,

Lizbon Maratonu ve Lizbon.

Almanya’dan Lizbon’a seyahatimiz yaklaşık iki buçuk saat sürdü.

Havaalanları şehirlerin dokuları hakkında genelde doğru bilgi verirler. Lizbon’un kendisi gibi; kalabalık, dükkânlarla dolu, canlı mı canlı bir havaalanı var. Lizbon Havaalanı’nın ismi Portela ve şehir merkezine uzaklığı 7-8 km kadar.

PORTELA HAVALİMANI’NDAN ŞEHİR MERKEZİNE NASIL GİDİLİR?

Havalimanı’ndan şehre metro ya da otobüs ile gitmek mümkündü ama biz tembellik yapıp havalimanından otelimize taksiyle gittik. Genellikle tüm seyahatlerimizin dönüş kısmında puplic transport kullanmayı tercih ediyoruz bunun nedeni ise dönüş sırasında artık şehri tamamı ile öğrenmiş ve kendimizi tam anlamı ile güvende hissediyor olmamız. Bu seyahatimizde de gene bu alışkanlığımızdan ödün vermedik ve yukarıda da belirttiğim gibi ilk gün Portela – Otel arsını taksi ile dönüş günü ise metro ile yaptık.

Portela Havalimanı’ndan şehir merkezine hem metro ile hem de Aerobus isimli otobüsler ile ulaşabilirsiniz. Metro hatları ile hem de Aerobus’ın geçtiği güzergâhlar ile şehir merkezinde istediğiniz noktalara kolaylıkla ulaşabilme imkânınız var.

Aerobus otobüsleri Portela kalkışlı 07.00-23.00, Cais de Sodré kalkışlı ise 07.45-22.30 arası hizmet vermektedir. Ücret 3,5 Euro olup biletleri araçların içinden satın alabileceğiniz gibi online olarak da temin edebilirsiniz. Aerobus hakkında çok daha detaylı bilgi için burayı ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

Lizbon’da Metro ise sabah 06.30 ile gece 01.00 arasında çalışmaktadır.

TOPLU TAŞIMA TECRÜBELERİMİZDEN İŞİNİZE YARAYABİLECEKLER.

  • Otobüslerin içinde bilet aldığınız takdirde daha fazla ücret ödüyorsunuz.
  • Biz günlük bileti metroda satin aldik. İnce bir kart (boarding pass kagidi kalitesinde, barkodlu) 0.50 Euro kartin kendi ücreti ve günlük sayısız binis 6.00 Euro. Bu 0.50 Euro’luk kartlar bir yıl süre ile üzerine dolum yaparak kullanılabiliyormuş fakat biz ne yazık ki beceremedik ve her güne yeni bir kart satın aldik.
  • 50 Euro’ya 24 saat metro, otobüs ve tramvayı sınırsız olarak kullanabildik.
  • Metro için tek yön ’’Zone1’’ bileti 1.40 Euro idi ki havalimanı da ’’Zone 1’’ içinde yer alıyor.
  • Lizbon sehir merkezi ( Havalimanı da dahil ) ’’Zone 1’’, daha uzaklar ’’Zone 2’’ olarak isimlendiriliyor yani işinizin büyük kısmı ’’Zone 1’’ de.
  • Şayet Cascais tren istasyonuna kadar gitmek istiyorsanız 6.50 Euro’luk günlük bilet ücreti 9.00 Euro oluyor.
  • Sehir halki geri doldurulabilen İstanbul kart benzeri bir kart kullanıyorlardı ama biz bu karti almaya calişmadik.
  • Büyük istasyonlarda bilet alınacak gişeler her daim açık değillerdi ve açık oldukları zamanlarda  ise çok sıra oluyordu. Bilet makinaları bol miktarda var, tümünde İngilizce seçeneği mevcut ve sistem basit.Bu makinalara atabileceğiniz en büyük banknot 10 Euro.

NEREDE KONAKLADIK?

Lizbon’da kaldığımız otel; tarihi meydanları, kafeleri ile Sultanahmet’e benzer turistik bir semtteydi. Tabii dilencisi, fırsatçıları da ona göreydi. Otelin önündeki işlek caddede ayni adam iki gün üst üste minik bir paket gösterip isteyip istemediğimizi sordu. Ayni soruya bir kez de kahve içtiğimiz yerlerde otururken maruz kaldık. Şehrin güvenliği için bir şey diyemem ama bu durum bana turist olarak kendimi buralarda çok güvende hissettirmedi açıkçası.

Otelimiz Downtown Guesthouse adında üç yıldızlı bir oteldi ama bana göre yıldızları oldukça eskimişti. Otelden; fiyat, dost personel ve konumu için çok memnun kaldık ama Lizbon’a bir daha gitsek ’’bu otelde tekrar konaklar mıyız?’’ bundan emin değiliz.

Rossio Square ve Santa Justa Elevator’a yürüme mesafesinde olan otelimiz Sao Jorge Kalesi ile Lisbon Katedrali’ne ise hemen hemen 1 km mesafedeydi.

Otelin giris kattaki ana kapısı şifreli olup geceleri ancak bu sifre ile giriş yapmak mümkündü.

Otelin her katina cikis icin ayrica birer cam kapi vardi. Personel yok iken bu kapıları kilitliyorlar ve anahtarı saklıyorlardı. İyi ilişkilerimiz sonucunda anahtarı sakladıkları yeri bize gösterdiler, anahtarı alıp işimiz bitince yerine koyuyorduk.

Ortak kullanım alanı olan mutfakta; buzdolabı, su ısıtma cihazı vardı ama bu alanı otel personeli çarşaf, havlu vs yıkayıp ütülemek için de kullanıyorlardı.(Personel, hem resepsiyona bakıyor hem çamaşır yıkayıp kurutuyor hem de ütü yapıyordu. Bir elemanın suyu nasıl çıkarılır canlı yayın izledik, aynı bizdeki gibiydi ). Biz “İspanyol Balkon’ lu’’  diğer odalara göre daha iyice bir odada konakladık ve genel olarak memnun kaldık.

Otel bu kadar amatörce işletilmesine rağmen inanılmaz tertipli bir oda temizliği hizmeti vardı. Bizim konaklama yaptığımız günlerde iki kişilik oda fiyatı 70 Euro civarındaydı.

LİZBON MARATONU HAKKINDA DETAYLAR.

Yazımızın esas çıkış noktası Lizbon Maratonu idi ama hala maratona değinemedik. Şimdi önümüzdeki yıllarda bu yarışı programına almayı düşünenler için faydalı olabilecek birtakım bilgileri sizlerle paylaşmaya gayret edeceğim.

Öncelikli olarak yarışa kayıt olmanız gereken site burasıdır.. Lizbon’da maraton koşmanın yanı sıra yarı maraton koşma imkânı da mevcut. Bu yıl 15 Ekim tarihinde yapılan maraton, takvimde genellikle hep Ekim ayının ortasına denk geliyor.

Cuma günü Lizbon’a varmıştık ve cumartesi kayit numaralarımız ve çipimizi alacağımız maraton fuarına metro ile gittik. Maraton fuarında bizi kötü bir sürpriz bekliyordu, açık havada iki saatten uzun sürede aşabileceğimiz çılgın bir kuyruk ile karşılaştık. Önce güvenlik sebebiyle kuyruğun uzun olduğunu düşünmüştük fakat sadece teknik hatadan dolayı olduğunu öğrendik. Kayıt olurken verilen numaralar daha önceden basılmış ve isimlerimizin yazıldığı numaralarla uyuşmuyormuş. Görevliler kayıt onay formunda bize verilen numaralarımızı alıp, bilgisayardan doğru numaralarımızı bulup, bizlere yeni numaralarımızı verdiler. Böyle bir hata Türkiye’deki yarışlarda olsa idi insanlar asla bu kadar itiraz ve şikâyet etmeden beklemezlerdi, bundan eminim.

Başarılı maraton koşma tavsiyelerinin hemen hemen hepsinde; yarıştan önceki gün fazla yürümeyin, yorulmayın ve sıvı alımına dikkat edin denir. Biz de her yeni maratona gittiğimizde ne yazık ki bu tavsiyeleri kulak ardı edip oldukça çok yürür ve kendimizi yorarız. Bu sefer çok yürümedik ama 30 derece sıcakta, organizasyon hatasından dolayı iki saat ayakta bekledik, yani yürümüş kadar olup yarış öncesi hep yaptığımız gibi günümüzü yorularak geçirdik.

Normal şartlarda Lizbon’un Ekim ayı sıcaklık ortalaması 15-22 dereceler arası ama maratonun yapılacağı gün de dâhil olmak üzere sıcaklık 20-33 dereceler arasında seyretti. Maratonun ertesi günü ise yağan yağmur neticesinde sıcaklık mevsim normallerine döndü.

Lizbon’da ben maraton, esim Rocky’de yarı maraton koştu. Yarı maraton; Avrupa’nın en uzun köprüsü olan ’’Vasco da Gama’’ köprüsünde başlayıp tümüyle maratonculardan farklı bir parkuru takip ederek, maratona komşu fakat farklı bir finiş noktasında bitti.

Maraton, internet sitesinin pek çok yerinde 08.30’da başlayacak diye ilan edilmekle birlikte bazı bilgilerde ise 08.00’da başlayacaktır diye ilan ediliyordu.Maraton fuarındaki uyarılarda da yarışın 08.00’da başlayacağı belirtilmişti ve yarış 08.00’da başladı.

Maraton, Cascais’te başlayıp Atlantik okyanusunu sola alarak, önce batıya 6 kilometre gidip sonra 2 kilometre döndükten sonra Lizbon’a kadar tek yönlü bir maraton. Pozitif düşünecek olursanız, yarışı bitirmekten başka çareniz yok.

Yarış sabahı merkez tren istasyonundan Cascais’e (Baia Cascais) trenle gittik. Trene koşu numaramızı gösterip ücretsiz bindik. Bindigimiz vagon tamamı ile eskimiş koşu malzemesi, ter ve Bengay kokuyordu. Çok uzun yillardir bu yoğunlukta bir “koşu kokusu” duymamistim. Bilmiyorum ama tanıdık koku oldugundan mıdır nedir beni pek rahatsiz etmedi,sadece gülümsetti. Koşu camiası olarak hijyende aldığımız aşamayi bir kez daha takdir ettirdi,kokuya da cabuk alistim.

Trenle tek yön bir saat kadar gittik. Bu kadar istasyonu ve yolu koşarak dönecek olduğumuzu düşünmek ise biraz endişe vericiydi.

Koşu manzarasi tek kelimeyle şahaneydi. Okyanus dumanli gri renkteydi. Atlantik Okyanusu’na ve dalgalara doymak için okyanusun hemen yanından koşmalıydım ve mümkün olduğunca da öyle yaptım.Azgın dalgalarda surf yapan guruplari izleyerek kosmak ayri bir keyif ve tecrübe idi.Maraton an itibari ile zor gelse dahi dalgalar ve suyun vahşiliği surf yapmaya heves ettirmedi beni.

Maraton plaj kasabalarindan gecip Lizbon’a varmadan önce Atlantik kiyisindan ayrılıp Tejo Nehri’nin (Tagus River) kıyısında devam ediyor.

Maraton son derece düzenliyidi. Maraton fuarı sırasında yaşamış olduğumuz organizasyon hatasını düşünüp yarış sırasında da bir düzensizlik olacak mı diye endişelenmiştim açıkçası. Fakat tam tersi oldu, maraton süresince kilometre tabelaları tam ve doğru işaretliydi. Su istasyonlarında sular izci okul cocukları tarafından düzenli ikram edilmekteydi. Müzik gurupları güzergah boyunca performans sergiliyor, bu da insanı yarışa motive ediyordu.

Daha once Lizbon Maratonu’na dair değerlendirmelerde bu güzergahın hiç seyirci desteği olmayan, yalnız koşulan ıssız bir güzergah olduğunu okumustum. Gerçekten de değerlendirmelerde okumuş olduğum gibi güzergah boyunca pek seyirci ve tezahürat yoktu ama koşan kişi sayısı yüksek olduğundan dolayı seyirci eksikligini hic hissetmedim. Ayrıca İstanbul’da olumsuz tezahuratlara maruz kalmis bir sporcu olarak; hic tezahürat, kötü tezahürattan iyidir diye düşünmedim desem de yalan olur.

Koştuğunuz her maratonun apayrı bir ruh hali oluyor. Bu kez kendime söz vermistim, koşunun ilerleyen kilometrelerinde, kosu zorlaştığında dahi moralimi asla bozmayacaktım.

Geçtiğimiz ay UFC (Ultimate Fighting Club) müsabakasında Volkan Özdemir’in rakibi Jimi Manuwa’yı Knock-out ettiği maçı seyrettim. Maçın sonunda Volkan Özdemir coşku ile “This is my house!” diye bağırıyordu, kendini ”Cage” e ait hissettiğini söylüyordu. Maraton başladığında aynı mottoyu ben de tekrarlamaya başladım, kesinlikle “Marathon is my house”. Kendimi maraton koşarken evimde, ait olduğum yerde hissediyorum, inanılmaz bir mutluluk hissi ile koşuyorum.

Yarış esnasında formamdaki Türk bayrağını görüp  ’’Ben İstanbul maratonu koştum’’ diyen koşucular da bana moral desteği oldular. 39. Kilometreyi kosarken tanistigim Ingiliz koşucu da Avrupa başkentlerinde maraton kosmayi kendine ilke edinmiş. Ben kendi adıma daha önce görmedigim yerlerde düzenlenmekte olan büyük maratonları mümkün olduğunca kosmaya çalışıyorum. Böyle  bir hevesiniz var ise Lizbon’u da mutlaka listenize alın ama sizlere tavsiyem önce Berlin’i, Paris’i, Roma’yı koşun..

PR (Personal Best) kişisel en iyi koşumu yapayım düşünceniz var ise Lizbon Maraton’u çok inişli, çıkışlı olduğu için bu gayenize pek uygun düşmez, ama inanılmaz güzel ve tarihi yerleri görerek, denize, dalgaya doyarak koşmak isterseniz bu yarışı atlamayın mutlaka koşun derim.

MARATON HARİCİNDE NELER YAPTIK?

Lizbon’da alti gun kaldik;

  • Birinci günü kayit evraklarını bekliyerek,
  • İkinci günü maraton kosarak,
  • Üçüncü gün hop on hop off turist otobüsü ile Lizbon’u turlayarak,
  • Dördüncü gün araba kiralayip California’dan bile daha populer olan Nazare surf cennetine giderek,
  • Beşinci gün kale civarını gezerek,
  • Altıncı gün ise meydanlardaki kafelerde vakit geçirerek, Lizbon Maratonu serüvenimizi tamamladık.

LİZBON’DAN YAPMADAN YA DA GÖRMEDEN DÖNMEMENİZ GEREKENLER.

  • Cabo Da Roca ‘ya gidin; Avrupa kıtasının en batı ucu.
  • Lisbon’un meşhur tarihi tramvayları ile keyifli bir tur yapın.
  • Santa Justa asansörünü kullanın, şehri kuş bakışı izleyin.
  • Tejo Nehri civarında vakit geçirin.
  • Fado gösterisi yapılan yemekli restoranlara mutlaka gidin.
  • Orta çağdan kalma ve şehrin en yüksek tepelerinden birinde yer alan Sao Jorge Kalesi’ne çıkın.
  • Lizbon’un simgesi olan ve ’’Unesco Dünya Mirası’’ listesinde bulunan Belem kalesini mutlaka görün.
  • Meşhur tatlıları Belem’i tadın.
  • Porto şaraplarını pas geçmeyin.

11 cevaplar
  1. Abdullah KORKMAZ
    Abdullah KORKMAZ diyor:

    Sima Hanım
    Öncelikle maraton sonrası emek ve zaman ayırarak değerlendirme raporu yazdığınız için çok teşekkür ederim
    Sadece yarış degil harika bir Lizbon tanıtımı da olmuş.
    Ben de 15 yarış koştum ve hepsinden sonra mutlaka izlenimlerimi içeren rapor yazdım.
    Kaleminize sağlık.
    Teşekkürler.
    Yeni yazilarimizi da merakla bekleyeceğim.

    Cevapla
    • Sima McGregor
      Sima McGregor diyor:

      Abdullah bey, kosu yarislarina katilmaya baslamadan once, futbol ozetini, ya da yorumlarini okuyan insanlari anlamazdim. Yarismaya baslayali, futbol ozeti takip eden insanlari cok net anlar oldum. Simdi keyifle kosu raporlarini/ozetlerini takip ediyorum. Kosu ozetlerinizi keyif ile okuyacagima eminim.
      Selamlar.

      Cevapla
  2. Nihal Tırpan
    Nihal Tırpan diyor:

    Sevgili Şima keyifle okudum. Benden biri olarak tam istediğim bilgileri net bir sekilde bu yazida buldum. Teşekkürler. Zaman ve emek ayırman sayesinde bizlere ışık oldun. 2018 de bu yarışı koşmayı istiyorum ve tecrübeni okumak beni daha da cesaretlendirdi. Keyifle nice maratonlara😊

    Cevapla
    • Sima McGregor
      Sima McGregor diyor:

      Sevgili Nihal, guzel sozlerin icin cok tesekkur ederim. Lizbon’da sahane kosacagina eminim. Sevgiler.

      Cevapla
  3. Teoman Can Tamtürk
    Teoman Can Tamtürk diyor:

    Yazıyı beğenmenize, faydalı bulmanıza ve yorumlarınızı bizlerle paylaşmanıza çok memnun olduk.Şima bizleri kırmadı ve Lizbon Maratonu tecrübelerini yazıya döktü..Şima gibi değerli arkadaşlarımızın UzakOlmayanUzaklar için emek harcaması bizleri ziyadesiye mutlu ediyor.Tekrar çok teşekkürler……..

    Cevapla

Cevapla

Yorum yazmak ister misiniz?
Katkıda bulunmaktan çekinmeyin!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir