Aşk Ve Sanatın Şehri Paris.

Bize biraz Paris’i anlat diye sorabilseydik Notre Dame ‘ın Kamburuna; herhalde aşk, ihtiras ve sanatın kenti diye cevap verirdi bize. Bu dillere destan Paris şehrini,hem NotreDame ‘ın kamburundan,hem Jan d’Arc‘dan hem de Jean- Paul Sartre‘dan dinlemek istiyorum ve tabi birde kısa boylu Korsikalı Napolyone Bonaparte’dan.

Eminim ki hepsinin Paris’i kendine özgüdür ve her biri çok farklı noktalara odaklanmıştır ama değişmeyen tek şey Seine Nehri’nin kıyılarına vuran dalga sesleri ile yükselen AŞK’ ın melodisidir.

Yurt dışı seyahati yapma imkanı olan herkes, Paris’e hayatı boyunca mutlaka bir kez gitmeli, o havayı teneffüs etmeli diye düşünüyorum.

Muhteşem bir toplu taşıma sistemi olan ve yaklaşık 220 km uzunluğa sahip Paris Metro’su ile bu dillere destan şehrin her bir noktasına rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Bu nedenle konaklama yapacak olduğunuz hiçbir bölgenin ulaşım açısından pek dezavantajı olmayacağı kesin.

Paris’te bulunan her iki havalimanından da (Orly ve Charles De Gaulle)şehre; hem trenle hem de shuttle bus ile rahatlıkla ulaşım sağlanabilmektedir.

Doğruyu söylemek gerekir ise Paris diğer Avrupa kentlerine nazaran pahalı bir şehirdir. Paris’te paranız pul olabilir ama inanın buna değer.

Concorde meydanı’ndan başlayıp Arc De Triomphe’ye kadar Paris’in en ünlü caddesi olan Champ De Elysee ‘de yürüyün. Mağazaları gezin, küçük pasajlara girin, bir kahve için.

Paris’in belki de Fransa’nın simgesi olmuş Eiffel kulesine çıkın, Mars meydanından Eiffel’i izleyin, fotoğraflarını çekin. Gün geceye dönmek üzereyken Seine Nehri’nde tekne gezisine çıkın, böylece tekne ile Paris’in hem gündüzünü hem de ışıl ışıl gecesini, yakamozlar eşliğinde izleme fırsatı bulun.

Paris, iliklerine kadar sanat kokan bir şehir. Ne demiş ünlü Filozof Friedrich Nietzsche ”Bir sanatçının Avrupa’da yatacak yeri yoktur. Paris hariç.”

Paris’in ressamları ile ünlü semti Montmarte’a gidin. Montmarte’da ressamları izleyin, portrenizi çizdirin, o güzel semtin tarihi dokusunu ve sanat kokan havasını teneffüs edin. Montmarte’tan Sacré-Coeur Bazilikasına çıkın, Bazilikayı gezin önündeki merdivenlerde yada çimlerde oturun, Paris’i tepeden seyredin.

 

Saint Germain’de kafelerde oturun. Güzel kahveler için, şahane pastalarını, kruvasanlarını deneyimleyin.

Notre DameKatedralin’de, Victor Hugo’nun kamburu Quasimado’yu ve güzel Esmeralda’yı arayın….

Louvre Müzesinde Mona Lisa ‘yı uzun uzun seyredin.

Paris’in bohem semtlerini gezin,MoulinRouge ‘da şov izleyin.

Güzel şaraplar için , güzel peynirler tadın….

Parisi anlatmakla bitiremeyiz, yaşamamız gerekir. Atlayın uçağa gidin ve birkaç gün için bir Parizien gibi yaşayın. Aşkın, sanatın, lezzetin ve tarihin kenti Paris’ten kendinizi mahrum etmeyin.

Şimdiden herkese İyi Seyahatler …..

0 cevaplar

Cevapla

Yorum yazmak ister misiniz?
Katkıda bulunmaktan çekinmeyin!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir