaka ana binada kalmanızın garantisi yok. Eğer hostel türü bir yerde konaklama niyetiniz varsa gönül rahatlığı ile kalabilirsiniz. Daha detaylı bilgiye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

New Hostel hakkında daha detaylı bilgi için burayı tıklayınız.

New Hostel ile alakalı misafir yorumları için  buradan faydalanabilirsiniz.

 

Diğer Floransa Otelleri Hakkında Bilgi ve Rezervasyon İçin tıklayınız.

,

Münih Maratonu Hakkında Herşey..

Münih maratonu her sene Ekim ayında yapılmakta olan ve oldukça yüksek katılımcı sayısına ulaşan, Dünya üzerindeki önemli maraton yarışlarından biridir. Bu yıl 8 Ekim 2017’de gerçekleşecek olan ve daha önce 2 kez katıldığım Münih maratonu ile alakalı tecrübelerimi bu yazımda sizlerle paylaşmaya gayret edeceğim.

MÜNIH MARATONU’NA NASIL KAYIT  OLUNUR?

Maratonun koşulmasından yaklaşık 8 ay kadar önce kayıtlar açılıyor. Münih maratonu resmi sitesi olan www.muenchenmarathon.de adresinden yarışa kaydınız yaptırabilirsiniz.

Online kayıt sayfasına girdikten, size sorulan tüm soruları cevapladıktan ve ödemenizi gerçekleştirdikten sonra vermiş olduğunuz e-mail adresine onay mailiniz geliyor. Artık geriye kalan yarışa hazırlanmak.

YARIŞ EVRAKLARINIZI NASIL TESLİM ALABİLİRSİNİZ?

2017 yılında 6-8 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek olan Maraton fuarında elinizdeki onay mailiniz ile yarış için gerekli olan evraklarınızı yani yarış çantanızı teslim alacaksınız. Yarış çantasının içinde göğüs numaranız, sponsorların vermiş olduğu ufak, tefek hediyeler ve yarış hakkında bazı bilgilerin bulunduğu evraklar olacak. Münih Maratonu Fuarı; Olympic Park ‘ın içinde bulunan spor salonlarından birinde yapılmaktadır. Olympic Park’a girdiğiniz zaman yönlendirme tabelaları vasıtası ile fuar alanına kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Yarış çantaları battal boy çöp poşeti benzeri lakin çöp poşetinden daha kalın bir malzemeden yapılmıştır.

MARATON FUARININ YAPILDIĞI OLYMPIC PARK’A NASIL ULAŞABİLİRSİNİZ ?

U Bahn 3 hattı ile Olympia Zentrum durağında inerek maraton fuarına ulaşabilirsiniz.

U BAHN İLE S BAHN ARASINDA NE FARK VAR?

Çok kısa anlatmak gerekir ise U Bahn dedikleri metrodur ve yer altından, S Bahn dedikleri ise trendir ve yeryüzünden yol alır. Yukarıdaki metro haritasından bu hatlar hakkında daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

MÜNİH MARATONU HANGİ MESAFELERDEKİ YARIŞLARI İÇERİYOR?

Münih maratonuna; 42 KM Maraton, 21 KM Yarı Maraton ve 10 KM mesafelerinde katılabilirsiniz.

KAYIT ÜCRETLERİ NE KADAR?

Maraton koşmak istiyorsanız; 24 Eylül 2017 tarihine kadar yarışa kayıt yaptırabilirsiniz. Kayıt ücreti yarış zamanı yaklaştıkça artıyor. Ödemeniz gereken ücret 70 Euro ile başlıyor 95 Euro’ya kadar çıkıyor. Son dakika kayıt yaptırmanız da mümkün, bunun ücreti ise 103 Euro olup son dakika kayıtlarını maraton fuarı sırasında yaptırabiliyorsunuz.

Yarı Maraton koşmak istiyorsanız; 24 Eylül 2017 tarihine kadar yarışa kayıt yaptırabilirsiniz. Kayıt ücreti yarış zamanı yaklaştıkça artıyor. Ödemeniz gereken ücret 48 Euro ile başlıyor 62 Euro’ya kadar çıkıyor. Yarı Maraton için de son dakika kayıt yaptırmanız mümkün, bunun ücreti ise 68 Euro olup son dakika kaydınızı maraton fuarında yaptırmanız gerekiyor.

10 K koşmak istiyorsanız; 24 Eylül 2017 tarihine kadar yarışa kayıt yaptırabilirsiniz. Kayıt ücreti yarış zamanı yaklaştıkça artıyor. Ödemeniz gereken ücret 29 Euro ile başlıyor 39 Euro’ya kadar çıkıyor.10 K için de son dakika kayıt yaptırmanız mümkün, bunun ücreti ise 42 Euro olup son dakika kaydınızı maraton fuarında yaptırabilirsiniz.

*Son dakika kayıtları için katılmak istediğiniz mesafenin katılımcı limitinin dolmamış olması gerekmektedir.

YARIŞ START VE FINISH NOKTALARI NERELERİDİR VE NASIL ULAŞIRSINIZ?

Maraton Start; Coubertinplatz ( Olympic Park Area)

Maraton Finish; Munchen Olympic Stadium.

  • U3 hattı ile Olympia Zentrum durağında inmeniz gerekiyor.

Yarı Maraton Start; Weltenburg Strasse

Yarı Maraon Finish; Munchen Olympic Stadium.

  • U4 hattı ile Richard- Strauss Strasse durağında inmeniz gerekiyor.

10 K Start; Coubertinplatz ( Olympic Park Area)

10 K Finish; Munchen Olympic Stadium.

  • U3 hattı ile Olympia Zentrum durağında inmeniz gerekiyor. 

YARIŞ ÖNCESİ EŞYALARINIZI TESLİM EDECEĞİNİZ NOKTALAR?

Yarış öncesinde eşyalarınızı teslim edip yarış sonrasında geri alabileceğiniz vestiyer noktaları mevcut. Size maraton fuarında verilmiş olan çantanız ve üzerine yapıştırılmış göğüs numaranızın bulunduğu sticker ile numara aralığınıza denk gelen vestiyere teslim etmeniz gerekiyor.

Maraton ve 10 K yarışmacısı iseniz çantalarınızı yarış öncesi teslim ettiğiniz noktadan geri alıyorsunuz. Yarı maraton için ise durum biraz faklı, başlangıç ve bitiş noktaları aynı olmadığından dolayı; start alanında DHL arabalarına teslim ettiğiniz çantanızı finish noktasında teslim etmiş olduğunuz aynı arabadan geri almanız gerekmektedir.

Çantalarınızı teslim edeceğiniz vestiyer alanları ve arabalar göğüs numaralarına göre kategorize edilmiş durumda, yani kafanıza göre değil numaranıza göre teslimat yapıyorsunuz.

 

KAYIT SIRASINDA ÖDEMİŞ OLDUĞUNUZ ÜCRETE NELER DAHİL?

  • Yarış günü ücretsiz ulaşım imkânı.
  • Yarış çantası, göğüs numarası, derecenizi ölçecek olan çip.
  • Finish alanında ikramlar.
  • Finisher madalyası.
  • İnternetten indirebileceğiniz yarış bitirme sertifikası.
  • Gerekli olması durumunda medikal destek.
  • Finish alanında duş ve masaj.

İŞİNİZE YARAMASI MUHTEMEL EK  BİLGİLER.

  • Yarışa kayıt olurken 38 Euro karşılığında Münih Maratonu 2017 resmi tişörtünü de satın alabilirsiniz.
  • 10 Euro karşılığında yarış bitiminde madalyanıza isminizi, soyadınızı ve derecenizi işletebilirsiniz, bunu yapabilmek için yarışa kayıt sırasında bu hizmeti de satın almanız gerekmektedir.( Medals engraving)
  • Yarış sırasında kullandığınız zaman çipinizi finish alanında teslim etmeniz gerekiyor, aksi taktide yarış sırasında vermiş olduğunuz kredi kartınızdan çip ücreti tahsil ediliyor.
  • Yarış bitiminden 24 saat sonra marathon-photos.com adresinden yarış sırasında çekilmiş olan fotoğraflarınızı satın alabilirsiniz.

MÜNİH MARATONU BİTTİ ŞİMDİ DE BİRAZ GEZELİM DERSENİZ;

Sadece koşmakla olmaz, maraton bitti ve artık gezme zamanı derseniz; işte size Münih ve çevresinde gezebileceğiniz cazibe noktaları hakkında kısa kısa bilgiler. Öncelikle Münih ile başlayalım.

MÜNİH;

MÜNİH’TE NERELERİ GÖRMELİSİNİZ?

  • Marienplatz / Şehrin ana meydanı.
  • Altes Rathaus / Eski belediye sarayı.
  • Neus Rathaus / Yeni belediye sarayı.
  • Peter’s Church / Münih’te görebileceğiniz en önemli dini yapılardan biri.
  • Maximillian Strasse / En şık ve alışveriş için en cazip cadde.
  • Olympia Park / 1972 Münih olimpiyatları için yaptırılmış park.
  • Münih Olimpiyat Stadı / Olympia Park içinde bulunan ve 1974 Dünya kupası finalinin oynanmış olduğu meşhur stadyum.
  • İngiliz Bahçesi /Almanya’nın hatta Avrupa’nın en büyük ve görülesi parklarından biri.
  • Hofbrauhaus / Dünyaca ünlü bira evi.

MÜNİH’TE NE YAPMADAN DÖNMEMELİSİNİZ?

  • Alman biralarını ve sosislerini tatmadan.
  • Terayağlı Breztel yemeden.
  • İngiliz Bahçesini gezmeden.
  • Schwarzwolder Torte ( Karaorman pastası) yemeden.
  • Bayern Münih’in mabedi olan Allianz Arena’da bir maç izlemeden.

MÜNİH’ E YAKIN ŞEHİRLER NERELERİDİR?

Eğer yarıştan sonra birkaç gün daha Münih ve çevresinde kalmayı düşünüyorsanız, Bavyera bölgesinin diğer şehirlerini de seyahat planınızın içine dâhil edebilirsiniz.

Bu seyahatiniz için size rehber olabilecek ”Münih’ten Diğer Bavyera Şehirlerine” isimli yazımı buradan  okuyabilirsiniz.

Puglia Gezi Rehberi.

İtalya, namı diğer çizme ve çizmenin topuğu İtalya’nın Puglia bölgesi. Bir yanını Adriyatik kıyısına dayamış olan Puglia bölgesi’nin merkezi Bari olup Lecce, Brindisi, Foggia, Taranto da bu bölgenin önemli şehirleridir. İtalya’nın kuzey ve orta kısmına nazaran yatırımın çok daha düşük olduğu bölge genellikle balıkçılık ve tarım ile ön plana çıkmış olup İtalya’da üretilmekte olan zeytinyağının % 70 kadarı Puglia’dan elde edilmektedir. Bölgenin en önemli şehirlerinden biri olan Lecce ”Güneyin Floransa’sı” olarak da anılmaktadır.

TÜRKİYE’DEN PUGLIA’YA NASIL GİDİLİR?

THY’nin Bari’ye direkt uçuşları var, bu uçuşun başlamasından sonra Türkiye’den İtalya’nın Puglia bölgesine ulaşmak çok kolaylaştı. İstanbul-Bari uçuşu yaklaşık 2 saat sürüyor. Bari’ye ulaştıktan sonra Puglia’nın diğer bölgelerine ulaşım tren vasıtası ile gayet kolay.

BARI

BARİ HAVALİMANI’NDAN ŞEHİR MERKEZİNE NASIL GİDEBİLİRSİNİZ?

Bari Karol Wojtyla Havalimanı’ndan şehir merkezine gitmek için Ferrotramviaria isimli trenleri kullanabilirsiniz. Pasaport işlemlerinden geçtikten sonra tren tabelalarını takip ederek sizi Bari merkeze götürecek olan trene kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Bilet ücreti 5 Euro ve yaklaşık seyahat süresi 20 dakika. Bari merkezde tren istasyonundan çıktığınız zaman Aldo Moro Meydanı karşınıza çıkacak. Bari tren istasyonu, Ferrotramviaria son durağı ve tüm otobüs durakları AldoMoro Meydanında bulunuyor.  Bari Havalimanı’ndan sizi Bari merkeze yani AldoMoro Meydanı’na kadar getirecek ayrıca Bari’nin banliyölerine ulaştırabilecek tren hakkında daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

BARİ’DE GEZİLECEK YERLER NERELERİDİR?

  • Bari Vecchia / Surların içinde kalmış eski şehir.
  • Balık Pazarı / Mezat saatlerinde İtalyan filmlerinden fırlamış bir sahne gibi.
  • Lungomare / Bari’nin dillere destan sahil şeridi.
  • Basilicadi San Nicola / Eski şehrin içinde bulunan bazilika. Puglia bölgesinde bulunmakta olan en önemli dini eserlerden biri olarak öne çıkmaktadır.
  • Catedrale San Sabine / Puglia bölgesi’nin öne çıkan dini yapılarından biri de San Sabine Katedralidir.
  • Teatro Petruzelli / İtalya’nın 4.büyük opera binasıdır. Günümüzde de kullanıma açıktır.
  • Castello Svevo / 1233-1240 yılları arasında yeniden inşa ettirilerek son halini almış olan kale, Adriyatik kıyısında yer alır. Büyük bir kale olmasına karşın gezilecek yerlerinin büyük bir kısmı ziyarete kapalıdır.

BARİ’DE NEREDE KONAKLANIR?

Şehir merkezinde bulunması, tren istasyonuna ve cazibe merkezlerine yürüme mesafesinde olması, yenilenmiş odaları, uygun fiyatı ile benim için tek adres Victor Otel. Buradan otel hakkında daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Ayrıca Bari ve Puglia Bölgesi  otelleri  hakkında daha detaylı bilgi ve rezervasyon için buraya göz atmanızı da tavsiye ederim.

BARİ’DEN DİĞER ŞEHİRLERE NASIL GİDİLİR?

Puglia’da seyahatin en kolay ve konforlu yolu tren yolculuğu. Puglia’nın hemen hemen tüm şehirlerine tren ile ulaşmanız mümkün. İtalya’da tren işi tıkır tıkır işliyor ve çok dakik, bu nedenledir ki hem Puglia bölgesinde hem de İtalya genelinde başka bir ulaşım yolu denemeye gerek yok.

LECCE

BARI’DEN GÜNEYİN FLORANSA’SI LECCE’YE.

Bari’den Lecce’ye Regionale olarak adlandırılan banliyö trenleri ile yaklaşık 1 saat 45 dakika süren bir yolculuk sonrası ulaşabilirsiniz. Bu sürenin 2 saate kadar uzadığı tren seferleri de olabiliyor. Regionale olarak adlandırılan bu trenlerde koltuk numarası yok, bu nedenle bulduğunuz yere oturmanız ve trene pek de son dakika gitmemeniz gerekli, bazı saatlerde tren çok kalabalık olabiliyor. Trene binmeden önce istasyonlardaki makinelerde biletinizi mutlaka validate edip trene geçmeniz şart, tren içinde mutlaka kontrol oluyor. Bu hat için bilet fiyatları 11 ile 22 Euro arasında değişkenlik göstermekte.

Lecce’de trenden ineceğiniz nokta şehir merkezine çok yakın. Yürüyerek şehir merkezine 15 dakikada varabilirsiniz ya da tren garının hemen dışında bulunan otobüsleri de kullanabilirsiniz. Ben yürümenizi tavsiye ederim, varmanız gereken nokta ise Centro Storico yani Piazza Sant’Oronzo.

Lecce şehri Ortaçağ film seti gibi, buram buram tarih kokuyor. İnsan kendini Ortaçağ’da geçen bir filmin setinde gibi hissediyor, boşuna güneyin Floransa’sı olarak adlandırmamış.

LECCE’DE GEZİLECEK YERLER NERELERİDİR?

  • Centro Storico / Tarihi merkez.
  • Piazza Sant’Oronozo / Lecce’nin tarihi merkezinde bulunan ana meydan.
  • Anfitiatro Romano / Piazza Sant’Oronzo’da bulunmakta olan Anfitiatro Romano, 1904 ile 1948 yılları arası yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkarılmıştır.
  • Piazza Duomo / Catedrale di Lecce’nin ya da diğer adı ile Duomo di Lecce’nin bulunduğu meydan.
  • Duomo di Lecce / Lecce’nin ve Puglia’nın en önemli dini yapılarından biri.
  • Chiesa di Sant’Irene / Duomo Meydanı’nın çok yakınında bulunan Lecce’nin görkemli dini yapılarından bir diğeri.

                                           

 

 

 

 

 

 

                                                                                   

 

BRINDISI

LECCE’ DEN BARİ’YE DÖNERKEN YOL ÜSTÜNDE BRINDISI.

Brindisi, Pugia bölgesinin Adriyatik kıyısında bulunan önemli liman şehirlerinden biri. Yunanistan’ın Patras limanından İtalya’ya feribot ile geçtiğiniz takdirde ilk durağınız Brindisi Limanı olabilir. Buradan İtalya’nın diğer bölgelerine kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Brindisi küçük ve şahane bir Adriyatik şehri.

LECCE BRINDISI ARASI TREN İLE NE KADAR SÜRÜYOR?

Lecce, Brindisi arası Regionale ile yaklaşık 25 dakika sürüyor. Bilet fiyatları 3 Euro civarı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BRINDISI’YE UÇAK İLE NASIL GİDİLİR?

Roma Brindisi arası uçak ile yaklaşık 1 saat 10 dakika sürmektedir. Brindisi Havalimanı olan  Aeroporto Del Salento‘dan Brindisi merkez ise yaklaşık 5,5 KM. Roma- Brindisi uçak bileti için buradan bilgi edinebilirsiniz.BRINDISI’DE CAZİBE NOKTALARI NERELERİDİR?

  • Cattedrale di Brindisi / Pugila’nın görkemli dini yapılarından bir diğeri.
  • Colunne Romane / Brindisi’nin simge yapılarından biri.
  • Centro Storico / Tarihi merkez.
  • Lungomare / Brindisi’nin kıyı şeridi.
  • Porto di Brindisi / Brindisi Limanı’nı şehir merkezine bağlayan tarihi kapı.

FOGGIA

BARI’DEN FOGGIA’YA NASIL GİDİLİR?

Ben tüm Puglia gezimde olduğu gibi Bari’den Foggia’ya giderken de tren kullandım.

  • Bari’den Foggia Regionale isimli tren ile 1 saat 30 dakika kadar sürüyor ve ücreti yaklaşık 9 Euro.
  • Hızlı tren ( Frecciabianca ) ile ise 1 saat sürüyor ve ücret 20 Euro.

FOGGIA’DA GÖRÜLECEK YERLER NERELERİDİR?

  • Cathedrale di Foggia
  • Chiesa di Gesu é Maria
  • Museo del Territorio
  • Palazzo delle Statue
  • Palazzo Marzano

 TARANTO

Kendisi ile aynı isme sahip körfeze kıyılarını dayamış olan Taranto da diğer Puglia’lılar gibi biraz Akdenizli biraz da Arabik havaya sahip bir liman şehridir.

BARI TARANTO ARASI TREN İLE NE KADAR SÜRÜYOR?

Bari’den Taranto arası Regionale ile 1 saat 15 dakika kadar sürüyor ve ücret 8 Euro civarı.

TARANTO’DA NERELERİ GEZEBİLİRSİNİZ?

  • Castello Aragonese
  • Cathedrale di Taranto ( Duomo di San Cataldo)
  • Chiesa di San Domenico Maggiore
  • Lungomare Vittorio Emanuele 3
  • Plazzo del Governo.

BARİ VE PUGLIA BÖLGESİ’NDE NE TATMADAN DÖNMEMELİSİNİZ?

  • Focaccia / Puglia’ya özgü bir çeşit pizza diyebiliriz.
  • Orecchiette / Ev yapımı Bari makarnası.
  • La Buratta / Bölgeye özgü, dışı mozarella içi krema olan bir peynir türü.
  • Puglia ‘ya özgü, Negroamaro ve Primitivo şarapları.

TREN ITALIA HAKKINDA KISA BİLGİLER.

  • İstasyonlarda bilet almanız için makineler var.
  • Makineler çeşitli dillerde hizmet veriyor.
  • Bilet alımı sırasında size yol gösterecek yetkililer mutlaka oluyor.
  • Bilet alımlarınızı makinelerden yapabileceğiniz gibi gişelerden de yapabilirsiniz.
  • Hızlı tren için aldığınız biletlerin saat ve koltuk numarası kesin. Bu nedenle biletlerinizi validate etmenize gerek yok.
  • Banliyö trenleri için aldığınız biletler açık bilet bu nedenle trene binmeden önce mutlaka validate edilmesi gerekiyor.
  • Cumartesi günleri için bazı hatlarda kampanyalar oluyor iki kişi bir kişi fiyatına seyahat edilebiliyor. Bu kampanyadan faydalanmak için sefere 48 saat kalana kadar biletleri satın almak gerekli.

Buradan Tren Italia için online bilet alabilir, seferler ve kampanyalar hakkında daha detaylı fikir edinebilirsiniz.

PUGLIA BÖLGESİ’NDE BAŞKA NERELERİ GÖRMELİSİNİZ?

  • Locorodonto
  • Polignano a mare
  • Otranto
  • Gallipoli
  • Alberobello

KISA KISA NOTLAR.

  • Puglia gezileriniz için karargâhınızı Bari’ye kurabilir ve civar şehirlere rahatlıkla gidip dönebilirsiniz.
  • Araç kiralama Puglia için iyi bir yöntem olabilir.
  • Tren ile tüm bölgeyi son derece konforlu ve kolay bir şekilde gezebilirsiniz. İtalya’da tren sistemi sıkıntısız.
  • 4 gün gibi bir süre Puglia’yı gezmeniz için yeterli olacaktır.
  • Yaz aylarında yapılacak olan Puglia seyahati sırasında şahane Adriyatik plajlarında deniz tatili de yapılabilir.
  • Türkiye’den uçuş sadece Bari’ye var lakin Brindisi ve Foggia’da da havalimanı mevcut. Bu havalimanlarına yapılabilecek uçuşlar ile alakalı Alitalia havayolları sitesinden daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.