, ,

Bitmeyen Senfoni: Bayram Tatili Travması…

Bayram kapıya dayandı, yaklaşık iki hafta sonra bütün iş hayatını felç edecek olan 11 günlük uzun mu uzun Kurban Bayramı tatili başlayacak. Türk halkının büyük bir bölümü bayramı iple çekiyor lakin bayram bahane, tatil şahane.

Yurtiçi, yurtdışı rezervasyonları çoktan yaptırıldı. Sona kalanlar evdeki çocukların ve eşlerin artan baskıları ile son bir çırpınış gidilecek yer arıyorlar. Bayramda yaşadığı şehirde kalmak insanlar için tam bir prestij kaybı;  sonra konu, komşu ne der? Tatilin niteliği de pek önemli değil, burada tek dert kesinlikle nicelik. Bir yerden bir yere intikal edilsin de nereye edilirse edilsin…

Bu tatile gitmek sanki tüm sorunları çözecek ve tatile giden her bireyi tam bir ruhsal tatmine ulaştıracak. İnsanın içsel bir doymuşluğu, belli bir hayat duruşu, tatil olarak ne istediği hakkında bir fikri yok ise böyle bir tatmine ulaşmasına da inanın imkân yok.

An itibari ile bilmem ne gümrük kapısı fotoları sosyal medyada gırla gidecek. O çılgın gümrük kuyruğunda beklemek insanları  “Oh be biz de bu gruba dâhiliz, eziyet çekiyoruz ama olsun, tatile gidiyoruz be abi” diye gururlandıracak; Yunan, Bulgar sınırlarını geçer geçmez ya da Çeşme, Bodrum, Alaçatı’ya varır varmaz tekrar sosyal medyada yer bildirmeler başlayacak. Bayramda bayramlaşmak adına arayanlara ise ağızda kelimeleri uzata uzata; ‘’ Yokuz canım evde, şuradayızzz, buradayız’’ demenin dayanılmaz hazzı yaşanacak. ‘’ Yokuz İstanbul’da ’’ ya da ‘’ Yurtdışındayız ’’ lafları çok önemli; 90+4’ te gol atmış hazzı verir bir kısım insanlara.

Sosyal medya görüntülerine bakacak olursak herkes deli gibi eğleniyor. Kum, deniz, güneş, güzel yemekler, içkiler, mutluluk pozları, plajda frappe ile resim, akşam bol deniz mahsulleri olan masalar…….

Şu keyfi, bu keyfi, tatil başlasın, an itibari ile gibi beylik cümleler ile başlayan sosyal medya paylaşımları. Yüzlerde müthiş bir mutluluk fakat arka planda beyinde sürekli olarak ’’20 Euro verdik bu kahvelere, OHA ! 120 TL düşünceleri’’, paradoksun ağa babası J)).Sakın kur hesaplamayın, bitersiniz…….

Bir kısım insanı kesinlikle tenzih ediyorum ama geri kalan büyük bir güruh bu tatillere sırf gitmek zorunda olduğunu düşündüğü, çevre gazı, ben de gitmeliyim, sınıf atlama derdi, eş ve çocukların baskısı gibi saçma sapan neden sonuç ilişkileri ile gidiyor. O kalabalıkta debelenip, debelenip, bolca sayıp, sövüp, bir ton da para harcayıp; dinlenmeyi geçelim belki de daha çok yorulup geri dönüyorlar.

Çılgın tatilcilerin hatırı sayılır bir kısmı,  minik bir çadır ile en basit şartlarda doğada kamp yapan,  ne istediğini bilen,  içsel ve beyinsel gelişimini tamamlamış insanın aldığı keyfi alamıyor. Çoğunluğun derdi eş, dost ile aşık atmak, onlardan geri kalmamak. Zaten genel hayat döngüsü içindeki en büyük problem bu değil mi? Kendin olamamak, hep başka hayatlara öykünmek. Kopyala, yapıştır insanlar işte……

Üç günlük Barcelona tatilini sadece La Rambla ve çevresinde geçiren, Aşk Çeşmesi önünde resim çektirince Roma tatilini tamam sayan ya da ülkesinde tek bir tane müze gezmediği halde gittiği ülkede müze gezmek için kendini paralayan insanlar gördüm.

Çok bahşiş verip, gittikleri yerlerden manasız ve abartılı alışveriş yapmayı iyi tatil yapmak sanan bir zümre var ne yazık ki bu ülkede. Bilmem kaç günde bilmem kaç ülke gezdim diye skor tutan ’’Gezginimsiler’’ var, hâlbuki o dedikleri gün süresince birkaç şehir bile gezmek zor. Deniz tatilinden döndükten sonra ’’ AAAAA! Hiç yanmamışsın ama’’ gibi saçma bir cümle ile karşılaşıp, mayo izini göstererek tatile gittiğini ispatlama gayretine girenlerin sayısı azımsanamayacak kadar çoktur bizim ülkemizde.

  • Bu insanların yaptıkları kopyala yapıştır tatil ile içsel bir tatmine ulaşmaları mümkün mü?
  • Herkesin aynı tip tatil ile mutlu olmasının imkânı var mı?
  • İnsanlar neden bu 11 günlük büyük kavimler göçünün mutlaka bir parçası olmak için kendini paralıyor?
  • Sürüden ayrılırsak bizi kurt kapar mı? Kurt kapmasın diye bu eziyete devam mı?

Geçen yıl Bodrum’da bir kafede oturuyordum, yan masadaki havalı abi ve abla ile bir süre sohbet ettik, derken konu konuyu açtı, “20 senedir Bodrum’a geliyoruz Bitez’de evimiz var” dediler, öyle Bodrumlu olmuşlar ki Bodrum’un yerlisini bile kovarlar ellerine fırsat geçse. Bodrum şöyle, Bodrum böyle anlatıyorlar, “ Bodrum Kalesi? “ dedim, demez olaydım! Daha Kaleyi görmemişler. Biramdan son yudumu aldım,”Hoşça kalın” dedim ve  kalktım gittim.

Sizce de burada bir kaçak yok mu?

Çoğumuz aslında sadece ’’MIŞ’’ gibiyiz.

Pek tabii ki de gezelim ama kendimizi geliştirmek, gerçekten mutlu olmak için gezelim sadece dostlar alışverişte olduğumuzu görsün diye değil….

Şimdiden herkese iyi bayramlar, pardon iyi tatiller….

 

 

 

0 cevaplar

Cevapla

Yorum yazmak ister misiniz?
Katkıda bulunmaktan çekinmeyin!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir